54. bölüm · MİLANLI
Zümrütün Oyunu ve Büyük Düşüş
📖 2. Sezon 17. Bölüm: "Zümrütün Oyunu ve Büyük Düşüş" (SEZON FİNALİ)
(Aden’in Bakış Açısı)
Parmaklarımın arasındaki gümüş kabzalı silahın metal soğukluğu, damarlarımdaki donmuş kanı bile yakacak kadar keskindi. Rüzgar, sırılsıklam olmuş beyaz elbisemi tenime yapıştırırken, namluyu tam Karan’ın göğsüne doğru doğrultmuştum. Yavuz Sancaktar, arkada annemin saçlarından tutmuş, yüzündeki o iğrenç gümüş maskenin arkasından zaferinin tadını çıkarıyordu. "Vur onu Soykan kızı! Vur ki annen yaşasın!" diye kükrüyordu fırtınaya karşı.
Karan... O kömür karası gözleriyle bana öyle bir bakıyordu ki... Gözlerinde ne bir korku ne de bir sitem vardı. Sadece sonsuz bir teslimiyet, devasa bir aşk vardı. Dudakları hafifçe kıpırdadı, fırtınanın sesini aşarak ruhuma fısıldadı: "Eğer senin ve annenin yaşaması için bu kalbin durması gerekiyorsa... Çek tetiği Soykan kızı. Benim canım zaten senin feda olduğun gün bitti."
Gözlerimden akan yaşlar yağmura karıştı. Ama içimdeki o korkak kadın çoktan ölmüştü. Ben Yavuz’un oyuncağı olmayacaktım. Karan’ın bana o hücrede kurulan tuzakları anlattığı, Gamze’nin duvardaki o çığlığı zihnimde yankılandı.
"Özür dilerim, Karan," dedim, sesimin titremesine izin vermeyerek.
Parmağımı tetiğe bastığım o salisede, namluyu Karan’ın göğsünden milimetrik bir hızla yana kaydırdım ve tüm gövdemle arkaya dönerek hedefimi tam Yavuz Sancaktar’ın göğsüne kilitledim!
BAAAAAAM!
Uçurumun kenarında yankılanan o tek kurşun sesi, fırtınayı bile susturdu. Gümüş kabzalı silahtan çıkan o kor ateş, Yavuz’un göğsünün tam ortasına saplandı. Yavuz’un gözleri maskenin arkasından dehşetle açıldı, geriye doğru sendeledi. Ama o, cehenneme tek başına gitmeyecek kadar sinsi bir iblisti.
Düşerken, son bir can havliyle sol elini annemin kıyafetlerine doladı. Annemin çığlığı fırtınayı yırttı: "ADEN! KIZIM!"
Yavuz, dengesini kaybedip uçurumun o karanlık, hırçın sularına doğru geriye doğru düşerken annemi de peşinden o ölümcül boşluğa çekti!
(Karan’ın Bakış Açısı)
Aden’in namluyu son salisede Yavuz’u vurmak için çevirdiğini gördüğümde içimdeki o Milanlı aslanı yeniden doğmuştu. Ama Yavuz’un kadını da beraberinde o yüz metrelik sarp uçurumdan aşağı çektiğini gördüğüm an, zaman benim için tamamen durdu. Aden’in yüzündeki o zafer ifadesi bir salisede dünyanın en büyük çaresizliğine ve acısına dönüştü.
"ANNEEEEE!" diye haykırdı Aden, uçurumun kenarına doğru fırlayarak.
Eğer o kadın oradan düşerse, Aden bir daha asla gülemezdi. Aden’in ruhu o sularda boğulurdu. Ve ben, karımın ruhunun ölmesine izin vermezdim.
Kendi patlamış omzumu, oluk oluk akan kanımı tamamen unuttum. Koşarak öne fırladım. Aden’i tam uçurumun kenarında, aşağıya doğru uzanmaya çalışırken belinden yakalayıp geriye doğru savurdum.
"Karan, hayır! Annem!" diye feryat etti Aden yerde yuvarlanırken.
Ona son bir kez baktım. Zümrüt gözlerine zihnimdeki tüm sevgiyi mühürledim. "Seni seviyorum, Soykan kızı. Annene iyi bak," dedim.
Ve kendimi, saniyeler önce annesinin ve Yavuz’un gözden kaybolduğu o amansız, simsiyah, devasa dalgaların döküldüğü uçurum boşluğuna bıraktım. Rüzgar kulaklarımda uğuldarken, aşağıda köpüren o hırçın sulara doğru süzüldüm. Tek amacım, havada annesinin elini yakalamaktı.
(Aden’in Bakış Açısı)
"KARAAAAAAN!"
Uçurumun kenarındaki çakıl taşlarını tırnaklarımla sökerek öne doğru atıldım ama saniyeler çok geçti. Karan... Kocam, sevdiğim adam, benim için gözünü kırpmadan o ölümcül boşluğa, annemi kurtarmak için atlamıştı.
Aşağıya, o simsiyah hırçın denize doğru baktım. Dev dalgalar kayalara çarpıyor, bembeyaz köpükler çıkarıyordu. Ama ne annemden, ne Yavuz'dan ne de Karan'dan tek bir iz vardı. Deniz hepsini yutmuştu. Karanlık, canımı en çok yakan parçalarımla birlikte derinlere gömülmüştü.
Gamze arkamdan yetişip beni uçurumun kenarından çekmeye çalışırken hıçkırıklarla sarsılıyordu. Ben ise dizlerimin üzerinde, o amansız fırtınanın ortasında kalakalmıştım. Elbisem kan, barut ve çamur içindeydi. Gözlerim o uçsuz bucaksız karanlığa kilitlenmişti.
İçimdeki narin kadın o hücrede ölmüştü ama o uçurumun kenarında, acıyla yoğrulmuş, intikamla bilenmiş ve aşkını kaybetmiş yepyeni bir lider doğdu.
"Seni bulacağım, Karan," diye fısıldadım, sesim dalgaların uğultusunu bastıracak kadar amansızdı. "Ya nefesimi senin yanında tüketeceğim ya da bu şehri bize dar eden herkesi o denizin dibine gömeceğim."
Yağmur bardaktan boşalırcasına yağmaya devam ederken, Milanlı efsanesi o gecenin karanlığında büyük bir belirsizliğe gömüldü.
- 2. SEZONUN SONU -
