100. bölüm · MİLANLI
Yalanın Gölgesi
📖 3. Sezon 40. Bölüm: "Yalanın Gölgesi"
Kadem, sarayın o geniş taş koridorlarında Karan’ın gölgesi gibi yürürken, hiçbir şeyden habersiz görünüyordu. Ancak Aden, artık sadece bir gözlemci değildi; Kadem’in her adımını, Karan’ın masasına bıraktığı her raporu, hatta o donuk bakışlarındaki en ufak değişimi bile not ediyordu.
Bir gece, ay ışığı sarayın yüksek pencerelerinden içeri süzülürken, Aden fırsatını buldu. Kadem, Karan ile birlikte dışarıdaki bir görüşmeye gitmişti. Aden, elinde gizli bölmeden çıkardığı bir maymuncukla Kadem’in çalışma odasına girdi. Oda, beklediğinden daha soğuktu. Masasının üzerinde, Karan'a sunduğu sahte raporların aksine, çok daha farklı bir düzen vardı.
Aden, çekmecelerin arasına sıkıştırılmış, mühürlü bir parşömen buldu. Mühür, Vural Ailesi’ne ait değildi; antik bir sembolü, belki de çok daha eski, karanlık bir tarikatı işaret eden bir Zümrüdüanka figürü vardı. Aden kâğıdı açtığında, tüyleri ürperdi:
"Milanlı’nın ateşi yakında sönecek. Kurban hazır, Aden’in zihni zaten çözülüyor. Karan, kendi sadık köpeğinin elinde boğulurken, biz küllerin arasından yükselen yeni efendiyi göreceğiz. Kadem, son hazırlıkları yap."
Aden kâğıdı okuduğunda, odadaki hava sanki bir anda ağırlaştı. Kadem, sadece bir hain değil, bir "törenin" celladıydı. Aden, Kadem’in o donuk bakışlarının altındaki gerçek dehşeti şimdi anlıyordu; o sadece Karan’a ihanet etmiyor, Aden’i de bir kurban olarak sunmaya hazırlanıyordu.
Tam o sırada kapının dışında bir ayak sesi duyuldu. Aden, kâğıdı hızla yerine bıraktı ve odadan çıkacakken kapı kolunun döndüğünü fark etti. Nefesini tuttu. Eğer yakalanırsa, Karan’a durumu açıklama şansı olmayacaktı çünkü Kadem’in planı çoktan devreye girmişti; Karan, Kadem’e Aden’den daha çok güveniyordu.
Aden, odanın içindeki ağır kadife perdelerin arkasına sindi. Kapı açıldı ve içeri giren Kadem, odanın ortasında durdu. Yavaşça elini masasına attı, sanki birinin burada olduğunu hissetmiş gibi odanın içine dikkatle baktı. Aden’in kalbi, Karan’ın infazlarında çıkardığı sesten daha yüksek atıyordu.
Kadem, masanın üzerindeki o parşömeni eline aldı, mühürü kontrol etti. "Henüz değil," diye mırıldandı kendi kendine. Sesi, Aden’in bugüne kadar duyduğu en soğuk sesti. "Aden, kendi zihninde boğulurken onu izlemek, bu oyunun en keyifli kısmı olacak."
Kadem odadan çıktığında, Aden bir anlık nefes alabildi. Artık biliyordu; Karan’a bu ihaneti kanıtsız bir şekilde söylemek, Aden’in saraydan sürgünüyle veya Kadem’in elinde sonuyla biterdi. Kadem, Karan’ın gözündeki o sarsılmaz yerini öyle bir sağlamlaştırmıştı ki, Aden’in önce onun o "sarsılmaz" maskesini kırması gerekiyordu.
Aden odasına geri döndüğünde, Karan onu bekliyordu. Karan, Aden’in yüzündeki o solgunluğu fark etti ama bunu yine "korku" sandı. "Seni koruyamıyor muyum?" diye sordu Karan, sesi bir kez daha o şefkatli tona bürünerek.
Aden, Karan’ın elini tuttu. Karan’ın yüzüne baktığında, elindeki o hayali kılıcı daha sıkı kavradı. "Koruyorsun Karan," dedi Aden, sesi çelik gibi sertti. "Ama bazen, birini korumak için, onun dünyasındaki her şeyi yakman gerekir. Ve ben, artık yakmaya hazırım."
Karan, Aden’in bu tuhaf sözlerini anlamlandıramadı ama o an, Aden’in gözlerinde daha önce hiç görmediği bir "kraliçe" soğukluğu fark etti. Karan sadece gülümsedi ve onun elini okşadı. Kendi sonunu hazırlayan adamın yanı başında, o sonu engelleyecek olan tek kişi, Aden, artık kendi oyununu kuruyordu.
