8. bölüm · MİLANLI
Büyük Kumar
📖 8. Bölüm: "Büyük Kumar"
Kaçırılma olayının arkasındaki asıl elin Haşmet Bey olduğunu öğrenmemiz uzun sürmemişti. Ancak Karan bu kez silah çekmek yerine, yeraltı dünyasının en sevdiği şeyi yapmaya karar vermişti: Düşmanını kendi evinde, herkesin gözü önünde rezil etmek.
Milanlı ailesinin düzenlediği geleneksel hayır balosu, aslında Haşmet’e kurulmuş elit bir kapkandı.
Malikanenin devasa balo salonu, kristal avizelerin loş ışıkları, maskeli misafirler ve hafif bir klasik müzik ezgisiyle doluydu. Aynadaki aksime bakarken derin bir nefes aldım. Üzerimde, sırt dekolteli, zümrüt yeşili, saten bir elbise vardı. Saçlarım omuzlarıma dökülüyordu ve bileklerimde dün geceden kalan ip izlerini gizleyen pırlanta kelepçeler parıldıyordu.
Kapı açıldı ve Karan içeri girdi. Kusursuz siyah smokini, beyaz gömleği ve her zamanki o sarsılmaz duruşuyla bir tablodan fırlamış gibiydi. Yanıma kadar yürüdü, gözleri baştan aşağı üzerimde gezindi. Bakışlarındaki o yoğunluk, odadaki havayı anında ısıttı.
"Çok güzel olmuşsun, karıcığım," dedi, sesi derinden ve pürüzsüzdü. "Bu gece salondaki herkesin gözü senin üzerinde olacak. Özellikle de Haşmet’in."
"Onun gözlerini yuvalarından çıkarmak için sabırsızlanıyorum, kocacığım," dedim, dudaklarıma tehlikeli bir tebessüm yerleştirerek.
Karan kolunu büktü, elini yerleştirmem için bana baktı. "O zaman gidip bu geceyi başlatalım."
Balo salonunun merdivenlerinden el ele indiğimizde, yüzlerce maskeli yüz bize döndü. Dün gece kaçırıldığıma dair yayılan dedikoduları tek bir hamlede silip atmıştık; dimdik, güçlü ve her zamankinden daha tehlikeli duruyorduk.
Haşmet Bey, salonun ortasında, sadık adamlarıyla birlikte viskisini yudumlarken bizi gördü. Yüzündeki o kendinden emin ifade, Karan’ın dondurucu bakışlarıyla karşılaşınca hafifçe sarsıldı. Yanlarına doğru yürüdük.
"Haşmet Bey," dedi Karan, sesindeki o sahte kibarlık buzdan farksızdı. "Gecemizi onurlandırmışsınız. Eşimin dün gece yaşadığı ufak bir... rahatsızlıktan sonra, onu böyle sağlıklı görmek sizi de mutlu etmiştir umarım."
Haşmet yutkundu, kadehini sıkıca kavradı. "Elbette Karan... Aden Hanım’ın iyi olmasına sevindim. Yeraltı dünyası bazen fazla hareketli olabilir."
"Hareket iyidir," dedim araya girerek. Adımlarımı Haşmet’e doğru bir adım yaklaştırdım, gözlerinin içine baka baka konuştum. "Ama arkadan iş çeviren korkaklar hareketle kaosu karıştırırlar. Neyse ki kocam, o korkakların ellerini kırmakta oldukça ustadır."
Tam o sırada, salonun devasa projeksiyon ekranında balonun tanıtım videosu dönmesi gerekirken ekran aniden karardı. Ardından salonda bir ses yankılanmaya başladı.
Bu, Haşmet Bey’in dün gece Alya ile yaptığı gizli telefon görüşmesinin ses kaydıydı! Aden’in kaçırılma emrini bizzat verdiği o anlar, tüm yeraltı konseyinin ve sosyetenin önünde saniye saniye hoparlörlerden dökülüyordu.
Salonda büyük bir uğultu koptu. Haşmet’in yüzü kireç gibi bembeyaz oldu, elleri titremeye başladı. "Bu... bu bir iftira! Komplo!" diye bağırdı ama artık çok geçti. Güvenilirliği ve saygınlığı saniyeler içinde yerle bir olmuştu.
Karan, Haşmet’e doğru bir adım attı. Boy farkıyla adamın üzerine çökerken sesi sadece Haşmet’in duyabileceği ama bir o kadar ölümcül bir tondaydı.
"Konsey, kendi kurallarına ihanet edenleri affetmez, Haşmet. Yarın sabah o masadaki koltuğun artık boş olacak. Dua et, sadece koltuğun boş kalsın... mezarın değil."
Karan arkasını döndü, belimden tutarak beni salondan dışarıya, balkona doğru yönlendirdi. Arkamızda bıraktığımız kaosun ortasında, zafer bizim ellerimizdeydi.
Balkonun serin havası yüzümüze vururken Karan beni kendine doğru çevirdi. Sırtım balkonun mermer korkuluklarına yaslandığında, Karan iki eliyle korkulukları kavrayarak beni kendi alanına hapsetti.
"Harika bir iş çıkardın," diye fısıldadı, gözleri dudaklarıma kayarken. "Düşmanımı benden daha sert vurdun, karıcığım."
"Söylemiştim," dedim, nefesim nefesine karışırken. "Bu oyunda piyon olmayı kabul etmiyorum. Ben seninle sadece fırtınayı yönetirim, kocacığım."
Karan’ın bakışlarındaki o duvarlar ilk kez tamamen yıkıldı. Eğildi ve aramızdaki o son mesafeyi de yok etmek üzereyken...
