13. bölüm · MİLANLI
Gölge Takibi
📖 13. Bölüm: "Gölge Takibi"
Dağ evini arkamda bırakalı üç gün olmuştu. Soykan ailesinin eski, terk edilmiş liman deposunu kendime yeni üs olarak seçmiştim. Burası ne Milanlıların ne de konseyin kolayca sızabileceği bir yerdi. Masanın üzerinde, babamın geçmişteki eski bağlantılarına ait dosyalar duruyordu. İntikam planımın ilk adımını atmak üzereydim.
Ancak içimde, dağ evinden çıktığım andan beri peşimi bırakmayan tuhaf bir his vardı. Sanki bastığım her toprakta, geçtiğim her sokakta ensemde soğuk bir nefes hissediyordum.
"Giriş çıkışları kontrol ettiniz mi?" diye sordum, masanın başında bekleyen sadık adamım tetiğin ucundaki gölgeye.
"Her yer temiz Aden Hanım. Kimsenin bizi izlemediğine eminiz," dedi.
Yine de içimdeki o huzursuzluk dinmiyordu. Gece yarısına doğru, deponun üst katındaki ofisimden çıkıp limanın rüzgarlı iskelesine doğru yürüdüm. Deniz dalgaları demir iskeleye vururken, derin bir nefes aldım. Tam o sırada, limanın karanlık köşesindeki eski bir konteynerin arkasında bir hareketlilik fark ettim.
"Kim var orada?" diye seslendim, belimdeki gümüş kabzalı silahı hızla çekerek. "Çık ortaya!"
Karanlığın içinden ağır adımlarla bir figür belirdi. Siyah rüzgarlığının kapüşonunu arkaya doğru attığında, loş fener ışığı o sarsılmaz, dondurucu yüzü aydınlattı.
Karan Milanlı.
Üzerinde ne o şık smokini vardı ne de liderlik taslayan o mesafeli tavrı. Gözleri yorgundu ama bakışlarındaki o korumacı, gözü dönmüş canlılık hâlâ yerindeydi. Elini silahına bile götürmemişti; sadece durmuş, bana bakıyordu.
"Sen..." dedim, silahımın namlusunu tam kalbine doğrultarak. "Benim bölgemde ne işin var senin? Sana beni takip etmemeni söylemiştim!"
Karan, namlunun ucuna aldırmadan bana doğru iki adım attı. Aramızdaki mesafeyi kapattığında, o tanıdık odunsu ve barut kokulu parfümü deniz havasını anında bastırdı.
"Seni takip etmiyorum, Aden," dedi, sesi rüzgarın uğultusuna meydan okuyan derin bir tondaydı. "Sadece... attığın adımların seni nereye götürdüğünü izliyorum. Haşmet’in kalan adamları hâlâ sokaklarda ve sen tek başına namlunun ucundasın."
"Bu seni ilgilendirmez, Milanlı!" diye bağırdım, silahı tutan elimi biraz daha dikleştirerek. "Biz düşmanız, unuttun mu? Babanın günahlarının bedelini sana ödeteceğim."
Karan, yavaşça elini kaldırdı ve parmaklarının tersiyle silahımın soğuk namlusunu hafifçe yana doğru itti. Ardından o büyük, sıcak elini bileğime yerleştirdi. Dokunuşu, dağ evindeki o son gecenin acısını ve özlemini taşıyor gibiydi.
"Bana istediğin bedeli ödet, Aden. İstersen bu silahı tam şurama sık," dedi, elini kalbinin üzerine koyarak. Gözlerindeki o duvarlar ilk kez bu kadar korumasızdı. "Ama sen o intikamı alırken arkanda bir tek açık bırakmaman için, ben senin gölgen olmaya devam edeceğim. Sen beni düşmanın bil, benden nefret et... Ama o karanlığa tek başına yürümene asla izin vermeyeceğim, karıcığım."
O kelimeyi günler sonra yeniden duyduğumda, içimdeki o intikam ateşinin üzerine buzlu bir su dökülmüş gibi sarsıldım. Elimi bileğinden sertçe çektim ama o bakışlarındaki mutlak sahiplenme duygusunu yok edemedim.
"Beni uzaktan izlemek seni kurtarmayacak," dedim, arkamı dönüp depoya doğru yürürken. "Gölge olmak tehlikelidir, Karan. Gölgeler ilk ışıkta kaybolur."
Karanlığın içinden o derin sesi son kez yükseldi: "Ben o ışıkta kaybolmaya çoktan razıyım, Soykan. Yeter ki sen güvende ol."
