23. bölüm · MİLANLI
Borcun Bedeli
📖 24. Bölüm: "Borcun Bedeli"
(Aden’in Bakış Açısı)
Motosikletin arkasında, kolları belime sıkıca sarılmış olan Karan’ın ağırlığı her dakika daha da artıyordu. Sol omzundan sızan kan, ceketimin arkasını çoktan ıslatmıştı. Kamer’in adamlarının siren sesleri uzaktan duyuluyordu ama direksiyonu malikaneye ya da hastaneye doğru kırmadım.
Onu, çocukluğumda babamla saklandığımız, yeraltı dünyasından hiç kimsenin, hatta kendi adamlarımın bile bilmediği o eski, ahşap bağ evine getirdim.
Motoru ağaçların arasına gizleyip Karan’ın sağlam kolunu omzuma attım. Acıyla inledi ama dişlerini sıktı. Onu içeri taşıyıp eski koltuğa yatırdığımda, yüzü solmuştu ama o kömür karası gözleri hâlâ tavizsiz bir dikkatle beni izliyordu.
Hemen köşedeki eski ecza dolabından ilk yardım malzemelerini aldım. Önünde diz çöktüğümde, gömleğini vahşi bir hamleyle yırtarak açtım. Mermi omzunu sıyırıp geçmişti, içeride kalmamıştı ama ciddi bir dikiş gerekiyordu. Yarayı alkolle temizlerken Karan acıyla kasıldı, koltuğun kenarını elleriyle darmadağın etti ama gözlerini gözlerimden ayırmadı.
"Beni hatırlamıyorsun..." dedi, sesi acıdan sarsılsa da o hesap soran tonu kaybolmamıştı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, nefesi tenimi yakıyordu. "Beni sadece babanın katilinin oğlu olarak görüyorsun. O zaman cevap ver Aden... Neden geldin? Neden canını riske atıp beni o cehennemden çıkardın?"
Elimdeki iğneyi tenine geçirmeden önce duraksadım. Gözlerimi o karanlık gözlerine diktim. Yüzümde en ufak bir yumuşama, en ufak bir aşk kırıntısı yoktu; sadece bir Soykan’ın o dondurucu ve kibirli gururu vardı.
"Çünkü çok basitsin, Milanlı," dedim, iğneyi tenine soğukkanlılıkla batırırken. Acıyla irkildi ama bakışlarını kaçırmadı. "Eğer orada, o tetikçilerin kurşunuyla ölseydin, bu çok kolay bir ölüm olurdu. Milanlı ailesinin çöküşünü kendi gözlerinle görmeden, babanın günahlarının bedelini bana ödemeden ölmene izin veremezdim. Senin ölümün ancak benim ellerimden olacak, adi bir pusuda değil."
Karan, dikiş iğnesinin yarattığı acıya rağmen aniden sağlam eliyle bileğimi kavradı. Beni kendine doğru çektiğinde, göğsü göğsüme yaslandı. Yaralı omuzundan süzülen kan ellerime bulaştı.
"Yalan söylüyorsun," diye fısıldadı dişlerinin arasından. Gözleri dudaklarıma kilitlenmişti. "Bana olan nefretini o kurşunların önüne atlayarak mı kanıtlıyorsun? Beni kurtardın çünkü o zihnindeki boşluk ne derse desin, kalbin benim ölmemi istemiyor."
Bileğimi elinin altından sertçe kurtardım ama geri çekilmedim. Yüzüne doğru eğildim, patlayan dudağımın sızısıyla gülümsedim.
"Kendini çok önemsiyorsun, kocacığım," dedim, 'kocacığım' kelimesini onun canını yakmak için bir silah gibi kullanarak. "Bu gece seni kurtardım çünkü artık bana büyük bir can borcun var. Ve yeraltı dünyasında, bir Milanlı’nın bir Soykan’a borçlu kalması... senin o kibirli krallığının sonunun başlangıcıdır. Şimdi arkana yaslan ve yarını bekle. Çünkü oyunun kurallarını artık ben yazıyorum."
Karan, acıyla karışık dondurucu bir tebessümle bana baktı. Hafızasını kaybetmiş halim bile onu alt etmeye yetmişti. Pes etmemiştim, boyun eğmemiştim; aksine onu kendi kazdığı o kıskançlık kuyusundan çıkarıp kendime mahkum etmiştim.
