101. bölüm · MİLANLI
Sisli İhanet
📖 3. Sezon 41. Bölüm: "Sisli İhanet"
(Anlatıcı)
Aden, aralarında otuz adım mesafe bırakarak Kadem'i takip ediyordu. Tersanenin çürümeye yüz tutmuş metal yığınları arasında ilerlerken, gece sisi her nefes alışında ciğerlerine soğuk bir bıçak gibi saplanıyordu. Kadem, bir an duraksadı ve başını hafifçe yana çevirdi. Aden, paslı bir konteynerin arkasına sindi. O an, Kadem’in bir şeylerin farkında olduğunu hissetti.
Kadem aniden hızını artırdı, ardından devasa, yıkık bir deponun içine daldı. Aden, peşinden içeri girdiğinde içerisi zifiri karanlıktı. Elindeki hançeri sıkıca kavradı. Tam Kadem’in sesini ararken, tepesindeki çatı kirişlerinden gelen hafif bir gıcırtı duydu.
Hata yapmıştı. Kadem burada değildi; burası bir yemdi.
Aden arkasına döndüğü an, ensesinde soğuk bir nefes hissetti. Kadem, karanlığın içinden bir hayalet gibi çıkmıştı. Aden hamle yapmaya çalıştı ama Kadem, Milanlı eğitiminin verdiği o vahşi hızla Aden’in elini bileğinden yakalayıp büktü. Hançer yere düşüp metal zeminde yankılanarak uzaklaştı.
Kadem, Aden’i duvara sertçe yasladı. "Milanlı’nın 'kırılgan' eşi," dedi Kadem, sesi karanlığın içinde bir yılanın tıslayışı gibiydi. "Seni takip edeceğimi, beni tuzağa düşüreceğini sandın. Ama unuttuğun bir şey var Aden: Bu sarayı, bu yolları ve Karan’ın zihnini ben inşa ettim."
Aden, Kadem’in elinden kurtulmaya çalıştı ama adamın tutuşu bir mengene gibiydi. "Senin ihanetin," diye fısıldadı Aden, nefes nefese, "Karan’ın zihninde bir leke gibi büyüyecek. İnsanlar senin sonunu görecek, Kadem."
Kadem güldü. Bu, bir celladın kurbanıyla alay edişiydi. "İnsanlar mı? Karan, senin peşimden geldiğinde ne görecek biliyor musun? Milanlı’nın eşinin, bir hainle gizli bir buluşmada suçüstü yakalandığını. Senin o masumiyetin, benim ihanetimi gölgeleyecek."
Tam o sırada, deponun dış kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. İçeriye yansıyan projektör ışıkları, içeriyi bir stadyum gibi aydınlattı. Aden, gözlerini kısmak zorunda kaldı. Girişte, silüeti sisin arasında devleşen o kişi vardı: Karan.
Karan’ın elinde silahı yoktu ama gözlerinde, Aden’in hayatı boyunca gördüğü en korkutucu ifade vardı. Karan, ağır adımlarla içeriye girdi. Kadem, Aden’i kendine daha sıkı çekti ve silahını Aden’in şakağına dayadı.
"Karan!" dedi Kadem, sesi şimdi yüksek ve emrediciydi. "Sana sadık bir adamın, eşinle nasıl bir ihanet içine girdiğini görmek ister misin? O, senin arkandan iş çevirdi."
Aden, Karan’ın gözlerine baktı. Karan’ın yüzünde bir şok ifadesi yoktu. Aksine, o anki bakışlarında derin, anlaşılmaz bir acı ve binlerce ihtimalin yarattığı bir karmaşa vardı. Karan, Aden’in Kadem’i takip ettiğini, onun bir "hain" olduğundan şüphelendiği için kendini tehlikeye attığını anlamış mıydı? Yoksa Aden’i, Kadem’in o yalan dolu kurgusuna kurban mı edecekti?
"Bırak onu, Kadem," dedi Karan, sesi o kadar sakindi ki, deponun içindeki herkesin tüyleri ürperdi.
"Yalvarma," diye kükredi Kadem. "Yalvarman, bu ihaneti daha tatlı kılacak."
Aden, şakağındaki soğuk namluyu hissettiğinde, tüm hayatının bir sayfa gibi gözlerinin önünden geçtiğini gördü. Karan’ın sessizliği, Aden için infazın başlangıcı mıydı, yoksa Kadem’in cehenneminin ilk kıvılcımı mı?
Karan, elini ceketinin içine attı. Aden, onun silahına uzandığını sandı ama Karan bir parşömen çıkardı. Aden’in çalışma masasından aldığı, Kadem’in o mühürlü parşömeninin aslıydı bu.
Karan, Kadem’e bakarak, "Bana oynadığın bu oyun, bitti," dedi. "Aden’in hayatını değil, kendi sonunu rehin aldın."
