59. bölüm · MİLANLI
Yol Kenarındaki İtiraf
📖 3. Sezon 4. Bölüm: "Yol Kenarındaki İtiraf"
(Aden’in Bakış Açısı)
Kamer ve adamları arkamızdaki o sisli tepede baronların tetikçileriyle amansız bir çatışmaya girerken, ben Karan’ı o rutubetli balıkçı kulübesinden sağ salim çıkarmayı başarmıştım. Şimdi zifiri karanlık, amansız bir dağ yolunda son sürat ilerliyorduk. Gökyüzü delinmiş gibi yağıyor, silecekler ön camdaki hırçın su perdesini yetiştiremiyordu. Direksiyonu sıkmaktan parmak boğumlarım bembeyaz kesilmişti, kollarım titriyordu. Tam vitesi büyütmek için elimi uzatmıştım ki, yanımdan gelen boğuk, derinden gelen kederli bir inleme sesiyle irkildim.
Başımı hızla sağa çevirdiğimde içimdeki tüm dünyaların başıma yıkıldığını hissettim.
Karan, başını koltuğa geriye doğru yaslamış, gözlerini sımsıkı kapatmıştı. Sol omzundaki o derme çatma dikişler, kulübedeki o ani hareket ve vahşi refleks yüzünden tamamen patlamıştı. Siyah gömleğinin sol tarafı sırılsıklam, oluk oluk akan taze kanla kaplanmıştı. Göğsü düzensizce inip kalkıyor, nefesi boğazında tıkanıyordu. Acı, o sarsılmaz yüz hatlarını amansızca geriyordu.
"Karan!" diye bir çığlık koptu dudaklarımdan.
Düşünmeyi bıraktım. Arabayı ani bir manevrayla dağ yolunun kenarındaki o ıssız, çamurlu toprak alana fırlattım. El frenini sertçe çektim ve motoru stop ettim. Bir saniye bile kaybetmeden arka koltuktaki ilk yardım çantasını kaptığım gibi kendi koltuğumdan onun üzerine doğru süzüldüm. İki koltuğun arasındaki o dar alanda, dizlerimin üzerinde, tamamen onun gövdesine odaklanmış durumdaydım.
Ellerim titreyerek gömleğinin düğmelerini tek tek açmaya başladım. Parmaklarım onun sıcak, taze kanına bulanırken zihnimden o uçurum sahnesi geçiyordu. "Dayan ne olur... Dayan," diye fısıldadım, sesim fırtınanın gürültüsüne karışırken. "Bir kez daha dayanamam seni kaybetmeye. Bu sefer olmaz, izin vermem..." Gözlerimden süzülen sıcak yaşlar, onun kanlı göğsüne, tam kalbinin üzerine damlıyordu.
Çantadan çıkardığım tentürdiyotlu gazlı bezi, o açık ve derin yaraya sertçe bastırdım. Karan o an dişlerini birbirine öyle bir vurdu ki, çene kemiklerinin kasıldığını gördüm. Acıyla boğuk bir şekilde inledi ama beni kendinden uzaklaştırmadı. Aksine, gitgide ağırlaşan nefesinin ortasında aniden kanlı sağ elini kaldırdı. Büyük, nasırlı ve çelik gibi güçlü parmakları, benim onun göğsünde duran titrek ellerimi büyük bir hızla kavradı.
Beni durdurmak için değil, sabitlemek için sıkıyordu. Yüzlerimiz birbirine o kadar yakındı ki... Dudaklarından dökülen sıcak, barut kokulu nefesi benim dudaklarımı yakıyordu. Gözlerini yavaşça araladı. O kömür karası karanlık, arabanın loş tavan ışığının altında, hafızasını silen o kazadan beri ilk kez vahşi, ilkel bir çekimle ve aşinalıkla parladı. Ruhunun derinliklerinden gelen bir dürtüyle beni izliyordu.
"Neden?" diye sordu. Sesi acıdan hırıltılı, derinden geliyordu ama o doğuştan gelen, yeraltını hizaya getiren sarsılmaz otoritesini hâlâ koruyordu. "Kim olduğunu bile hatırlamayan, sana az önce o zindanda gözünü kırpmadan bıçak çeken yabancı bir adam için neden böyle ağlıyorsun? Neden benim için dünyayı, o konseyi karşına alıyorsun?"
"Çünkü sen yabancı değilsin," dedim, gözlerimin içine baka baka, yüzümden akan yaşları ve yağmuru umursamadan. Sesim ilk kez bu kadar net ve çıplaktı. "Çünkü sen benim kocamsın. Sen benim Karan’ımsın. Zihnin bomboş olabilir, adımı unutmuş olabilirsin... Ama o göğsünün altında hızla çarpan kalbin hâlâ bana ait, bunu biliyorum. Onu benden söküp alamazsın."
Karan duyduğu kelimelerle irkilir gibi oldu. Parmakları, benim parmaklarımı daha da sert, neredeyse kemiklerimi kıracak bir sahiplenmeyle sıktı. Bakışları, gözlerimden yavaşça sıyrılıp titreyen dudaklarıma kaydı. Aramızdaki o ilkel çekim, dağ yolunun ortasındaki o arabayı bir anda cehennem sıcaklığına çevirmişti. Tenimin sıcaklığı, kokum onun ciğerlerine doldukça gövdesinin sarsıldığını hissettim. Zihni hatırlamıyordu ama bedeni bu teni ezbere biliyordu.
"Seni hatırlatacak tek bir kırıntı yok kafamda, Zümrüt kızı... Zihnim tamamen karanlık bir kuyu," diye fısıldadı, yüzünü yüzüme milim kalacak kadar yaklaştırarak. "Ama bu dondurucu yolda, ellerin kanımla yıkanırken bana böyle hasretle, böyle ölümüne bakarken içimde öyle bir fırtına kopuyor ki... Göğsüm yırtılıyor sanki. Eğer geçmişte seni bu kadar çok sevdiysem... Şunu bil, seni yeniden sevmem sadece birkaç günümü alacak."
Dudakları neredeyse dudaklarıma değecekti. Ruhlarımızın o uçurum kenarında yarım kalan o büyük yemini, o dağ yolundaki arabanın içinde, barutun ve kanın kokusunda yeniden mühürlenmek üzereydi.
