46. bölüm / 46
Kisses Driven by Hate46
Bölümler 46Şu an: 46
- 1 11.338 kelime
- 2 21.979 kelime
- 3 31.468 kelime
- 4 41.244 kelime
- 5 51.089 kelime
- 6 61.176 kelime
- 7 72.629 kelime
- 8 82.184 kelime
- 9 91.778 kelime
- 10 101.730 kelime
- 11 111.403 kelime
- 12 122.127 kelime
- 13 132.713 kelime
- 14 141.925 kelime
- 15 152.545 kelime
- 16 161.494 kelime
- 17 171.239 kelime
- 18 181.701 kelime
- 19 192.239 kelime
- 20 201.521 kelime
- 21 211.686 kelime
- 22 222.861 kelime
- 23 231.608 kelime
- 24 242.707 kelime
- 25 251.813 kelime
- 26 262.742 kelime
- 27 272.845 kelime
- 28 282.343 kelime
- 29 291.552 kelime
- 30 301.758 kelime
- 31 312.229 kelime
- 32 322.412 kelime
- 33 331.414 kelime
- 34 341.912 kelime
- 35 351.770 kelime
- 36 361.692 kelime
- 37 372.638 kelime
- 38 381.543 kelime
- 39 391.186 kelime
- 40 402.232 kelime
- 41 411.355 kelime
- 42 422.573 kelime
- 43 432.800 kelime
- 44 442.275 kelime
- 45 451.121 kelime
- 46 461.878 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefonu yatağın üzerine fırlatıp yorganı başıma kadar çektim. Hayatımda bu kadar sinir bozucu, bu kadar kendinden emin ve ne yazık ki bu kadar inatçı bir insan görmemiştim.
Telefonum yeniden titredi.
'Okulda görüşürüz. Seni özledim.'
Parmaklarım ekranın üzerinde hareketsiz kaldı.
Seni özledim.
İki kelime.
Alt tarafı iki kelimeydi ama yüzümde beliren o aptal gülümsemeyi fark ettiğim an telefonu yastığın altına soktum.
"Deniz, kendine gel. Kendine gel kızım."
Yataktan kalkıp banyoya yöneldim.
"Bu çocuk seni çıldırtacak."
Aynadaki yansımama baktım.
"Zaten çıldırdım."
Okula geldiğimde tek bir dileğim vardı.
Bugün Teoman'la karşılaşmayacaktım.
Ne koridorda, ne sınıfta, ne bahçede, ne de herhangi bir yerde.
Hatta mümkünse kendisi bugün okula hiç gelmemeli.
Çantamı omzuma yerleştirip okulun bahçesine girdim. Aras, her zamanki gibi merdivenlerin yanında beni bekliyordu.
"Deniz!"
Yanına gidip ona sarıldım.
"Günaydın."
Aras geri çekilip yüzüme baktı.
"Hayırdır? Birine mi sinirlendin?"
"Hayır."
"Yalan."
"Aras, sabah sabah başlama."
Güldü.
"Teoman mı?"
Bir an durdum.
Aras'ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
"Allah Allah. İsmini duyunca niye yüzün değişti?"
"Yüzüm değişmedi."
"Deniz, seni tanıyorum. Şu an yüzünde hem birini boğmak isteyen hem de o kişinin mesajını bekleyen bir ifade var."
"Sen psikolog mu oldun?"
"Hayır ama senin vakayı çözmek için yüksek lisansa gerek yok."
Koluna vurdum.
"Kardeşin tam bir gerizekalı!"
Aras kahkaha attı. Tam ona cevap verecektim ki arkamızdan tanıdık bir ses geldi.
"Sabah sabah Aras'ı mı dövüyorsun, Deniz kızı?"
Gözlerimi kapattım.
Hayır. Hayır, hayır, hayır. Lütfen başka biri olsun.
"Allah'ım, ben sana ne yaptım?" diye mırıldandım.
"Benimle evlenmeyi reddettin. Bence asıl ben sana ne yaptım diye sormalıyım."
Arkamı döndüm.
Teoman o sinir bozucu gülümsemesiyle karşımda duruyordu. Saçları her zamanki gibi dağınıktı. Sanki aynaya bakmadan evden çıkmış ama yine de bütün okulun dikkatini üzerine çekmeyi başarmıştı.
Gözleri önce yüzümde durdu, ardından dudaklarının kenarı kıvrıldı.
"Günaydın, karıcığım."
Aras'ın kaşları havalandı.
Benimse sabrımın son kırıntısı da o an tükendi.
"Hırt!"
Teoman hiç istifini bozmadı.
"Efendim, aşkım?"
"Bir daha bana öyle seslenirsen-"
"Ne yapacaksın?"
Bir adım yaklaştı.
"Engelleyecek misin?"
Dişlerimi sıktım.
"Evet!"
Telefonunu cebinden çıkarıp ekranını bana çevirdi.
"Numaramı da engelle. Dün gece üç kere profilime bakmışsın."
Dünyanın durduğunu hissettim.
Aras yavaşça bana döndü.
"Üç kere mi?"
"BEN BAKMADIM!"
Teoman omuz silkti.
"Telefonumun ekranı mı kendi kendine açıldı yani?"
"Belki!"
"Tabii. Telefonum da sana âşık."
Aras artık gülmekten konuşamıyordu.
Teoman'a öyle bir baktım ki normal şartlarda insanın iki adım gerilemesi gerekirdi. Fakat bu adamın normal şartlarla hiçbir ilgisi yoktu.
Tam yanından geçip gidecektim ki bileğimden hafifçe tuttu.
"Bir dakika."
Elime baktım, sonra gözlerimi yüzüne kaldırdım.
"Ne var?"
Gülümsemesi azaldı.
"Sabah mesajıma cevap vermedin."
"Verdim."
"Sonra beni tehdit ettin."
"Çünkü sen beni rahat bırakmıyorsun!"
"Özledim seni."
Cümlesi öylesine sakin, öylesine beklenmedik çıktı ki bütün öfkem bir saniyeliğine dağıldı.
Aras'ın gülüşü de kesildi.
Teoman gözlerini benden ayırmadı.
"Dün geceden beri seni görmeyi bekliyorum."
Kalbim göğsümde anlamsız bir hızla atmaya başladı.
Böyle konuştuğunda ne yapacağımı bilmiyordum. Çünkü dalga geçmeye alıştığım, her sözüne karşılık verebildiğim Teoman'ın aksine, bu Teoman karşısında kelimelerim birbirine dolaşıyordu.
Boğazımı temizledim.
"İyi. Gördün işte."
Yanından geçtim.
Arkamdan seslendi.
"Deniz!"
Dönmedim.
"Deniz kızı!"
Olduğum yerde durdum.
Bahçedeki birkaç kişi bize döndü.
Yavaşça arkamı çevirdim.
Teoman'ın yüzünde o meşhur gülümseme vardı.
"Ne oldu? Duymadın mı?"
Yanına yürüyüp dişlerimin arasından konuştum.
"Sen benim ölüm sebebim olacaksın."
Başını hafifçe eğdi.
"Ölmeden önce benimle bir kahve içsen?"
"Hayır!"
"Öğle yemeği?"
"Hayır!"
"Birlikte yaşlanmak?"
"Kes!"
Kahkaha attı.
Aras başını iki yana salladı.
"Ben gidiyorum. İkinizin yanında beş dakika daha kalırsam akıl sağlığımı kaybedeceğim."
Aras uzaklaşırken Teoman'ın bakışları yeniden bana döndü.
Gülümsemesi yavaşça silindi.
"Bir şey soracağım."
"Bu sefer ne?"
"İyi misin?"
Şaşırdım.
"Ne?"
"Dün gece konuştuklarımızdan sonra... iyi misin diye soruyorum."
Bir an cevap veremedim.
Dün geceki hâli gözümün önüne geldi. Kapının önünde dururken sesinin nasıl değiştiğini, kendisiyle ilgili anlattıklarını ve gözlerinde ilk defa gördüğüm o korkuyu hatırladım.
"İyiyim," dedim daha yumuşak bir sesle. "Sen iyi misin?"
Başını salladı.
"İyiyim."
"Teoman."
"Efendim?"
"Bana yalan söyleme."
Birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra elini uzatıp başımın üzerindeki saç tutamını düzeltti.
"Sen yanımdayken daha iyiyim."
Kalbim bir kez daha beni yarı yolda bıraktı.
Tam cevap verecektim ki okulun zili çaldı.
Teoman geri çekildi.
"Hadi bakalım, dersimiz var."
"Senin yüzünden derse geç kalacağız."
"Beraber geç kalmak da bir başlangıçtır."
"Yürü!"
Gülerek önümden ilerledi.
Ben de arkasından giderken kendi kendime söz verdim.
Bugün ona kanmayacaktım.
Ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın, bu kez aklımı başımda tutacaktım.
En azından ilk derse kadar.
Teoman'dan
Deniz'in arkamdan söylenmesini dinlerken gülümsememek için kendimi zor tutuyordum.
Bana kızıyordu.
Hem de bütün kalbiyle.
Ama yine de her sinirlendiğinde gözlerimin içine bakıyordu. Bir şey anlatırken yüzü değişiyor, güldüğünde gözlerinin kenarı hafifçe kırışıyordu. Bütün bunları fark etmemem mümkün değildi.
Sorun şuydu ki Deniz, benim için ne kadar önemli olduğunu henüz bilmiyordu.
Belki de bilmemeliydi.
Çünkü bazı şeyleri ona anlatırsam benden uzaklaşabilirdi. Ve ben...Onun benden uzaklaşmasını istemiyordum.
"Teoman?"
Başımı kaldırdım.
Evren, sınıfın kapısında bana bakıyordu. Kutay da hemen yanındaydı.
Evren çenesini Deniz'in gittiği yöne doğru kaldırdı.
"Yine mi onun peşindesin?"
"Ne olmuş?"
"Bir şey olduğu yok. Sadece seni tanıyamıyorum artık."
Kutay kollarını göğsünde birleştirdi.
"Eskiden biri sana böyle bağırsa bir daha yüzüne bakmazdın. Bu kız seni herkesin ortasında azarlıyor, sen de arkasından gülüyorsun."
Gözlerimi onlara çevirdim.
"İkinizin de başka işi yok mu?"
Evren sırıttı.
"Var. Ama senin hâlini izlemek daha eğlenceli."
Onları geride bırakıp sınıfa girdim.
Deniz pencere kenarındaki sırasına oturmuş, çantasından defterini çıkarıyordu. Aras hemen yanındaki sandalyeye yerleşmişti.
Yerime otururken Deniz arkasına döndü.
"Sen neden buradasın?"
Kaşlarımı kaldırdım.
"Okumaya geldim."
"Sen mi?"
"Şaşırma. Ben de insanım."
"Henüz emin değilim."
Gülümsedim.
"İstersen teneffüste insan olduğumu kanıtlayabilirim."
Yüzü kızardı.
"Defol!"
Aras kahkahayı bastı.
Tam Deniz yeniden önüne dönecekken masanın üzerine küçük bir kâğıt bıraktım.
Bana döndü.
"Bu ne?"
"Aç."
"İstemiyorum."
"Deniz."
"Teoman."
"Bir kere de merak et."
Gözlerini devirerek kâğıdı açtı.
İçinde yalnızca tek bir cümle vardı.
Dün gece söylediklerimi şaka olsun diye söylemedim.
Gülümsemesi kayboldu.
Kâğıdı katlayıp defterinin arasına koydu. Sonra bana baktı.
"Teoman, sen..."
"Şşşt. Hoca geliyor."
Önüne döndü.
Ama kulağının kızardığını görmüştüm.
Ve nedense o küçücük ayrıntı, bütün sabahımı güzelleştirmeye yetmişti.
Deniz'den
Dersin son on dakikası hayatımın en uzun on dakikasıydı.
Çünkü arkamda Teoman Akkaya oturuyordu ve bu adamın sessiz kalması, konuşmasından çok daha tehlikeliydi
Önce kalemimi aldı.
Sonra defterimin köşesine bir şey çizdi.
Ardından sıranın altından ayağıyla sandalyeme hafifçe dokundu.
En sonunda dayanamadım.
Arkamı döndüm.
"Ne istiyorsun?"
Teoman çenesini eline dayamış, beni izliyordu.
"Seni."
Gözlerimi büyüttüm.
"Bir insan sabah sekizden beri aynı şeyi söylemekten sıkılmaz mı?"
"Seninle ilgiliyse hayır."
"Seninle konuşmayacağım."
"Tamam."
Önüme döndüm.
Üç saniye geçmeden arkamdan fısıldadı.
"Deniz."
Derin bir nefes aldım.
"Ne?"
"Öğle arasında benimle gel."
"Nereye?"
"Sürpriz."
"Hayır."
"Deniz..."
"Teoman, hayır dedim."
Bir süre sustu.
Ardından beklemediğim bir ses tonuyla konuştu.
"Peki. İstemiyorsan gelmezsin."
Arkamı döndüm.
Gerçekten mi?
İtiraz etmesini, benimle uğraşmasını, yine bir şey söylemesini beklemiştim.
Ama o yalnızca önündeki deftere baktı.
İçimde garip bir his oluştu.
"Ne sürprizi?" diye sordum istemeden.
Başını kaldırdı.
Gözlerinde o tanıdık parıltı belirdi.
"Demek merak ettin."
"Vazgeçtim."
"Geç kaldın, karıcığım."
"Kes şunu!"
Öğretmen arkasını döndü.
"Deniz, bir sorun mu var?"
Yüzümdeki gülümsemeyi anında sildim.
"Yok hocam."
Teoman'ın kısık kahkahasını duyunca kalemimi sıkıca tuttum.
Bir gün.
Bir gün mutlaka bu adamı kendi silahıyla vuracaktım.
Öğle zili çaldığında sınıf bir anda hareketlendi. Herkes kantine gitmek için toparlanırken ben çantamdan telefonumu çıkardım.
Aras yanıma geldi.
"Kantine geliyor musun?"
"Geliyorum."
Tam ayağa kalkmıştım ki önümde bir gölge belirdi.
Bir elini sıranın kenarına koydu.
"Deniz, benimle geliyorsun."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Emir mi veriyorsun?"
"Hayır. Rica ediyorum."
"Rica böyle mi edilir?"
Bir saniye düşündü. Sonra başını hafifçe eğdi.
"Benimle gelir misin, Deniz kızı?"
Böyle söyleyince itiraz etmek daha da zorlaşıyordu. Ama bunu ona belli edecek değildim.
"Aras da geliyor."
Teoman'ın bakışları Aras'a kaydı.
"Bugün yalnız konuşmak istiyorum."
Aras bana baktı.
"İstersen ben kantine geçeyim."
"Aras..."
"Bir şey olursa ara beni."
Teoman hafifçe gülümsedi.
"Merak etme. Ona bir şey olmayacak."
Bu sözün içinde bir tuhaflık vardı.
Sanki yalnızca o anı değil, çok daha fazlasını düşünüyordu. Ama üzerinde duramadım. Çünkü Teoman elini bana uzatmıştı.
Bir an eline baktım. Sonra elimi uzattım. Parmaklarım avucuna değdiğinde yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.
Beni okulun arka bahçesine götürdü. Öğle güneşi ağaçların arasından süzülüyor, uzaktan öğrencilerin sesleri geliyordu. Bahçenin daha sakin bir köşesinde durduk.
"Ee?" dedim. "Sürprizin ne?"
Teoman cevap vermedi.
Bunun yerine bir adım yaklaştı.
Ben geriye çekilecek gibi olduğumda elini belime yerleştirip beni nazikçe kendine doğru çekti.
Bir anda aramızdaki mesafe kapandı.
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Teoman!"
Gülümseyerek gözlerimin içine baktı.
"Efendim, Deniz kızı?"
"Ne yapıyorsun sen?"
"Sana bakıyorum."
"İki adım geriden de bakabilirsin!"
"Oradan seni özlediğimi anlatamıyorum."
Kalbim göğsüme öyle sert vurdu ki sesini onun da duyacağından korktum.
Ellerim istemsizce göğsüne dayandı.
Beni kendine çekmişti ama tutuşu gevşekti; istersem hemen geri çekilebilirdim. Ve bunu fark ettiğimde içimdeki telaş biraz azaldı.
Teoman başını hafifçe eğdi.
"Rahatsız oldun mu?"
Beklemediğim soru karşısında sustum.
Az önce beni sinir etmekten keyif alan, her fırsatta benimle dalga geçen adamın gözlerinde bu kez gerçek bir cevap bekleyen bir ifade vardı.
"Biraz şaşırdım," diye mırıldandım.
Dudaklarının kenarı kıvrıldı.
"Yani tamamen karşı değilsin."
"Bütün romantizmi mahvetmek zorunda mısın?"
"Romantik miydim?"
"Vazgeçtim. Hiçbir şey değildin."
Güldü.
Sonra elini belimden çekmeden bir adım geri gitti. Aramızda rahatça nefes alabileceğim kadar mesafe bıraktı.
"Şimdi daha iyi mi?"
Ona baktım.
Başımı hafifçe salladım.
"Evet."
Gözlerimin içine bakmayı sürdürdü.
"Deniz, sana bir şey söyleyeceğim."
"Dinliyorum."
"Ben normalde kimseye böyle davranmam."
"Farkındayım. Normalde insanları sinir etmek için profesyonel eğitim almış gibisin."
"Bak, ciddi bir şey söyleyeceğim."
Dudaklarımı birbirine bastırıp sustum.
Teoman'ın yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Senin yanında kendim gibi olmak istiyorum."
Kalbimde bir şey kıpırdadı.
"Zaten kendin gibi değil misin?"
"Bilmiyorum." Gözlerini kısa bir an yere indirdi. "Bazen hangi hâlimin gerçekten ben olduğunu ben bile bilmiyorum."
Dün geceki konuşmamız aklıma geldi.
İçindeki diğer kişiyi. Hatırlamadığı şeyleri. Beni bir gün incitmekten korktuğunu söyleyen adamı. Elimi kaldırıp tişörtünün yakasını düzelttim.
"Her şeyi bugün çözmek zorunda değilsin."
Bakışları yeniden yüzüme döndü.
"Ya çözemezsem?"
"O zaman yardım alırsın. Ama tek başına halletmek zorunda değilsin diye kendini de ihmal etme."
Bir süre konuşmadı.
Sonra elimi tuttu.
"Seninle konuşmak neden bu kadar kolay?"
Gülümsedim.
"Çünkü ben çok iyi bir insanım."
Kahkaha attı.
"İşte şimdi bütün büyü bozuldu."
Koluna vurdum.
"Salak!"
Elimi bırakmadı.
Bir süre bahçede yan yana durduk. Sonra Teoman cebinden küçük, mavi bir anahtarlık çıkardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Bu ne?"
"Senin."
"Anahtarlık mı?"
"Hayır, Deniz. Küçük bir uzay gemisi. Sence ne?"
Gözlerimi devirdim ama anahtarlığı elime aldım. Üzerinde küçücük bir deniz kızı figürü vardı.
İstemeden gülümsedim.
"Çok güzelmiş."
"Beğendiysen alırım bir tane daha."
"Niye?"
"Çünkü seninkini çantana takarsın, ben de kendiminkini anahtarıma takarım."
Yüzüne baktım.
"Sen de mi takacaksın?"
"Tabii."
"Teoman Akkaya'nın anahtarlığında deniz kızı mı olacak?"
"Bir itirazın mı var?"
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
"Yok."
"Teoman Akkaya'nın yanında da Deniz kızı olacak."
"Olur olur-"
Bir adım yaklaşıp alnını hafifçe benimkine yaklaştırdı.
"Bir de bana karıcığım dememi yasaklıyorsun."
"Çünkü karın değilim."
"Henüz."
"Teoman!"
Güldü ve geri çekildi.
Tam o sırada bahçe kapısının oradan bir ses duyuldu.
"Teoman?"
İkimiz de dönüp baktık.
Aras birkaç metre uzağımızda durmuştu.
Yüzündeki ifade alışık olduğum ifadelerden farklıydı. Bize bakıyordu ama asıl dikkatini çeken şey, Teoman'ın hâlâ tuttuğu elimdi.
Sonra gözlerini Teoman'a çevirdi.
"Seninle konuşmamız gerekiyor."
Teoman'ın yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
Elimi yavaşça bıraktı.
"Ne hakkında?"
Aras'ın çenesi gerildi.
"İkimiz hakkında değil."
Bir an durdu.
"Senin hakkında."
Teoman'ın bakışları sertleşti.
"Ne olmuş bana?"
Aras bana kısa bir bakış attı. Sonra yeniden Teoman'a döndü.
"Burada konuşamayız."
Teoman'ın yüzündeki ifade değişmese de ellerinin yumruk hâline geldiğini fark ettim.
"Öyle mi?"
"Evet."
Aras arkasını dönüp uzaklaşmaya başladı. Teoman birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Ardından bana baktı.
"Bir dakika bekler misin?"
Başımı salladım.
"Tabii."
Yanımdan geçip Aras'ın peşinden gitti.
Bölüm etkileşimi
