10. bölüm · MİLANLI
Soykan Kanı
📖 10. Bölüm: "Soykan Kanı"
Asansörün dijital paneli yavaşça sıfıra doğru inerken, kapıların ardındaki otoparktan gelen silah ve bağırış sesleri şimdiden içeriyi titretmeye başlamıştı. Karan, silahını sıkıca kavrayıp asansörün kapısının önünde bir siper gibi dikildi. Beni tamamen arkasına almıştı.
"Kapı açıldığı an doğrudan zırhlı araca koşuyorsun, Aden. Ben arkandakileri temizleyeceğim," dedi, sesi bir komutan kadar katı ve tartışmaya kapalıydı.
"Karan, aşağıda en az yirmi adam var, bizi çapraz ateşe alacaklar!" dedim ama beni dinlemedi bile.
Asansörün kapıları iki yana doğru açıldı. Karşımızda, zırhlı aracın etrafını sarmış, ellerinde otomatik silahlarla bekleyen Haşmet'in en seçkin adamları duruyordu. Karan tam öne atılıp tetiğe basacaktı ki, otoparkın devasa giriş kapısından içeri giren üç siyah arazi aracının farları gözlerimizi kör edercesine salona doldu.
Araçların ani fren sesleri otoparkta yankılanırken, içlerinden simsiyah askeri teçhizat kuşanmış, üzerlerinde Soykan ailesinin o eski, kadim amblemini taşıyan adamlar indi.
Haşmet’in adamları neye uğradığını şaşırarak arkalarına döndüklerinde, Soykanların adamları çoktan otoparkın tüm çıkışlarını tutmuş ve namlularını onlara doğrultmuştu. Araçların birinin içinden, babamın eski sağ kolu ve bana sadık olan tek adam, tetiğin ucundaki gölge belirdi.
Karan donakaldı. Silahı hâlâ havadaydı ama gözlerindeki o mutlak kontrol manyağı ifade, hayatında ilk kez gördüğüm bir şaşkınlıkla un ufak olmuştu. Başını yavaşça arkaya, bana doğru çevirdi.
"Bu... ne demek oluyor, Aden?" diye sordu, sesi ilk kez bu kadar kısıktı.
Dudaklarımda, Soykan kanının getirdiği o gururlu ve tehlikeli tebessüm belirdi. Karan’ın önünden çekilip öne doğru bir adım attım. Elbisemin etekleri barutlu zeminde sürünürken, adımlarım bir kraliçe kadar emindi.
"Sana söylemiştim, kocacığım," dedim, sesimi tüm otoparkta yankılanacak kadar net çıkararak. "Ben bu oyunda hiçbir zaman piyon olmadım. Sen Haşmet’i bitirmek için balonun videolarını hazırlarken, ben de Soykan ailesinin yeraltındaki eski uykuda olan hücrelerini uyandırıyordum."
Benim adamlarım, Haşmet'in adamlarını tek bir kurşun bile sıktırmadan anında etkisiz hale getirip silahlarını toplarken, Karan’a doğru döndüm. Aramızdaki mesafe sadece bir adımdı. O şaşkın, gözlerini benden ayıramayan adama doğru hafifçe eğildim.
"Bu gece senin hayatını kurtaran kelimeye takılma," dedim, 3. Bölümde arabada bana kurduğu cümlenin aynısını ona iade ederek. "Çünkü bu ittifak, artık sadece senin kurallarınla yönetilmiyor."
Karan’ın şaşkınlığı, yerini yavaşça o derin, dondurucu ama bu kez içinde saf bir hayranlık barındıran bakışına bıraktı. Dudaklarının kenarı tehlikeli bir hayranlıkla yukarı kıvrıldı. Silahını beline yerleştirdi, elini uzatıp parmaklarını saçlarımın arasına geçirdi ve beni kendine doğru çekti. Gözlerimizin arasında milimler kalmıştı.
"Soykan kanı..." diye fısıldadı, sesi göğsümü titreterek. "Karşıma çıkan en tehlikeli, en kusursuz fırtınasın. Ve ben o fırtınada kaybolmaya dünden hazırım, karıcığım."
Otoparktaki barut kokusunun ve adamlarımızın ayak seslerinin arasında, yeraltı dünyası o gece sadece Milanlıların değil, küllerinden doğan bir Soykan kadınının da önünde diz çökmüştü. Savaş şimdi gerçekten başlıyordu.
