Kisses Driven by Hate kitap kapağı

10. bölüm / 46

Kisses Driven by Hate

10

Vaveyla Yazarı: Kyula Seng

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 46Şu an: 10

Sanki bana karşı kazandıkları küçük bir zaferin kutlamasını yapıyor gibiydiler.
Deniz, içeri girer girmez adımlarını doğrudan Barış’ın yanına doğru yöneltti.

Deniz'den

Arasla beraber Barışın sırasına yaklaşırken Barış dayanamayıp patladı.

"Çocuklar, inanamayacaksınız ama kendime harika bir iş buldum!"

Merakla gözlerimi kırpıştırarak Barış’a doğru eğildim. "Aaa, ne işi Barış? Bu haldeyken nasıl buldun hemen?"

"Bir kafede garsonluk yapacağım," dedi Barış gururla. "Şartları çok iyi, tam bana göre!"

Yüzümde samimi bir tebessüm belirdi. "Hayırlı olsun o zaman, çok sevindim senin adına."

Barış, heyecanını gizleyemeyerek sesini biraz daha yükseltti. "Asıl bomba ne biliyor musun? İş iyice hayırlı oldu, çünkü yarın kafenin olduğu mekanda büyük bir defile var! İlk günden çok yoğun ve acayip bir ortama gireceğim."

Barış’ın bu tatlı heyecanı içimi biraz olsun ısıtmıştı ama okul biter bitmez eve attığım adımlarla o sıcaklık buz gibi bir gerçeğe dönüştü. Eve girer girmez banyodan gelen o ağır, deterjanlı ve kirli su kokusu burnuma doldu. Adımlarımı hızlandırıp banyoya koştum ve gördüğüm manzarayla donakaldım.

Annem, dolabımdaki neredeyse tüm düzgün kıyafetleri, tişörtlerimi ve okul eteklerimi apartmanın giderinden sızan o pis, suyu bahane ederek banyoya atmıştı.

"Anne! Ne yaptın sen?" diye çığlık attım. "Kıyafetlerimin burada ne işi var?"

Annem arkasını bile dönmeden, o her zamanki umursamaz ve soğuk sesiyle konuştu.

"Bir anda pis su sızmaya başladı, salona gelmesin diye elime gelen ne varsa önünü kapatmak için attım."

"Anne hepsi mahvolmuş! Yarın okula ne giyeceğim ben?" Sesim ağlamaklı çıkmıştı. Kıyafet alacak tek bir kuruşum bile yoktu.

Annem derin bir nefes alıp bana döndü. Beklediğim o azarlama gelmedi. Aksine, yüzünde nadiren gördüğüm bir yumuşama vardı. Çantasından bir miktar para çıkarıp bana uzattı. "Al şunları. Git kendine doğru düzgün birkaç parça bir şey al. Üstün başın dökülmesin okulda."

Parayı elime aldığımda şaşkınlıktan ne diyeceğimi bilemedim. Annemin bana uzun zamandır ilk defa bu kadar anne gibi davranması, içimde unuttuğum o çocuksu mutluluğu uyandırmıştı.

Annemin verdiği parayla hemen yakındaki büyük bir mağazaya gittim. Fiyatlar oldukça pahalı olduğu için indirim reyonunda gezindim ve kendime birkaç parça kıyafet seçtim. Kabinde denedikten sonra dışarı çıkıp ödeme yapacakken fiyatların yüksek olduğunu öğrendim ve kıyafetleri bırakıp mağazadan çıkarken mağazanın alarmı büyük bir gürültüyle ötmeye başladı. Mağaza müdürü anında başıma üşüştü.

Kadın gelip üstümdeki tişörte baktı ardından elimi arkaya attığımda etiket eline değdi ve başımı eğip içeri geri girdim.

"İstediğiniz şeyi almak için hırsızlık yapmanıza gerek yoktu" dedi mağaza çalışanı, beni herkesin içinde hırsızlıkla suçlayarak.

"Ne? Hayır, ben öyle bir şey yapmadım! Yemin ederim yapmadım, ilk defa mi geldi başınıza!" diye çırpındım.

"Yalan söyleme, ailen gelince anlatırsın derdini! Ara aileni yoksa polis çağırırım" diyerek beni zorlarken aklıma bir fikir geldi ve Arası aradım.

"Aras acilen attığım konuma gelir misin.."

"Tamam Deniz."

Rahat bir şekilde Arası beklerken mağaza müdürü yanıma geldi.

"Deniz hanım gerçekten özür dileriz..."

"Ne oluyor burada?"

"Yanlış anlaşılma için üzgünüz tişörtün parasını da ödediniz..."

"Arkadaşım gelecekti-"

"İçeride sizi bekliyor"

Yüzümde tebessüm oluştu Aras'ın bu kadar erken geleceği ve ödeyeceği aklıma gelmemişti...

"Hani nerede benim arkadaşım..."

Karşımdaki Aras değil Teoman'dı. Sinirle karşısına geçtim"

"Senin ne işin var burda?"

"Bugün beyaz atlı prensin benim deniz kızı..."

Mağaza müdürü tekrardan özür diledi bende dayanamadım ve dışarı çıktım.

Mağazadan dışarı çıktığımızda hala titriyordum. "Senin ne işin var burada bak bu aralar çok karşıma çıkıyorsun elimden kaza çıkacak!" diye bağırdım.

"Sen böyle mi teşekkür ediyorsun?"

"Ne teşekür edicem sana sen kimsin! Hem borcumuda ödicem sana ben kimseye borçlu kalmam helinin sana asla-"

"Bunu dedikçe daha da borçlanıyorsun. Ama gerek yok hediyem olsun-"

"Ödicem!"

O Aras yanımıza geldi, geldiği gibi Teoman'ın yakasına yapıştı.

"Ne işin var lan burada!"

"Çek lan elini!"

"Rahatsız-" derken bana döndü "Rahatsız mı ediyor seni!" Teoman hemen karşılık verdi.

"Veriyorum lan ne yapacaksın"

"Sana sevdiklerime dokunma demedim mi-"

"Dokunucam lan!"

"Aras bırak!" kendime inanamadım ama onları ayırdıktan sonra Teoman'a bakıp" Rahatsız felan etmedi yardım etti!" dedim.. Teoman ve Aras şaşkınlıkla bana bakarken "Yardım etti ne kadar istemesemde yardım etti."

Aras şüpheli bir tavırla " Bu öyle karşılıksız iyilik yapmaz. Ne istiyorsan benden iste lan."

Teoman, Aras’ın bu çıkışına karşılık alaycı bir tavırla "Senden istiyorum zaten..." Sinirle ona döndüm ve bana baktıp devam etti "Ama başkasından alıcam."

Aras, bu sözün üzerine iyice delirdi. Teoman’ın yakasından kavrayıp "Senin canını çok fena yakarım lan duydun mu beni!" diye bağırdı.

"Asıl ben senin canını çok fena yakıcam hatta sana hiç dokunmadan!"

Aras Teoman'ı biraz uzağa, kenara doğru çekti. Dişlerinin arasından tısladı. Uzağımda oldukları için onları duyamadım.

Teoman'dan

"Ne yapıyorsan bana yap sevdiklerimden uzak dur!"

"Boşuna uğraşma!" Bakışlarımı Deniz'e doğru çevirdim. "Onu benden koruyamazsın... Koruyamicaksında... Göstericem sana bunu."

Deniz'den

Teoman arkasını dönüp ağır adımlarla yürümeye başladı, tam uzaklaşırken elini havaya kaldırıp arkasına bakmadan salladı. "Baybay Deniz'cim..."

Aras, öfkeyle soluyarak hemen yanıma döndü. Yüzündeki o korumacı endişe içimi titretti. "Deniz, iyi misin? Seni çok merak ettim, ne oldu orada?" dedi.
Onun bu içtenliği beni öyle mutlu etmişti ki, yaşadığım o kötü anı bir nebze olsun hafifledi. "İyiyim, gerçekten..." dedim ve mağazada yaşanan hırsızlık olayını anlattım.

Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Teoman Akkaya’ya borçlu kalmak, onun gibi bir canavarın eline koz vermek demekti. Buna asla katlanamazdım. Aras’tan ayrılıp okula doğru yürürken hemen telefonumu çıkardım ve Barış’ı aradım.

Telefon ikinci çalmada açıldı. "Barış, selam," dedim aceleyle. "Şey diyecektim... Dün bahsettiğin o kafedeki iş var ya... Acaba orada benim çalışabileceğim bir yer de var mıdır? Acil işe ihtiyacım var da..."

Okula giderken içimde tarif edilemez bir neşe vardı. Annemin iyi davranması Aras'ın beni merak etmesi, beni dünyanın en mutlu insanı yapmaya yetmişti. Bahçeden içeri neşeyle girdim, adımlarım hafifti.

Koridorda ilerlerken yine Aras ve Leyla’yı yan yana konuşurken gördüm. Onların bu enerjisi benim enerjimi sömürüyordu... Tam Aras'ın yanına giderken, o tanıdık, karanlık gölge önümü kesti.

"Bakıyorum da bugün keyfiniz yerinde, Deniz kızı," dedi, sesindeki iğneleyici tonu gizleme gereği duymadan. "Ne oldu aldığım kıyafeti de giymişsin!"

"Boş yapmayı kes sende biliyorsun ben bunun altında kalmicam ödicem!"

"Öde... Aras'ta yakında herşeyin hesabını ödicek."

"Ne yapıcaksın ona!"

"Küçük bir spoi yakında Arascığın okuldan gidicek hemde çok yakında."

"Ne saçmalıyorsun sen pislik herif salak salak konuşma-"

"Sende onunla beraber gidersin ikiniz beraber dur üçünüz beraber... Artık kekolarla dolu bir okulda o sıkıcı dört duvarların arasında sıkışır kalırsın çok sevdiğin Aras'ınla-"

"Ben isteyerek okurum amacım okumak olduğu için! Peki sen? Ailen seni bu okulda okutuyor büyüde bişey ol diye yada akıllan diye ama sende gelişme yok hatta baban bazen bir yerlere kapatıyor ama fayda etmiyor anlaşılan. Zekalı ol diye gönderiyorlar gerizekalı olarak çıkıyorsun"

Susup öylece bana baktı.

"Ne oldu gerçekleri duymak zoruna mı gitti? Artık Aras'tanda Barış'tanda uzak dur!"

"Durmicam!"

"Duracaksın. Senden nefret ediyorum niye biliyor musun çünkü sen kendi çıkarların için herkesi harcayan sırf onların canını yakıp acısından zevk alan birisin ciddiye alınacak biri değilsin-"

"Aras gidince anlarsın belki o zaman ciddiye alırsın beni."

"Bu hayatta insanları üzmekten başka amacı olmayan birini ciddiye alıcak değilim."

"Bence beni tanımıyorsun."

"Tanıyorum seni çok iyi tanıyorum... İstemediğin bişey olunca nasıl delirirsin istediğin bişey olunca nasıl sevinirsin en iyi ben bilirim. Ama istediğin şey asla olmicak. Aras bu okuldan asla gitmicek."

"Beni tanıyor olsan istediğim şeyin Aras'ın okuldan gitmesi olmadığını bilirdin deniz kızı..."

Gözlerimi devirdim ve çenemi dikleştirdim.

"Her ne istiyorsan asla olmicak çünkü buna izin vermicem!"

"Bu zamana kadar neyin nasıl olmasını istediysem öyle oldu-"

"Dediğin gibi bu zamana kadar ama artık öyle olmicak Aras'a istesende dokunamicaksın onu üzemiceksin çünkü Aras senin ne kadar manyak olduğunu biliyor! O yüzden ne yaparsan yap onu üzemezsin onun bu hayattaki amacı kardeşini bulmak anladın mı senin gibi işsizlere zaman ayıracak değil."

Teoman’ın gözleri aniden karardı. Attığım laf canını sıkmış olacak ki, arkamdaki dolaba vurup, yürüyüp gitti

Teoman'dan

Koridorun sonuna doğru yürürken içimdeki o karanlık yangın her yanımı sarıyordu. Deniz’in bağırdığı o kelimeler, özellikle ailemle ve kapatıldığım o lanet yerlerle ilgili kurduğu cümleler, ruhumdaki kabuk bağlamış her bir yarayı tek tek kanatmıştı. Dişlerimi sıkarak sınıfın kapısını sertçe ittim ve en arkadaki sırama geçip oturdum.

Hemen arkamdan Deniz girdi sınıfa. Yüzünde hala bana karşı verdiği o savaşın gergin izleri vardı. Yerine oturduğunda öğretmen içeri girdi ve yoklama aldıktan sonra derse başladı. Ders sarmayınca arkama yaslandım.

Sınıftakiler dersi dinlerken, o defterin sayfalarını hızla çeviriyordu. Dün gece o defterin başında uykusuz kaldığı, parmaklarının usulca satırların üzerinde gezinmesinden belliydi.

Kollarımı göğsümde kavuşturup arkama yaslandım. Gözlerimi bir an bile ondan ayırmadan defterine bakarken zil çaldı. Sınıftakiler ayaklanırken, Deniz defterini alelacele kapattı ve masanın üzerine bırakıp sınıftan çıktı...

Sınıf saniyeler içinde boşaldığında oturduğum yerden yavaşça kalktım. Etrafıma şüpheci gözlerle bakındım, kimsenin koridordan burayı izlemediğinden emin olduktan sonra sessiz adımlarla onun sırasına doğru ilerledim. Masanın üzerinde duran defteri parmaklarımın arasına aldım.

En arkaya gidip defterin kapağını araladım. İlk sayfalarda, kurşun kalemle çizdiği Aras’ın portreleri karşıladı beni. Üzerinde günlerce uğraşıldığı belliydi. Çizimlerdeki o hayranlık dolu detaylar, Aras’ın o aptal duruşunun her bir çizgisi damarlarımdaki kanı dondurdu. İçimi tarifi imkansız, zehirli bir sinir kapladı.
Gözlerini devirip sayfayı çevirdim.

Karşıma çıkan sayfada, tam ortada

Ev bir yer değil, ev bir duygudur.

Okuduğum an boğazımda bir yumru hissettim, sanki bir anlığına nefesim kesildi. Bu cümlenin benim dünyamda ne kadar derin ve can yakıcı bir karşılığı olduğunu benden başka kimse bilemezdi. Duraksadım. Kendimi toparlayıp hızla sayfayı bir kez daha çevirdim.

Bu sefer karşımda, Deniz’in Aras’a yazdığı o uzun, her satırında aşkını anlattığı aşk mektubu duruyordu. Gözlerim ilk satırlara kaydı, tam okumaya başlayacaktım ki koridordan gelen ikinci zil sesi sınıfın duvarlarında patladı. Öğrencilerin ayak sesleri kapıya doğru yaklaşıyordu, zamanım kalmamıştı.

Hiç düşünmeden, mektubun yazılı olduğu sayfayı kökünden yırtıp aldım. Kağıdı hızla katlayıp pantolonumun cebine tıkıştırdım. Defteri ise sanki masadan kazara kayıp düşmüş gibi sıranın hemen yanındaki yere bıraktım.

Saniyeler sonra Deniz sınıfa girdi. Kafası hâlâ dağınıktı, adımlayıp yerine oturdu. Gözü masanın üzerine kaydığında defterini göremediğini fark ettim. Tam o an, sanki yeni fark etmiş gibi hafifçe öne doğru eğildim. Sesimdeki o her zamanki iğneleyici, ama bu kez biraz daha boğuk tonla konuştum.

"Senin mi bu, Deniz kızı?"

Yerdeki defteri görünce başını salladı.

Yavaşça eğildim, yerdeki defteri parmaklarımın ucuyla kavrayıp kaldırdım ve Deniz’in sırasının üzerine, tam önüne bıraktım. Ama defteri bırakıp kendi sırama doğru geri çekilirken, gözlerimi bir saniye bile yüzünden ayırmadım. Adım adım arkaya doğru giderken, bakışlarımla adeta ruhunu okumak, canını acıtmak istiyordum.

Deniz, üzerindeki bu ağır baskıya daha fazla dayanamadı ve başını çevirip doğrudan gözlerimin içine baktı. Geri adım atmadım... aksine, gözlerimdeki o meydan okuyan ifadeyle ona bakmaya devam ettim.

Sonunda Deniz, bakışlarımın altında ezildiğini hissederek gözlerini kaçırdı ve önüne döndü. Yüzümde belirsiz, karanlık bir tebessüm belirdi. Ona bakmayı sürdürdüm...

Deniz'den

Barış yanıma geldi ve konuşmaya başladı

"Tamamdır!" dedi, gözleri parlayarak. "Söyledim, kabul ettiler. Sen de benimle geliyorsun!"

Yüzündeki o gergin, mutsuz ifade anında dağıldı, yerini büyük bir neşeye bıraktı. "Gerçekten mi? Barış, çok teşekkür ederim! İnanılmaz iyi geldin şu an," diyerek sevinçle gülümsedim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

1.155okunma 67beğeni 5yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18