77. bölüm · MİLANLI
Zümrüt Işığın Sönüşü
📖 3. Sezon 22.5. Bölüm: "Zümrüt Işığın Sönüşü"
(Aden’in Bakış Açısı)
Beni o sığınağa getirdiklerinde, gözlerimdeki o zümrüt yeşili ışıltının giderek solduğunu hissediyordum. Dışarıdaki o parlak dünya, o Karan ile yaşadığımız Hayalet Şehir’in korunaklı havası, bir rüya gibi zihnimin derinliklerine itilmişti. Artık sadece bu dört duvarın soğukluğu ve Leyla’nın o zehirli sesi vardı.
Beni o sandalyeye oturttuklarında, bileklerime geçen demir halkaların sesi, odadaki tek melodiydi. Leyla karşımda duruyordu, elinde Karan’ın bana o çok güvendiğim günlerde verdiği bir mektup vardı. Ama o mektubun içindeki el yazısı... Sanki Karan’ın o sert, kendinden emin el yazısını taklit eden ama bir yerlerde mutlaka hata yapan birinin kaleminden çıkmıştı.
"Oku," dedi Leyla, sesi bir kırbaç gibi yüzüme çarptı.
Okudum. Karan’ın, babamın konağını nasıl kendi elleriyle yakıp yıktığını, benim sadece o konağın mirasını ele geçirmek için bir "araç" olduğumu anlatan o satırları... Zümrüt yeşili gözlerim, kelimelerin üzerinde gezinirken, bir zamanlar Karan’a baktığımda hissettiğim o güven duygusunun, yerini keskin bir cam kırığına bıraktığını hissettim. Kalbim, o an ilk kez gerçek bir acıyla kasıldı.
"Bu bir yalan," dedim, sesim titreyerek. Ama o an, Leyla’nın o gözlerindeki o mutlak emin ifadeyi gördüğümde, içimdeki o ses cılızlaştı.
Leyla, elindeki o metal cihazı çalıştırdı. "Buna inanmazsan, bedelini ödersin Aden. Gerçeği kabul etmen için bu acı şart."
Elektrik akımı vücuduma ilk çarptığında, dünya bir anlığına bembeyaz oldu. Çığlığım, bu sığınağın o rutubetli duvarlarında boğulup gitti. Elektriğin yarattığı o titreme, kemiklerimi sızlatıyor, zihnimi ise o zehirli yalanlarla yeniden inşa ediyordu. Her şokta, Karan’ın bana sarıldığı o anlar gözümün önünden geçiyor, ama hepsi üzerine birer kan lekesi dökülmüş gibi kirletiliyordu.
Zümrüt yeşili gözlerimi, o acıyla kapanmadan önce son kez tavana diktim. "Karan..." diye fısıldadım, kendi sesimi bile duyamadan. O an, zihnimdeki o korunaklı labirentte Karan’ın yüzü, artık kurtarıcı değil, o acıyı bana reva gören tek kişi olarak belirmişti.
Bedenim, artık o elektrik şoklarının ağırlığını taşıyamaz hale geldiğinde, son hatırladığım şey zeminle buluşan başımın o soğukluğu ve zihnimdeki o karanlıktı. Artık bir Milanlı kraliçesi değildim; ben, kendi gerçekliğinden koparılmış, acı içinde yanan bir zümrüt parçasından ibarettim.
Bilincim yavaşça, o dipsiz kuyuya doğru çekilirken, son düşüncem, "Eğer gerçek buysa, ben neden hala onu özlüyorum?" sorusuydu. Ve sonra... mutlak sessizlik.
