29. bölüm · MİLANLI
Altın Kafes
📖 31. Bölüm: "Altın Kafes"
(Aden’in Bakış Açısı)
Gözlerimi açtığımda, o yağmurlu ve kanlı malikane bahçesinin soğukluğu gitmişti. Burnuma taze demlenmiş bitki çayı ve fırından yeni çıkmış kurabiye kokusu doluyordu. Vücudumdaki uyuşturucu gazın etkisi yavaş yavaş geçerken hızla doğruldum.
Karanlık bir hücrede, zincirler arasında olmayı bekliyordum. Ama burası devasa pencereleri ormana bakan, son derece lüks ve sıcak döşenmiş bir dağ eviydi. Üzerimdeki kanlı kıyafetler çıkarılmış, yerlerine temiz ve rahat kıyafetler giydirilmişti. Yaralarım temizlenmişti.
"Uyanmışsınız..."
Kapı eşiğinden gelen ürkek ve ince bir sesle anında buz kestim. Bakışlarımı o yöne çevirdiğimde, elinde bir tepsiyle içeri giren, yirmili yaşlarının başında, solgun yüzlü ama masum bakışlı bir kadın gördüm. Üzerindeki basit kıyafetlerden ve titreyen ellerinden buranın sahibi olmadığı belliydi.
Yataktan hızla çıkıp kadına doğru bir adım attım. Kadın panikle geri çekildi, elindeki tepsi hafifçe sallandı. "Lütfen korkmayın," dedi aceleyle, sesinde saf bir iyi niyet vardı. "Ben Elif. Size zarar vermek için burada değilim. Sadece... yaralarınızla ilgilenmem ve size refakat etmem istendi."
Yüzüme o dondurucu ve otoriter Soykan ifadesini takındım. Aramızdaki mesafeyi kapatıp gözlerimi onun ürkek gözlerine diktim. "Kim istedi bunu?" diye tısladım. "Gölge mi? Neredeyim ben?"
Elif yutkundu, bakışlarını yere indirdi. "İsim vermem yasak. Sadece size çok iyi davranmam tembihlendi. Buradan çıkamazsınız, dışarıda onlarca silahlı adam var ama içeride ne isterseniz yapılacak. Ben de... ben de buraya mahkumum aslında. Size yardım etmek isterdim ama elimden hiçbir şey gelmiyor, lütfen beni zorlamayın."
Kadının gözlerindeki o çaresizliği ve samimiyeti gördüm. Yalan söylemiyordu; o da bu sinsi oyunun piyonlarından biriydi. Bana işkence etmek yerine iyi davranıyorlardı çünkü Gölge’nin benimle ilgili başka, çok daha büyük bir planı vardı. Beni fiziksel olarak değil, zihinsel olarak köşeye sıkıştırmak istiyorlardı.
Tepsideki çaya ya da yiyeceklere dokunmadım. Pencereye doğru yürüyüp dışarıdaki sık orman ağaçlarına ve bahçedeki silahlı nöbetçilere baktım.
Karan’ın çamurların içinde "Aden!" diye haykırışı kulağımda çınladı. Şu an şehri birbirine kattığına, önüne çıkan herkesi canlı canlı toprağa gömdüğüne emindim. Ama benim buradan kendi zekamla çıkmam gerekiyordu.
Arkamda duran Elif’e doğru yavaşça döndüm. Yüzümdeki o sert ifadeyi hafifçe yumuşattım ama gözlerimdeki o avcı parıltısını gizlemedim. Birkaç bölüm burada kalacaktım, farkındaydım. Ama bu ev benim hapishanem değil, Gölge’yi kendi evinde vuracağım satranç tahtam olacaktı. Ve işe, yanımdaki bu çaresiz kadını kendi tarafıma çekerek başlayacaktım.
"Elif..." dedim, sesimi sakin ve güven verici bir tona ayarlayarak. "Bana yardım edemeyeceğini biliyorum. Ama en azından... bana bu evde kimsenin bilmediği ne var, onu anlatabilirsin."
