12. bölüm / 46
Kisses Driven by Hate12
Bölümler 46Şu an: 12
- 1 11.338 kelime
- 2 21.979 kelime
- 3 31.468 kelime
- 4 41.244 kelime
- 5 51.089 kelime
- 6 61.176 kelime
- 7 72.629 kelime
- 8 82.184 kelime
- 9 91.778 kelime
- 10 101.730 kelime
- 11 111.403 kelime
- 12 122.127 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 132.713 kelime
- 14 141.925 kelime
- 15 152.545 kelime
- 16 161.494 kelime
- 17 171.239 kelime
- 18 181.701 kelime
- 19 192.239 kelime
- 20 201.521 kelime
- 21 211.686 kelime
- 22 222.861 kelime
- 23 231.608 kelime
- 24 242.707 kelime
- 25 251.813 kelime
- 26 262.742 kelime
- 27 272.845 kelime
- 28 282.343 kelime
- 29 291.552 kelime
- 30 301.758 kelime
- 31 312.229 kelime
- 32 322.412 kelime
- 33 331.414 kelime
- 34 341.912 kelime
- 35 351.770 kelime
- 36 361.692 kelime
- 37 372.638 kelime
- 38 381.543 kelime
- 39 391.186 kelime
- 40 402.232 kelime
- 41 411.355 kelime
- 42 422.573 kelime
- 43 432.800 kelime
- 44 442.275 kelime
- 45 451.121 kelime
- 46 461.878 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözyaşlarım görüşümü tamamen bulandırırken, adımlarımı nereye attığımı bile bilmeden kendimi malikanenin o devasa, labirent gibi koridorlarına attım. Avucumun içindeki kesik sızlıyor, sıcak kan parmaklarımın arasından süzülüp yerdeki parkelere damlamasın diye elimi sıkıca bastırıyordum. Ama asıl kanayan yer göğsümün tam ortasıydı..
Aras... Leyla’nın elini öyle sıkı tutuşu, o parıltılı ışıklar altındaki sahte ama göz kamaştırıcı mutluluğu...Ben buralarda sürünürken, onun hiçbir şeyden habersiz o podyumda devleşmesi ruhumu paramparça etmişti.
Zemin kattaki büyük lavabonun önüne geldiğimde kapıyı telaşla zorladım ama kilitliydi. İçeriden gelen kahkaha sesleri ve makyaj tazeleyen kadınların fısıltıları dışarı sızıyordu. Oraya girip o kibirli insanların sorularına maruz kalamazdım. Çaresizce etrafıma bakınırken, elinde temiz havlularla koridordan geçen ev görevlilerinden biri beni fark etti. Üzerimdeki kanı ve ağlamaktan kızarmış gözlerimi görmüştü.
"İyi misiniz? Ne oldu elinize?" diye sordu telaşla.
"Alt kat... Alt kattaki lavabo dolu," diyebildim sesim titreyerek. "Elimi yıkamam lazım, lütfen."
Kadın halime acımış olacak ki, merdivenleri işaret etti: "Yukarı çık, koridorun sonundaki sağ odadaki lavabo boş. Kimse yok orada, rahatça halledersin işini."
"Teşekkür ederim," diye fısıldayıp hızla merdivenlere yöneldim. Bilmediğim o odaya doğru adımladım.
Odaya girer girmez kendimi banyoya attım. Kapıyı arkamdan kapatıp musluğu sonuna kadar açtım. Soğuk su avucumdaki kesiğe değer değmez içim ürperdi ama fiziksel acı, kalbimin sızısını bastırmaya yetmiyordu. Aynadaki aksime baktım. Gözlerim kan çanağına dönmüştü. Aynadaki o zavallı, kırılmış kıza bakarak hıçkırıklarımı serbest bıraktım.
>"Neden?" diye fısıldadım kendi kendime. "Neden her defasında daha çok dibe batıyorum?"
Teoman'dan
Sinirle odama çıktım ... Kelimelerle tarif edilemeyecek kadar büyük bir öfke vardı yüzümde. Elim hızla boynumdaki beni daraltan kravata gitti, tek bir hamlede çekip yatağın üzerine fırlattım. Ardından üzerimdeki ceketi omuzlarımdan silkerek yere attım. Beyaz gömleğimin üstten üç düğmesini koparır gibi açtım.
Göğsüm hızla inip kalkıyordu, sanki odadaki oksijen bana yetmiyordu. Elimi saçlarımın arasında geçirip arkaya doğru savurdum ve nefretle box torbama sertçe yumruk savurdum.
Tekrardan yumruğumu atıcakken Deniz'in verdiği 20 TL ile göz göze geldim ardından yanındaki nota gözüm kaydı o notu okumak için almıştım.
Masanın üstündeki notu alıp yatağa oturdum, notu açtıktan sonra okumaya başladım...
Notu okurken onun hissettiklerini duygularını nasıl böyle sert bir kabuğa sahip olduğunu daha iyi anladım... Tam notu bırakacakken son satırda yazan Aras ile göz göze geldim... "Ne yani bu aşk mektubumuydu... Aras'a mı yazmış bunu."
Lavabodan ses geldi ve notu yastığımın altına bırakıp yavaşça lavaboya yaklaştım...
Deniz'den
Teoman’ın bakışları anında banyo kapısına döndü. Gözleri kısıldı. Ağır ve tehlikeli adımlarla kapıya doğru yürümeye başladı. Kaçacak yerim kalmamıştı. Çaresizce banyo kapısını tamamen açıp dışarı adım attım.
Göz göze geldik.
Teoman, beni kendi odasının banyosunda, eli kan içinde ve darmadağın bir halde görünce donakaldı. O öfkeli çehresine saf bir şaşkınlık yayıldı. "Deniz kızı?" diye mırıldandı, sesindeki o her zamanki alaycı ton bu kez yoktu.
Tam o sırada, odanın dış kapısı iki kez sertçe vuruldu. Annesinin o tiz ve otoriter sesi odanın içinde yankılandı.
"Teoman? Orada mısın oğlum? Kapıyı açar mısın? Babanın seninle konuşacağı bişey var."
Teoman’ın gözleri bir saniyeliğine kapıya, ardından tekrar bana kaydı. Annesinin beni burada, bu halde görmesinin ikimiz için de ne anlama geldiğini anında tartmış gibiydi. Hiç düşünmeden üzerime doğru atıldı. Kolumdan kavradığı gibi beni banyonun içindeki geniş duşa kabine doğru itti. Sırtım soğuk cam duvara çarptı.
Daha ne olduğunu anlayamadan, Teoman duş başlığının düğmesine bastı ve yukarıdan üzerimize buz gibi bir su boşalmaya başladı. Şokla çığlık atacakken, Teoman’ın sıcak eli hızla dudaklarımı kapattı.
Üzerimizdeki kıyafetler saniyeler içinde vücudumuza yapışırken, yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesini tenimde hissediyordum.
"Sakın," diye fısıldadı, sesi su sesinin arasından sıyrılıp kulağıma ulaştı. "Sakın sesini çıkarma."
Gözleri gözlerime kenetlenmişken, dudaklarımı kapatan elinin başparmağı yavaşça alt dudağımın üzerinden geçti. O dokunuş, tenimi adeta alev alev yaktı. İçimdeki korku bir anda yerini saf bir öfkeye bıraktı. Beni bu duruma düşüren, canımı yakan bu adamın bana bu kadar yakın olmaya hakkı yoktu! Öfkeyle çenemi sıktım ve dudaklarımı örten elini sertçe ısırdım.
Teoman acıyla dişlerini sıktı ama elini çekmedi, sadece gözlerindeki o karanlık parıltı daha da derinleşti. O sırada odanın kapısı açıldı. Annesi odaya girmiş, banyoya doğru yürümeyip odanın içinden sesleniyordu.
"Teoman? İçeride misin?"
Teoman, gözlerini benden ayırmadan, sesini normal tutmaya çalışarak dışarıya bağırdı: "Duştayım anne!"
Annesi derin bir nefes aldı, sesi banyo kapısının arkasından netçe duyuluyordu. "Aşağıdaki o rezaleti gördün değil mi? Annesi bitti kızı başladı. Defileyi mahvetti beceriksiz. Neyse ki güvenliğe talimat verdim, buldukları yerde yaka paça dışarı atacaklar o sürtük kızı ve yanındaki kıvırcık damacanayı. Çabuk çık baban seni bekliyor Leyla içeride ağlıyor."
Annesinin hakkımda söylediği o aşağılayıcı sözler kulaklarımda çınlarken içimdeki öfke volkan gibi patladı. "Ben sürtük değilim!" diye bağırmak, dışarı çıkıp o kadının yüzüne tükürmek istedim. Hareketlenmeye çalıştığım an Teoman beni tekrar duvara yasladı, bu kez iki eliyle birden ağzımı ve burnumu kapatarak beni tamamen hareketsiz bıraktı.
Haksızlığa uğramanın verdiği o çılgınlıkla, can havliyle elini bir kez daha, bu sefer daha da derin ısırdım.
Teoman’ın boğazından boğuk bir inleme döküldü. Bu ses dışarıya kadar gitmişti.
Annesi irkilerek sordu.
"Teoman? Ses neydi öyle? İyi misin içeride?"
Teoman acıdan kasılan yüzünü gizlemeye çalışarak, gözleriyle beni tehdit edercesine baktı ve dışarıya seslendi. "İyiyim Allah kahretsin! Sabuna bastım,başımı vurdum sadece bu sabunlar da ne kadar kaygan! Neyse çıkıyorum birazdan!"
"Tamam, çabuk ol," dedi annesi ve odanın kapısının kapanma sesi duyuldu. Giderek uzaklaşan topuklu ayakkabı sesleriyle banyo yeniden sadece suyun sesine gömüldü. Ama tehlike henüz geçmiş değildi. Aksine, asıl tehlike tam önümde, beni köşeye sıkıştırmış halde duruyordu.
Yukarıdan akan sicim gibi su, ikimizin de üzerine iniyordu. Beyaz gömleği tamamen şeffaflaşmış, tenine yapışmıştı. Benimde dar lacivert eteğim ve ıslanan gömeliğim vücut hatlarını hatasız bir şekilde ortaya seriyordu.
Teoman'dan
Onu burada, kendi duşumun altında, avucumun içini iki kez ısıracak kadar vahşileşmiş bir halde görmek... İçimdeki tüm karanlığı besliyordu.Ağzındaki elimi yavaşça çektim. Avucumdaki diş izlerine ve sızlayan acıya bakıp hafifçe sırıttım. "Vahşi deniz kızım benim." diye mırıldandım sesimi iyice alçaltarak.
Su ikimizin de saçlarından aşağı süzülüyor, yüzümüzü yıkıyordu. Tam o an, gözüm dudaklarına kaydı. Yukarıdan süzülen su damlaları, onun o dolgun, titreyen dudaklarından akıp çenesine, oradan da boynuna doğru bir yol çiziyordu.
O kadar güzel ve o kadar buralara ait olmayan bir saflıktaydı ki, içimdeki her şeyi yıkıp geçmek, o dudaklardaki suyu kendi dudaklarımla kurutmak istedim.
Aramızdan akan su bile bu sıcaklığı azaltmaya yetmiyordu. Adımlarım benden bağımsızdı artık, mantığım tamamen devre dışı kalmış, sadece karşımda duran bu vahşi, sırılsıklam ve büyüleyici kıza odaklanmıştım. İki elimi de arkasındaki soğuk cam duvara yaslayarak onu tamamen alanımın içine hapsettim. Kaçacak hiçbir yeri yoktu.
Bakışlarım, titreyen o ıslak dudaklarından gözlerine tırmandı. Öfkeden koyulaşmış göz bebekleri, hemen altındaki avucumu ısırdığı yerlerin sızısı... Hepsi beni ona daha da çekiyordu. Başımı hafifçe yana eğip yüzümü yüzüne yaklaştırdım. Aramızdaki mesafeyi santimlere indirirken nefesim, onun titreyen dudaklarına çarptı.
"Bu kadar öfke fazla, deniz kızı... Sakinleşmek ister misin?" diye fısıldadım, sesim suyun şırıltısına karışırken adeta bir itiraf gibi çıktı.
Gözlerimi kapatıp bir adım daha attım. Göğsüm göğsüne değdi, kalbinin bir kuş gibi hızla çarptığını hissettim.
Ne olduğunu anlamama fırsat bile kalmadan, kafasını hızla geriye atıp bütün gücüyle alnımın tam ortasına gömdü.
Burnumun ve alnımın ortasında patlayan o ani, keskin acıyla gözlerim karardı. Beynim kafatasımın içinde sallanmış gibi sarsılarak iki adım geri sendeledim. Duş kabininin camına çarpmamak için elimi son anda yan tarafa tutturabildim. Acı dalga dalga yüzüme yayılırken, elim burnuma ve alnıma gitti. Dişlerimin arasından 'ne yapıyorsun ya' deyip gözlerimi araladım ve ona baktım.
Deniz, saçlarından süzülen sulara ve yüzündeki o hırpalanmış ifadeye rağmen, bir savaşçı gibi dimdik duruyordu. İşaret parmağını göğsüme doğru tehditkarca uzattı. Gözlerinden adeta şimşekler çakıyordu.
"Aklından bile geçirme!" diye tısladı, sesi buz gibi ve kararlıydı. "Beni o aşağılık insanlarla bir tutma! Bir dahakine bu kadar ucuz kurtulamazsın."
Alnımı ovuştururken acıya tezat bir şekilde dudaklarım kenara doğru kıvrıldı. Acı canımı yakmıştı ama bu kızın her defasında beni şaşırtması, o pençelerini hiç çekmemesi içimdeki karanlığı daha da fazla besliyordu.
"Devam et hoşuma gitti..." dedim gülümserken ama onun hoşuna gitmedi.
"Sen tanıdığım en iğrenç insansın!" diye bağırdı, ama sesini dışarıya gitmesin diye anında kıstı, dişlerinin arasından tıslayarak devam etti. "Eğlence mi arıyorsun sen? Buradan bakılınca senin canını yakacak bir oyuncağa mı benziyorum? Sana kötü davranmam hoşuna mı gidiyor. Şimdi şu kapıyı aç ve gitmemi sağla. Yoksa yemin ederim bu sefer kafayla kalmam, seni bu banyoya gömerim."
"Ooo heyecanlandım şimdi."
Dudaklarımdaki o alaycı gülüş yavaşça kayboldu. İçimdeki o karanlık haz, yerini garip, tarif edemediğim bir ciddiyete bıraktı. Elini bileğinden yakaladım. Canını acıtmak istemiyordum ama kaçmasına da izin vermeye niyetim yoktu. Avucundaki kesiğe dikkat ederek parmaklarımı parmaklarının arasından geçirdim. Sıcak kanı, akan soğuk suyun altında benim tenime karıştı.
"Gidemezsin," dedim, sesim bu kez tamamen pürüzsüz ve ciddiydi. "Annemin dışarıda ne dediğini duydun. Güvenlik seni gördüğü yerde yaka paça dışarı atacak. Bu halde, bu kıyafetlerle malikanenin kapısından bile çıkamazsın."
Deniz elini çekmeye çalıştı ama izin vermedim. Gözleri kapıya kaydı, kapana kısılmış olmanın verdiği o çaresizlik anlık olarak yüzünden geçti. Tam dudaklarını aralayıp bana tekrar hakaret edecekken, bakışlarımı duş başlığına çevirip suyu tek bir hamlede kapattım.
Aniden kesilen su sesiyle birlikte banyoya yoğun bir sessizlik çöktü.
Sadece ikimizin hızlı ve kesik nefesleri duyuluyordu. Üzerimizden süzülen sular zemin kaplamasına ritmik seslerle damlarken, ona doğru bir adım daha attım.
"Burada kalacaksın," dedim, sesimi daha da alçaltarak. "En azından ortalık sakinleşene kadar. Şimdi, ben dışarı çıkıyorum. Üzerini kurutman için sana bir şeyler vereceğim... Ha bu arada Deniz kızı..."
Yüzümü kulağına doğru eğdim, nefesim ıslak tenini yalayıp geçti."O notu okudum..."
Duşakabinin cam kapısını kaydırarak açtım. Arkamda sırılsıklam, neye uğradığını şaşırmış ve öfkeden deliren bir deniz kızı bırakarak banyonun soğuk zeminine ilk adımımı attım.
Banyodan çıktığımda odadaki klimalı hava sırılsıklam tenime çarpınca hafifçe ürperdim. Yerdeki ceketi ve yatağın üzerindeki kravatı umursamadan gardıroba yürüdüm. İçinden siyah, ince ve ona giydiğinde dizlerine kadar geleceğini bildiğim salaş bir tişört ile altına giyebileceği siyah bir şort çıkardım. Komodinin çekmecesinden de temiz bir sargı bezi ve tentürdiyot aldım.
Tekrar banyo kapısına yöneldiğimde kapıyı hafifçe aralayıp kıyafetleri ve pansuman malzemelerini lavabonun kenarına bıraktım.
Deniz hala duşakabinin içinde, bıraktığım pozisyonda dikiliyor ve bana öldürecekmiş gibi bakıyordu.
"Bunları giy. Üzerindekilerle kalırsan zatürre olursun... Sen bana lazımsın Deniz kızı" dedim. "Çıktığında da o eli halledeceğiz."
Banyo kapısını çekip odada beklemeye başladım. Dakikalar geçmek bilmedi. Yastığımın altına sakladığım o buruşuk kağıt parçası sanki yatağı delip geçiyor, zihnimi tırmalıyordu. Ne yazmıştı ona? O podyumda parıldayan o herife karşı ne hissediyordu? İçimdeki öfke, alnımdaki kafa yediğim yerin sızısından daha çok canımı yakmaya başlamıştı.
Sonunda banyo kapısı yavaşça açıldı.
Deniz, içinde kaybolduğu siyah tişörtümün kollarını yukarı kıvırmaya çalışarak dışarı çıktı. Saçları hala nemliydi ve omuzlarına dökülüyordu. Sorti belini sıkıca bağlamış olsa da üzerinden düşecek gibi duruyordu. Bu haliyle az önce bana kafa atan o vahşi kızdan çok, savunmasız bir çocuğa benziyordu. Ama gözlerindeki o dikbaşlı kor hala oradaydı.
"Eşyaları aldım. Şimdi bana o nottan bahset.Ne notu hangi not?" dedi, sesi titrese de dik durmaya çalışıyordu. Malikanenin güvenliği dışarıda onu ararken, o hala gururunun peşindeydi.
Yataktan kalktım ve pansuman için yatağa oturttum...
"Onu boşver... Şimdi söyle bana deniz kızı... Burada, benim çatımın altında, elin kan içindeyken canını yakan şey o kesik mi, yoksa Aras’ın o sahneye kardeşim Leyla’nın elini tutarak çıkması mı?"
Deniz yutkundu, gözleri anlık olarak yine o buğulu yaşlarla doldu ama ağlamamak için çenesini sıktı...
"Bırak. Yapma istemiyorum senden gelecek ilk yardımı bile istemiyorum! Orada o acıyla ölürümde şifamı senin o pis ellerinden bulmam."
"Bitti bile... Geçmiş olsun Deniz kızı."
"Bırak-"
"İnsan bir teşekkür eder-"
"Herşeyin suçlusu sensin bide teşekür mü bekliyorsun."
"Ne yaptım ben sana yardım etmekten başka?"
"Eğer mağazaya gelip parayı ödemeseydim şimdi buralarda bu halde olmazdım."
"Ooo yani suçlu benim... Hatta yardım ettiğim için suçluyum öyle mi?"
"Öyle! Senin yüzünü görmeye tahamülüm yok ama niyeyse bir yolunu bulup burnumun dibinde bitiyorsun."
"Bunu bana sen mi söylüyorsun? Burası benim evim benim odam benim banyom benim yatağım. Sen kendi ayaklarınla geldin buraya."
"Bilsem gelirimiydim gerizekalı saçma sapan konuşma beni sinir etme!"
"Öğrenmiş oldun," dedim, pansuman çantasını yatağın üzerine bırakırken dudaklarımda sinir bozucu gülümseme belirdi. "Yabancılık çekmene gerek yok Deniz kızı. Öğrendiğine göre arada gelirsin... Kapım sana her zaman açık."
Yatağın kenarına, tam karşısına doğru hafifçe eğildim. Ellerimi cebime atıp bakışlarımı sırılsıklam saçlarından, siyah tişörtümün içinde kaybolan o küçük bedenine doğru yavaşça indirdim. Alaycı tonda bir ıslık çaldım.
"Ayrıca fena da olmadı hani. Kıyafetlerim de pek bir yakışmış," dedim, gözlerimi kısıp onu baştan aşağı süzerken. "Az önce tam anlamıyla Deniz kızıydın ahahah"
Deniz'in gözleri öfkeden bir kez daha büyüdü. Yanakları sinirden allak bullak olmuştu. Yatağın üzerinden kaptığı ilk şeyi, yani az önce elini sardığım sargı bezinin kalan rulosunu bütün gücüyle suratıma doğru fırlattı.
"Pislik! Sapık! Ruh hastası!" diye sıraladı, yatağın üzerinden hızla doğrulurken. "Senin o iğrenç esprilerini çekmek zorunda değilim! Güvenlik mi yakalıyor, yaka paça dışarı mı atıyorlar ne yapıyorlarsa yapsınlar. Bu odada seninle bir saniye daha kalmaktansa rezil olmayı tercih ederim!"
Arkasını dönüp kapıya doğru öfkeyle bir adım attı. Tam kapı koluna uzanacağı sırada, tek bir hamlede arkasından yetişip elimi kapının üzerine yasladım. Gitmesini engellemek için bedenimi arkasına sabitlediğimde, odadaki hava yine o tehlikeli çizgiye gerildi.
"Bunu gerçekten istiyor musun?" diye fısıldadım, alaycı tavrım bir anda kaybolmuş, sesim yine o karanlık ve baskıcı tona bürünmüştü. "Dışarı adımını attığın an güvenlikler seni kapıda karşılayacak. Kapı dışarı edilmek gururuna dokunmayacak mı yani?"
Bölüm etkileşimi
