31. bölüm · Kisses Driven by Hate
31
Gözlerindeki o kibirli pırıltıyı kırmak için dişlerimi sıktım.
"Kendini fazla önemsiyorsun, çekil!" dedim, sesimin titrememesine özen göstererek.
"Tamam" derken iki adım geriledi. Kapıyı açıp bana baktı. Bende gözlerimi kaçırıp çantamı alıp sınıftan çıktım.
Eve doğru yürürken telefonuma mesaj geldi. Açtığımda Aras'tan geldiğini gördüm.
"Deniz sana attığım konuma gel."
Konuma bakıp yürümeye devam ettim. Yürürken kendimi Teoman'la gittiğimiz psikoloğun kliniğinin önünde buldum.
"Aras-"
Aras beni susturdu. "Aras değil Erkan."
"Erkan? Peki tamam Erkan burda ne yapıyoruz?"
"Bu psikolog Demir'in gittiği psikolog o yangın çıkan evde buldum... Daha doğrusu Barış buldu."
"Eee?"
"E si içeriye giricem. Senin danışmayı oyalaman gerek."
"Tamam. Sen ne yapacaksın?"
"Bende içeriye girip kadınla konuşucam ona herşeyi anlatıcam ama Erkan olarak. Sonra kadın çıktığında kapıyı kitlemeyi danışmaya bırakıyor. Sen danışmayı oyalarken bende içeri sızıp dosyalara falan bakıcam Demirle ilgili birşeyler bulmaya çalışıcam."
"E iyi de burası Teoman'ın da gittiği klinik..."
"Evet ona sordum ama o bilmiyorum dedi onun kendinden haberi yok."
"Tamam o zaman plan şimdi sen içeride derdini anlatıcaksın bittikten sonra ben içeri giricem. Kadın gidince ben danışmayı oyalarken sen içeri girip demirle ilgili şeylere bakacaksın. Ama şunu unutma geçen gün Teoman kendisi ile ilgili şeyler aradı bulamadı. Kadın gizliliğe önem veriyor."
"Allah için Deniz küçücük odada nereye saklayabilir ki?"
"Haklısın ama-"
"Aması falan yok ben bulurum ha eğer bulamazsam devam ederim kardeşimle ilgili bir şey bulmadan gitmem. Ona yakınlaştığıma eminim."
"Tamam o zaman başlayalım hadi Erkan."
Aras içeri girdi ve kadının odasına girip seansa başladı.
Aras'dan
İçeri girdiğimde psikolog bana oturmamı işaret etti ve oturup kendimi tanıtmaya başladım. Tanıttıktan sonra derdimi anlatmaya başladım.
"Küçükken bir trafik kazası sonucu ailemi kaybettim. Kısa bir süre komada kaldım..."
"Peki uyandığında nasıl hissetin?"
"Kimsesiz..."
"Anlıyorum... Kaybetmekten korktuğun biri var mı?"
Aklıma Leyla ile geçirdiğimiz güzel günler geldi ama benim meselem o değildi kardeşimdi...
"Yok. Hiç kimse yok."
"Anladım. Peki abin veya kardeşin var mıydı o kazada kaybettiğin."
"Kardeşim... Yani kardeşimi kaybettim ama ölmedi yaşıyor sadece bizi ayırdılar."
"Peki onunla ilgili bir bilgi var mı elinde?"
Masaya dikkatli bakarken masadaki çiçeği gördüm ve üstündeki 'Şebnem Akkaya' yazısını görünce başımı sağa sola salladım.
"Onunla ilgili hiç bişey bilmiyorum ama bildiğim tek şey var o da yaşadığı..."
"Tamam... Seninle daha sık iletişime geçelim. Sana yardımcı olmak benim için onur olur."
"Teşekkürler..."
Seans bittiği gibi kadın çıktı ve lavaboya geçip Deniz'e işaret verdim. Danışmayı alıp dışarı çıkardığında da hemen odaya girdim kapıyı kapatıp dosyaları karıştırmaya başladım.
Deniz'den
Kız gözünü dikmiş benden fal beklerken yutkunup bileğindeki bilekliğe baktım.
"Date var senin yakında..."
"Ay evet nereden bildin?"
"Ben bilirim. Ama ipler senin elinde olmalı yani kendin olman gerek."
"Ha... Tamam o zaman ilk date biz otelde-"
"Ne oteli?"
"Date için otel de bir romantik akşam yemeği ardından bar ve sonra odamıza gidecektik."
"Evli misin?"
"Değilim bide bu benim ilk datem."
"Sakın! Sakın otelde buluşma, çünkü amacı farklı hatta dur bakim... Bu kişi esmer mi?"
"Ay valla bildin."
"Boşver esmeri sarışın bul hem güzelsin yanına yakışır."
"Öyle pat diye de bulamıyorum ki... Of ya neyse ben bu dateyi iptal mi edeyim."
"Durman hata."
"Ya bu arada özel değilse senin sevgilin falan var mı senden bir kaç taktik alayım."
"Ya benimde olmadı ama erkeklere güven olmaz. Amaçları belli zaten senin bu date çıkmayı düşündüğün çocuğun amacı çok başka. Sen boşver bunu benden sana tavsiye kendini kimin yanında güvende rahat hissediyorsan onunla ol. Kendini kullandırtma."
"Öyle biri yok ki..."
"Çıkar karşına."
"Küçükken aşık oldum ben ama o çocuk iyi biri değildi... Ay sen küçükken hiç aşık oldun mu?"
"Haha ben mi..."
Flashback
4-5 yaşındayken parkta elimde şekerle yürürken kendini bişey sanan bir çocuğa çarptım. Ayağa kalktığımda şekerim yerde kirlenmişti çocuk elini bana uzattı ve elini tutup ayağa kalktım.
"Şekerinin düştüğüne üzülme sen daha şekersin..." deyip göz kırptı. O an ki heycanla yanaklarımın kızardığını hisettim ve başımı eğdim.
"Senin adın ne?"
"Benim adımı mı öğrenmek istiyorsun?"
Birisi ona seslendi ve cevapladı 'Geliyorum abi bir kızla tanışıyorum.'
"Evet merak ettim." dedim sarı saçlarına ve gözlerine bakarak.
"O zaman gözlerini kapat."
Gözlerimi kapatıp adını söylemesini bekledim ama beklemediğim bir şey yaptı ve beni yanağımdan öptü gözlerimi açtığımda hiç bir yerde yoktu.
"Hani adını söylicektin..."
...
Yüzümde aptal bir tebessüm oluştu.
"Sanırım olmuşsun..."
"Ya bir çocuk şekerim düştüğünde ağlamamam için bana sen daha şekersin demişti ondan etkilenmiştim ve sanırım o benim ilk aşkım çocukluk aşkım çünkü beni yanağımdan öpmüştü... Sonra başka kimse öpmed-"
"Ne oldu neden sustun?"
Flashback
Teoman başını yana eğip dudaklarını sağ yanağıma bastırdı.
Ellerimi göğsünün üstüne koyup onu sertçe ittim. Sağ elimi kaldırıp sol yanağına sertçe tokat attım. "Ne yapıyorsun sen!"
"Öpüşmekten korktuğun için yanağından öptüm seni. Allah'ın cezası dedin yasaklı kelime. Ha bu arada unutmadan buda beşinci."
...
"Neyse ne işte öyle... Boşver ya erkeklerden hayır gelmez."
"Dateyi iptal ettim."
"Afferin!"
Biz konuşurken Aras yanıma geldi.
"Hadi gidelim Deniz."
"Tamam Erkan."
Aras'la beraber eve doğru yürürken Aras konuşmaya başladı.
"Haklıymışsın."
"Ne?"
"Gizliliğe önem veriyor kitli bir çekmece var. Eminim onun içinde çünkü hepsine baktım-"
"Tel toka ile açabilirdin."
"Ya tabiki ben her gün saçıma tel toka takıyorum ya saçımdan çıkartmayı unuttum."
"Güldürme ama ben ciddiydim."
"Ben ciddiye alamadım."
"Ama gerçekten tel toka ile açabilirsin."
"Peki tamam diğer seans öyle yaparız."
Evime geldiğimde lavaboya geçip aynanın karşısına geçtim. Bugün yaşananlar gözümün önüne gelirken annem kapıyı çaldı.
"Kızım iyi misin?"
"İyiyim anne..."
Kapıyı açar açmaz annem bana sarıldı.
"Kim sana ne yaptıda böyle oldun... İyi değilsin görüyorum."
"İyiyim gerçekten-"
"Değilsin... Bak kızım eğer biri bişey yaptıysa. Yoksa Teoman'mı bişey dedi bak eğer bağırdıysa sana-"
"Hayı... Evet onunla kavga ettik. Ben sana söyledim dimi çok güvendin ama güvenilir biri değil kanıtladı."
"Ne yaptı? El mi kaldırdı sana? Yoksa küfür mü etti."
"Hiç biri..." dedim o an kendimi kötü hissettim çünkü bu annemin saydığı şeylerin hiç birini yapmazdı...
"Öyle kavga ettik yani Aras, Barış işte onlarla uğraştı."
"Ama seni de kırdı?"
"Yani..."
"Tamam ben anladım. Neyse sen odana geç kızım kafaya takma."
"Takmıyorum zaten."
Odama geçtiğimde hala aklımda beni öptüğü o an vardı. Kendime tokat attım. Yine aynı şiir gibi onun kötülüklerini teker teker saydım... Ona aşık olmak gibi bir hata yapamazdım..
"Kendine gel Deniz o Arası bıçaklamaya çalışan bir cani... Ama bunları önceden yaptı belki de değişmiştir..."
Gözlerimi sıkıca kapattım ve gözümün önüne yurdu yakmaya çalıştığını gün kollarıma bayıldığı o an geldi.
Teoman'dan
Odam da küçük halterlerimle kol çalışırken bir anda telefonum çaldı.
"Alo?"
"Alo Teoman ben Nuray ablan..."
"Aaa abla... Ne oldu Deniz iyi mi yine mi ortalıkta yo-"
"Yine Deniz ama sen onu üzmüşsün... Geldiği gibi kendini lavaboya kapattı. Ne yaptın ne dedin?"
"Bişey yapmadım ki..."
"Benim kızım öyle kolay kolay üzülmez. Bağırdın mı ona?"
"Hayır sadece bir konu verdi öğretmen bizde onu tartıştık sınıfın önünde onu incitecek bişey yapmadım yapmamda... Eğer yaptıysam da-"
"Yapmışsın benim kızım odaya kapattı kendini kimseyle düzgün konuşmuyor sadece bişey yok iyiyim diyor geçiştiriyor."
"Ben ne yapabilirim ki?"
"Orasını ben bilmem ama ne yap ne et al gönlünü kızımın."
Nuray abla yüzüme kapattı içimden "Ne oluyor lan" diye geçirip telefonu yatağın üstüne attım. Üstüme düzgün şeyler giydim. Üstümü giyinirken Deniz'e ne söylediğimi düşünmeye başladım ama ona karşı bir hatam olmamıştı.
Telefonumu cebime atıp evden çıktım. Arabaya geçtiğimde geçen gün olanlar aklıma geldi ama o zaman da bana bağıran oydu diye geçirdim içimden.
Arabayı sürerken markete girip birkaç şey aldım ve Deniz'in evine yaklaştığımda arabayı kenara park edip yolun ortasına aldığım çiçeklerle özür dilerim yazdım. Ne yaptığımı bilmeden özür dilemek için hazırlık yaptım.
Kaldırımdan aldığım taşı Deniz'in penceresine atıp geri çekildim.
Deniz'den
Çizim yaparken penceremden ses geldi. Ayağa kalkıp pencereme yaklaştığımda yoldaki özür dilerim yazısıyla göz göze geldim.
"Kim bu saate sevgilisinden özür diliyorsa artık..." derken Teoman'la göz göze geldim.
"Sen... Özür dilemek kamera şakası mı bu?"
"Aç pencereyi Deniz kızı..."
Pencereyi açtığımda yüzüne baktım ve elindeki çiçeği bana uzattı.
"Özür dilerim... Seni kırmak ya da incitmek istemedim daha önceden kırdım yani daha doğrusu Aras kırdı ama ben yardımcı olmuş oldum... Eğer bunun yüzünden hala üzgünsen affet beni."
"Ne diyorsun sen? Anlamıyorum bu ne şimdi ne özrü? Bu çiçekler ne?"
"Soru sorma cevapla Deniz! Üzüldün mü o gece..."
"Beni kimse ağlatamaz heleki sen asla!"
"Hiç mi üzülmedin... Aras seni kırdı oysaki ben Aras'a eğer bu kızı üzersen karşında beni bulursun demiştim... Seni kırmasına yardımcı oldum. Bu çiçekler ve bu özür dilerim yazısı bunun için. Şimdi gel yine yemeğe çıkalım dicem ama sen kabul etmiceksin."
"Tabikide etmiyorum hatta bu çiçekleri de kabul etmiyorum al bunları git sevgiline ver ondan özür dile."
"Bu çiçekler ve bu özür dilerim yazısı sadece sana özel..."
"Amacını biliyorum ama asla olmicak. Kazanmana izin vermicem çünkü şimdi özür dilediğin şeyi bana yaşatmak için yapıyorsun bunu."
"Neyi?"
"Üzmek,incitmek,kırmak... Artık gider misin yüzünü görmek istemiyorum."
"Affetim demeden hiç bir yere gitmiyorum."
"Gitme o zaman bekle orda!"
Pencereyi kapatıp elimdeki çiçekleri yatağımın üstüne attım.
"Allah'ın belası ya... " dedim ama farklı birşey vardı yüzümde ona karşı ilk defa hafif bir gülümseme vardı.
Annemler ışıkları kapatırken bana seslendi. "İyi geceler kızım. "
"Size de anne."
Saat bir sularında mutfağa su diye kalkıp mutfağın penceresinden etrafa bakındım. Bakarken bahçede hala ayakta duran Teoman'ı gördüm.
"Cidden mi..."
Bardağıma su doldurup yavaşça kapıya doğru yürüdüm sessizce kapıyı açıp dışarı çıkarken kapıyı tekrardan sessizce kapattım.
Dışarı çıktığımda Teoman beni görür görmez yanıma geldi.
"Affetin mi beni... "
Suyu ona uzattım. "Sana karşı her zaman bir nefretim var bilirsin ama affedilecek bişey yok çünkü özür dilenecek bişey yapmadın."
"Yaptım." Suyu alıp içti ardından oturma yerine geçip karşıma oturdu.
"Artık git kendine eziyet ediyorsun... "
"Varsın eziyet olsun çekerim sen affetmeden bir yere gitmem."
"Affetim dersem gidecekmisin?"
"Evet... "
"Affetim Allah'ın cezası hadi artık gi..."
Ağzımı elimle kapatıp gözlerine bakarak yutkundum.
Gözlerim faltaşı gibi açıldı. Elim hâlâ ağzımın üzerindeydi.
Teoman’ın bakışlarındaki o pırıltı bir anda geri dönmüştü. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Saniyeler önce gecenin soğuğunda boynunu büken o adam gitmiş, yerine benimle oynamaktan keyif alan Teoman gelmişti.
"Yasaklı kelimeyi söyledin Deniz kızı..." dedi, sesi gecenin sessizliğinde tehlikeli bir fısıltı gibi yayıldı.
Ayağa kalkıp geriye doğru bir adım atmaya çalıştım ama sırtım bahçe kapısının soğuk demirine çarptı. Elimi yavaşça ağzımdan çektim.
"Bizim bahçede ne kadar küçükmüş ya hemen kapıya geldik iki adımla..."
Cümlemi bitirmeme izin vermedi. Aramızdaki mesafeyi tek bir adımda kapatıp önümde durdu. Kokusu gecenin ayazına karışmış o tanıdık, keskin koku. Bütün savunma mekanizmalarımı felç etti. Bir elini başımın hemen yanındaki demir parmaklığa dayayarak beni kendiyle kapı arasında hapsetti.
"Seni uyardığımı çok iyi biliyorsun," dedi, gözlerini doğrudan gözlerime dikerek. "Ve sen bilerek kaşındın."
"Ben bilerek yapmadım! Dilim kaydı aman dilim sürştü tamam mı? Ayrıca gece saat bir ve biz seninle..."
"Şşşt," diyerek sol elinin işaret parmağını hafifçe dudaklarımın üzerine bastırdı. Dokunuşu o kadar yakıcıydı ki nefesimi tuttum. "Çok konuşuyorsun."
Parmağını yavaşça çekti. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesi yanaklarıma çarpıyordu.
Başını hafifçe yana eğdi. Gözleri bir an dudaklarıma kaysa da, beni zorlamayacağını kanıtlamak ister gibi yavaşça sağ yanağıma doğru eğildi.
Dudakları yanağıma temas ettiği an tenimden bir elektrik akımı geçti. Bu sıradan bir öpücük değildi, yavaş, derin ve sanki zihnime adını kazımak ister gibi baskılıydı. Gözlerimi sıkıca kapattım, ellerim tişörtünün kumaşını kavradı. Onu itmek için mi yoksa düşmemek için mi tutunduğumu ben bile bilmiyordum.
Dudaklarını yanağımdan çektiğinde bile uzaklaşmadı. Fısıltısı tam kulağımın dibindeydi. "Şimdi elini tişörtümden çekebilirsin..." dedi hemen ellerimi geri çektim ve o da geri çekilerek, ellerini ceplerine soktu.
Gözlerimi açtığımda yüzündeki o kibirli ama bir o kadar da içimi eriten gülümsemeyle bana bakıyordu
"Affedildiğime göre rahatça uyuyabilirim. Hadi içeri gir, üstün ince, üşüyeceksin."
Bana bir şey söyleme fırsatı bile vermeden arkasını döndü ve yolun ortasına dizdiği çiçeklerin üzerinden atlayarak arabasına doğru yürüdü...
"Dur gitme..."
"Ne?"
"Gitme çünkü bitirmen gereken bir şey var. Madem başladın sonunu getirmen gerek."
Tekrardan bana yaklaştı. "Neymiş o açık olsana biraz."
Gözlerimle yeri işaret ettim. "Çiçekleri temizlemek gibi birşey mesela-"
"Sen varya sen çok fenasın. Bilerek yaptın dimi."
"Sana gel şurayı temizle desem yapar mıydın?"
"Hayır."
"Bak nasıl tanıyorum seni... Hadi şimdi geç topla gören ne der."
"Bedava çiçek işte seven sevdiğine verir."
"Daha çok üstünden araba geçer ve çiçekler mahvolur."
"Haklısın... "
Teoman çiçekleri toplayıp bir kenara koydu içindeki gülleri masanın üstüne bıraktı. "Bunları babana ver annene versin. Seven sevdiğine vermiş olur."
"Pek emin değilim... Neyse artık gidebilirsin."
"Yine gitme dersen bu sefer giderim. Ha bu arada yanakların kıpkırmızı olmuş."
Sırıtarak evden çıktı ve arabaya geçti. Yanağıma dokunup eve doğru giderken kapı açıldı ve karşımda annemi gördüm.
"Eee Allah'ın belası, cezası,pislik,hırt Teoş ile ne konuştunuz?"
"Hiç öyle sana çiçek almış onu getirdi."
"Allah Allah benim için saat ikide çiçek alıp sana veriyor. Yatağının üstünde de çiçekler var. Sevilenin gönlünde de evinde de bahçesinde de çiçek açar. Siz oldunuz dimi?"
"Hayır anne olmadık aklınca özür diliyormuş yani neden yaptı bilmiyorum ama-"
"Ay ay ay beni ciddiye almış."
"Ne ciddiye alması?"
"Ben dedim ki kızım üzgün ne yap ne et gönlünü al dedim... Ayy Deniz ben bu oğlanı takdir ediyorum bak duyduğu gibi çiçekleri almış önüne sermiş."
"Gerçekten bunun için mi üzgün olduğumu düşündün..."
"Evet başka ne olabilir ki."
"Boşver. Ben uyumaya gidiyorum."
"Ay uyumadan önce gel seni bir öpim kızım iyi geceler öpücüğünü almadan olmaz.... Aaa unuttum sen onu aldın dimi."
"Anne!"
"Herşeyi gördüm Deniz... Koskocaman Teoman Akkaya evine çiçeklerle geldi sonra seni yanağından öptü. Bu yüzden sana öpücük yok."
"Olmadı öyle birşey."
"Eve doğru yürürkende yanağını tutan dedemdi. Oldu işte gördüm çocuk seni öptü. Ama sen hala hiç bişey yok diyorsun."
"Yok çünkü!"
"Hadi inşallah olucak gibi hatta olmuş olmuş belli."
"Olmadı."
"Oldu oldu. Kapının önünden özel şoförlerle alınacaksın artık hee."
"Öyle bir şey olmicak."
"Sana bir ay veriyorum şu bir ayın sonunda Teoman'a aşığım diceksin kızım bekle ve gör."
"Ben ve aşk yan yana gelmez sende onu bekle ve gör."
"Görücem. Görücez...
