138. bölüm · MİLANLI
Sessiz Çığlık ve Kayıp Cennet
📖 3. Sezon 76. Bölüm: "Sessiz Çığlık ve Kayıp Cennet"
(Anlatıcı)
Karan’ın öfkesi sarayı bir kasırga gibi döverken, doktorun yüzü korkuyla bembeyaz olmuştu. Aden’in yarası dışarıdan iyi görünse de, iç kanama başlamıştı. Aden’in bilinci, Karan’ın kollarında yavaşça karanlığa gömülüyordu.
🩹 "Zorunlu Kaçış"
Savaş, sarayın ana girişine doğru giren suikastçı sürüsünü durdurmak için barikat kurmuştu. Silah sesleri ve çelik sesleri mahzenin derinliklerine kadar ulaşıyordu. Doktor, Karan’a döndü, sesi titriyordu. "Karan, eğer onu burada tutmaya devam edersen, iç kanaması yüzünden onu kaybedeceğiz! Acil müdahale ve steril bir alan gerekiyor. Savaş, onu buradan çıkarmamız gerektiğini söyledi!"
Karan, Aden’in cansız gibi duran yüzüne bakarken dünyası başına yıkılmıştı. Onu bırakmak, cehennemi yaşamaktan daha zordu. Ancak Aden’in her nefesi, bir öncekinden daha sığdı.
"Onu kurtar," dedi Karan, sesi bir emir değil, bir yalvarıştı. "Eğer ona bir şey olursa..."
Savaş, Aden’i doktorla birlikte gizli geçidin en uzak ucundaki acil durum çıkışına doğru taşıdı. Karan ise o an, kendisini saraya saldıran o suikastçı sürüsüne dönmek zorundaydı. Arkasında bırakmak zorunda olduğu tek şey, kalbiydi.
🌑 "Karan’ın Deliliği"
Savaş, sarayı kuşatan düşmanları tamamen temizlediğinde, güneş doğmak üzereydi. Saray dumanlar içindeydi, her yer harabeye dönmüştü. Karan, Aden’i bıraktığı o köşeye koştu. Ancak orada ne Aden vardı, ne de onları taşıyan Savaş ve doktor.
Karan, o saniyede dünyadan koptu. Gözleri, yerdeki kan izlerinde gezindi. "Aden!" diye kükredi, sesi sarayın yıkıntıları arasında bir hayvana aitmiş gibi yankılandı.
Savaş, bir süre sonra geri döndü ama yüzünde tarifsiz bir çaresizlik vardı. "Karan... Onu götürdükleri yer, çatışmanın ortasında kaldı. Oraya ulaşmaya çalışırken izlerini kaybettik. Başka bir grup onları sıkıştırdı, çatışma sırasında... onları bulamıyoruz."
Karan’ın elindeki silah yere düştü. O an, o meşhur "Milanlı soğukkanlılığı" paramparça oldu. Gözleri, boşluğun derinliklerinde bir şeyler arıyordu. Dizlerinin üzerine çöktü ve etrafındaki herkesi, her şeyi yok sayan bir sessizliğe büründü.
"Onu bulamadınız mı?" diye fısıldadı, sesi artık bir insana değil, bir ölüye aitti. Etrafındaki adamlara baktığında artık onları tanımıyor gibiydi. "O benim Zümrüt Kızım’dı. Onu benden aldınız. Hepiniz..."
Karan, ayağa kalktı. Gözlerinde artık ne bir strateji, ne bir Milanlı asaleti, sadece saf, katıksız bir delilik vardı. Sarayın harabelerinin içinde, sanki Aden’in hayaletini arar gibi elleriyle taşları kazımaya başladı. Etrafındaki kimse ona dokunmaya cüret edemiyordu. Karan Milanlı, ilk defa stratejiyi, gücü ve dünyayı bir kenara bırakmış, sadece sevdiği kadını arayan, zihnini kaybetmiş bir adama dönüşmüştü.
