9. bölüm · MİLANLI
Barikat
📖 9. Bölüm: "Barikat"
Dudaklarımız arasındaki mesafe bir nefes kadar azalmışken, Karan’ın gözlerindeki o koyu, zifiri karanlığın içinde kaybolmak üzereydim. Kalbimin sesini arkamızdaki patlayan flaşlar bile bastıramıyordu. Tam o an, Karan’ın ceketinin iç cebindeki telefon acı acı ve ısrarla titremeye başladı.
Bu sıradan bir arama değildi; sadece acil durumlar için kullandığı, kırmızı hat telefonuydu.
Karan, dişlerinin arasından sessiz bir küfür savurarak geri çekildi. Aramızdaki o büyüleyici hava bir anda dağılırken, telefonu kulağına götürdü. Yüzü saniyeler içinde eski o dondurucu, keskin hatlarına geri döndü.
"Konuş, Kamer."
Telefonun hoparlöründen gelen ses, rüzgarın uğultusuna rağmen balkonda yankılandı: “Karan Bey! Haşmet’in adamları konsey kararını beklemeden intihar görevine kalkıştı. Balonun yapıldığı otelin tüm çıkışlarını tuttular, ağır silahlarla içeri sızıyorlar! Güvenlik çemberi yarıldı, hemen tahliye olmanız gerekiyor!”
Silah sesleri Kamer’in sözünü kesti. Balo salonunun içinden çığlıklar ve peş peşe patlayan camların gürültüsü yükseldi. İçerideki o elit, lüks atmosfer bir saniyede cehenneme dönmüştü.
Karan telefonu kapatıp cebine attı. Tek bir saniye bile tereddüt etmeden elimi kavradı. Parmakları parmaklarımın arasına sımsıkı kenetlendi.
"Arkamda kal ve elimi sakın bırakma," dedi, gözlerindeki o korumacı canavar yeniden uyanmıştı.
Smokininin içinden çıkardığı o parlak, siyah susturuculu silahı havaya kaldırdı. Balkon kapısını tekmeleyerek içeri girdiğimizde, içerisi duman altıydı. Maskeli davetliler panik içinde sağa sola kaçışırken, merdivenlerin başında Haşmet’in gözü dönmüş adamları belirdi.
"Karan Milanlı orada! Vurun!"
Mermiler etrafımızdaki mermer sütunları delip geçerken Karan beni arkasındaki kalın sütunun arkasına doğru itti. Kendisi öne atılarak peş peşe üç el ateş etti; merdivendeki adamlar birer birer yere serildi.
"Aden, otopark asansörüne doğru koşacağız, orada zırhlı araç hazır," dedi, şarjörü profesyonel bir hızla yenilerken. Alnından süzülen bir damla ter, gözlerindeki o kararlılığı gölgeleyemiyordu.
"Sen tek başına hepsini tutamazsın, arkanda adamlar var!" diye bağırdım, kırılan kristal avizenin gürültüsü arasında.
Karan bana doğru döndü. Üzerindeki o şık smokin şimdi barut izleriyle doluydu ama o hâlâ bu yıkımın ortasındaki tek hükümdar gibiydi. Eğilip diğer eliyle yüzümü kavradı, baş parmağı yanağımı sıkıca ezdi.
"Sana ne demiştim, karıcığım?" dedi, sesi silah seslerini bastıracak kadar baskındı. "Seni kaybetme ihtimalim, bu dünyayı yok etme sebebim olur. Şimdi benimle gel ve bana güven."
Elbitemin eteklerini elime dolayıp onun adımlarına uydum. Çatışmanın tam ortasından, mermilerin havada uçuştuğu o koridordan geçerek otopark asansörüne ulaştığımızda arkamızdaki kapıya son bir şarjör boşalttı. Dijital panelde asansörün kapısı açılırken, Karan beni içeri itip kendisi de içeri sızdı.
Kapılar kapandığında, asansörün aynasındaki aksimize baktım. Üzerimizdeki o göz alıcı kıyafetler yırtılmış, yüzümüze barut lekesi bulaşmıştı ama ellerimiz... Ellerimiz hâlâ birbirine kenetliydi.
Karan sırtını asansörün aynasına yaslayıp derin bir nefes aldı. Silahını indirip gözlerini bana dikti. O sarsılmaz maskesi tamamen düşmüştü.
"Görüyorsun ya, kocacığım," dedim, nefes nefese kalmış olmama rağmen ona meydan okuyarak. "Fırtına kapımıza dayandı."
Karan parmaklarımı biraz daha sıktı, başını bana doğru eğdi. "Bu fırtına bizi yıkamaz, karıcığım. Biz zaten o fırtınanın ta kendisiyiz."
