36. bölüm · Kisses Driven by Hate
36
Teoman direksiyonu kırıp Bodrum’un virajlı, karanlık yollarına saptığında içimdeki huzursuzluk daha da büyüyordu. Yol boyu ne kadar ısrar etsem de tek kelime etmedi. Arabanın farları zifiri karanlığı yırtarken, nihayet tepelik bir alana doğru tırmanmaya başladık.
Araba durduğunda Teoman emniyet kemerini çözüp bana baktı. "İn."
Arabadan indiğimde rüzgar hemen saçlarımı uçuşturdu. Karşımda, gecenin karanlığında devasa gölgeler gibi dikilen yel değirmenleri duruyordu. Hemen aşağıda, vadinin tabanından gelen tatlı bir su sesi rüzgarın uğultusuna karışıyordu.
Tepenin tam ucunda, şehri ve aşağısındaki akarsuyu tepeden gören yalnız bir bank vardı.
"Burası neresi? Nereye getirdin beni." diye sordum, şaşkınlığıma engel olamayarak.
Teoman yanıma gelip durdu. İşaret parmağını dudaklarına götürdü.
"Sadece sus ve dinle."
Gözlerimi kapatıp onun dediğini yaptım. Dev rüzgar kanatlarının gökyüzünü yaran ağır, ritmik sesi ve aşağıdan derinden derine gelen o akarsunun çağıltısı... Şehrin gürültüsünden, okulun boğucu havasından o kadar uzaktı ki...
İçimdeki o dinmeyen fırtınanın bir an olsun durulduğunu hissettim. Göğsüm rahat bir nefesle kabardı.
Gözlerimi açıp yanımda sessizce manzaraya bakan Teoman’a döndüm.
"Sen buraları nereden biliyorsun?"
Banka doğru yürüyüp oturdu, eliyle yanını işaret etti. Yavaşça yanına yaklaşıp oturdum. Aramızda beş karışlık mesafe bıraktım.
"İnsan bazen kendiyle baş başa kalmak istiyor," dedi, gözlerini gecenin içinde kaybolan akarsudan ayırmadan. "Ben de öyle bir gün, içimdeki gürültüden kaçmak için öylesine yola çıkmıştım. Arabayı buraya çektim... Sonra ilk defa zihnimin sustuğunu, huzurlu hissettiğimi fark ettim. O günden beri ne zaman patlayacak gibi olsam buraya gelirim."
Onu ilk defa bu kadar savunmasız, kabuğunu soymuş bir halde görüyordum. O her zamanki ukala, kendinden emin maskesinin altında Demir yatıyordu. İçimdeki merak ve onun hakkındaki gerçekleri öğrenme isteği yine depreşti. Ağzından laf alabilmek için konuyu kurcalamam gerekiyordu.
"Kendiyle baş başa kalmak..." diye mırıldandım. "Senin gibi etrafı her zaman kalabalık olan biri için garip bir cümle. Gerçekten bu kadar yalnız mısın? Yoksa sadece insanları uzak tutmak için mi bu kadar hırçınsın?"
Sessizce gülümsedi ama bu seferki alaycı bir gülüş değildi. Yüzüne çöken gölge, içindeki geçmişin ağırlığını taşıyordu.
"Yalnızlık seçtiğin bir şey değildir Deniz kızı, bazen sana bırakılan tek mirastır," dedi sesi kısılarak. "Herkes beni hayatı gırgıra alan, umursamaz biri sanıyor. Ama kimse arkamda bıraktığım enkazları bilmiyor."
"Hangi enkazlar geride bıraktığın eski sevgililerin mi?" diye sordum.
Bakışlarını gökyüzüne dikti, sanki orada geçmişin bir filmini izliyor gibiydi.
Cebimdeki telefonun keskin titreşimi aramızdaki büyülü havayı bir anda dağıttı. Ekranı açtığımda Aras’tan gelen mesajı ve altındaki belgeyi gördüm. Genetik laboratuvarından alınan DNA testinin sonuçları... Gözlerim raporun altındaki keskin yazılara takıldı. "Eşleşme Oranı: %0 - Negatif."
Teoman, Demir değildi.Zihnim tamamen çalkalandı. Bütün bu gizem, bu karanlık haller, içimdeki o körüklenen merak ve yanılgı... Hepsi boşa çıkmıştı. Yanımda duran adama karşı boş yere şüphe beslediğim ve beni buraya kadar getirmesine izin verdiğim için ona yaklaştığım için içimi aniden bir öfke ve hayal kırıklığı kapladı. Hızla ayağa kalktım. Banktan iki adım gerileyerek Teoman’la arama mesafe koydum.
Teoman, çatılan kaşlarının altından kalkan savunma duvarlarıyla."Ne oldu?" diye sordu.
"Hiçbir şey," dedim sesimin titremesine engel olmaya çalışarak. "Sadece... gidiyorum. Beni hemen eve götür."
Onu bu kadar çabuk iç dünyamdan itmeme, ona öfkeyle bakmama anlam veremedi. Çenesini sıktı, gözlerindeki o yumuşak ifade yerini yeniden o tanıdık, soğuk zırha bıraktı.
"Telefonuna baktın ve bir anda benden uzaklaştın. Ne oldu pek bir keyfin yok gibi. İstediğin şey olmadı mı? Gelen mesajda ne yazıyordu."
"Sana ne be! Eve gitmek istiyorum ben."
"Peki tamam istediğin gibi olsun. Ama bu konuyu konuşucaz Deniz kızı."
"Hayır! Seninle konuşmak istemiyorum. Belki olabilir dedim belki bir ihtimal verdim ama olmaz. İkimizde ayrı dünyaların insanlarıyız hatta senin sevgilin var. Onunla aynısınız!"
"Mesele zaten bu. Zıt kutuplar birbirini çeker... Bir amacın vardı dimi ama olmadı şimdi de bu yüzden hayır seninle konuşmak istemiyorum diyorsun."
"Sadece senin bana olan ilgin dikkatimi çekti. Neden sadece bana karşı iyisin onu merak ettim."
"Benim sadece sana iyi olduğumu nerden çıkardın?" dedi sırıtarak.
"Başka kimleren öylesin?"
"Anneme de öyleyim. Sadece sen değilsin Deniz kızı. Sen benim sorumun cevabını bana çevirmeye çalışıyorsun anlaşıldı. O zaman ben net olmayı seven biriyim-"
"Ne demeye çalışıyorsun sen?"
"Ben sana aşık değilim. Senin etrafında olmamın sebebi sana aşık olmam değil."
"Ya ne?"
"Aras."
"Ar-....?"
"Aynen öyle artık susmana gerek yok sende gerçek yüzünü gösterdin... Seninde amacın vardı benimde biz gerçekten asla olamayız Deniz kızı sen amacın için beni bile öpecek kızsın bende amacım için bunu kabul edecek kadar pislik biriyim."
Arabaya geçtiğimizde konuşmalarımız gözümün önünden film şeridi gibi geçti. Onun konuşurken kelimelerini dikkatle seçmesi, nasıl, nerde ne diyeceğini bilerek konuşması beni etkiledi. Başımı sola çevirip ona baktım ilk defa böyle ciddiydi.
Yol boyunca tek kelime etmedi ama arabanın direksiyonunu sıkışından, içindeki patlamaya hazır volkanı hissedebiliyordum. Beni eve bıraktığı an dejavu yaşadım. Arabadan indikten sonra yine onun arkasından ben baktım ama o patinaj çekerek uzaklaştı.
Eve geldiğimde derin bir nefes alıp odama çekildim. Odama geçtiğimde üstümü değiştirip altıma şort üstüme rahat crop giydim. Saçlarımı üstten toplayıp altlarını açıkta bıraktım önlerimden iki tutam ayırıp masamdaki resim defterine baktım. Resim defterindeki çizimlerime baktım. Teoman'ı çizdiğim sayfaya gelince sinirle defterimden yırttım.
"Allah kahretsin. Onun olma ihtimalini nasıl düşündüm."
Leyla’dan
Bilgisayardan Aras'ın kardeşi ile ilgili bilgiler bulmaya çalıştım. Kardeşinin küçükken evi yaktığı abime gidicem diyerek insanları nasıl etkilediği dışında birşey yoktu. Gazeteyi bilgisayardan okurken kardeşinin çekilen fotoğrafına dikkatle baktım. Fotoğrafın çekildiği yer tanıdık geldi. Burası bizim eski evimizin olduğu yerdi. Evimizin yakınındaki köprüydü. Heycanla Aras'ı aradım.
"Alo umarım müsaitsindir."
"Müsaitim ne oldu?"
"Kardeşinin abime gidicem diye bağırdığı yer bizim eski evimizin yakınında bir yer. Yani eğer araştırırsak biraz daha zorla tutulduğu evi bulabiliriz."
"Nasıl yani sizin evinizin olduğu yerlerde mi?"
"Evet yani yanan evimizin yakınında bu köprü."
"Leyla evde tek misin?"
"Tekim... Annem ve babam yemeğe çıktı şimdi Teoman parti veriyor salonda oraya inicem kızlarla."
"Yani evde kalabalık bir parti var."
"Evet. Yani şimdi başladı... Sen neden sordun ki?"
"Hiç. Sana iyi eğlenceler."
Aras’tan
Leyla evde parti olduğunu söylediğinde hemen Deniz'i aradım.
"Alo Deniz nerdesin?"
"Evdeyim."
"Tamam bugün Teoman parti veriyormuş haberin varmıydı."
"Yok daha az önce yemekteydik. Nasıl bir anda parti verdi?"
"Neyse ben Akkayalara gidiyorum. Sanırım birşey buldum Deniz. Sabah bana Serhat mektup yolladı kardeşinle ilgili birşey var elimde dedi evde parti var salonda yani Serhat şu anda tek başına. Benim onunla konuşmam lazım Deniz. Demir Teoman değil ama belki de tanıyordur. Leyla ile konuştum burası bizim evimizin yakını dedi. Hissediyorum Deniz kardeşimi bu gece bulucam."
"Bende geleyim mi?"
"Hayır. Ben kendim hallederim."
"Olmaz bende gelicem. Sana sözüm var unuttun mu kardeşini bulucaz bende sizi çizicem. Onu beraber bulucaz Aras-"
Telefonu kapattım.
Deniz'den
Aras yüzüme kapattıktan sonra kendimi düzeltim Akkaya'ların evine gittim.
Akkaya'ların evine geldiğimde güvenlik bana soru sordu.
"Teoman'ın partisine mi geldiniz?"
"Evet."
"Buyrun içeride."
Kapıdan içeri girdiğimde salon, içki kadehleriyle dans eden, birbirini tanımayan kalabalıkla dolup taşmıştı. İçerideki kargaşanın ortasına adım attığımda gözlerim Aras'ı aradı. Teoman Kutay'la birşey konuştu ve yanında ayrıldı, mutfağa doğru giderken gözden kayboldu.
Tam o sırada önüme dikilen gölgeyle adımlarımı durdurmak zorunda kaldım. Sıla, gözlerinde katıksız bir nefretle karşımda duruyordu. Beni gördüğü an yüzü alaycı bir öfkeyle büzüldü. Hiç beklemediğim bir anda kolumdan sertçe tuttu.
"Senin ne işin var burada?" diye tırnaklarını etime geçirdi. Beni sürüklercesine bahçeye, havuzun kenarına doğru çekti.
"Erkek avcısı artık evlere geliyor!"
Arkamdan bir ses yükseldi. Leyla partide beni fark etmiş, koşarak yanımıza gelmişti. "Deniz!" dedi endişeyle.
Sıla’nın tuttuğu kolumu hırsla geriye çektim ama o kadar sert tutuyordu ki ayrılmadı. Telefonun kameraları bizi çekiyordu en başta Sıla telefonu bana tutarak konuşmaya devam ediyordu.
Sıla yüksek sesle bir kahkaha attı, etraftaki insanların dikkatini üzerimize çekmeyi başarmıştı. Müzik devam ediyordu ama etraftakiler fısıltılarla bize bakmaya başlamıştı. Sıla sesini daha da yükselterek kalabalığa döndü:
"Herkes baksın! Partiye özel sipariş olarak gelen kişi!"
"Düzgün konuş!" Sesim titriyordu ama geri adım atmaya niyetim yoktu.
Leyla araya girmeye çalışarak tekrar,
"Deniz," diye koluma dokundu.
Ama Sıla durmadı. O zehirli tebessümü ile bağırarak, "Deniz değil... Erkek avcısı diyeceksin!"
"Düzgün konuş!" diye bağırdım, sabrımın son sınırındaydım.
Sıla gözlerini devirdi. "Nereye?" dedi ve aniden tek eliyle göğsümden beni geriye doğru itti.
Dengemi kaybettim. Saniyeler içinde buz gibi su beni içine çekti. Devasa bir gürültüyle havuza düştüm. Sudan başımı çıkardığımda kulaklarımı dolduran ilk şey, havuzun etrafına toplanan kalabalığın kahkahaları ve gözlerimi acıtan şey ise beni çeken kameralarına flaşları oldu.
Sıla yukarıdan bana gülerek bakıyordu. Suyun soğukluğu değil, o aşağılanmışlık hissi içimi dondurdu.
Boğazımdaki düğüm nefes almamı zorlaştırıyordu. Kendimi hiç bu kadar çaresiz, hiç bu kadar küçük düşürülmüş hissetmemiştim. Kalabalığın neşeli alayları zihnimde yankılanırken doğrulamıyordum bile.
Aras’tan
Evin arka tarafındaki sessiz koridora sızdığımda amacım belliydi. Kardeşimle ilgili ipucunu saklayan Serhat’ın odasına girmek.
Evin alt katında, parti gürültüsünden uzak loş koridorda ilerlerken açık duran bir kapıdan gelen sesle adımlarım dondu.
"Ay doğar yol uzar... Küçük kuş yuvasını arar..."
Nefesim boğazımda tıkandı. Kalbim göğüs kafesimi delercesine çarpmaya başladı. Bu ninni... Demire çocukken söylediğim ninniydi. Bizim ninnimizdi.
Teoman içeride ritmik bir şekilde, kırık bir sesle ninniyi tekrarlamaya devam ediyordu.
"Gece iner usul usul... Küçük kuş yıldızları bulur... Ay doğar yol uzar... Küçük kuş yuvasını arar..."
Gözlerim aniden doldu. Görüşüm bulanıklaşırken elim titreyerek kapının koluna gitti. Kapıyı yavaşça, ardına kadar açtım.
Karşımdaki manzara zamanı durdurdu.Teoman odanın ortasında oturmuş başını eğmiş duruyordu. Elinde kırılmış bir içki şişesi vardı. Şişenin kırılan yerinde ve Teoman’ın parmaklarında... taze, koyu kırmızılıklar vardı. Kan.
Gözlerim kanlı ellerinden aşağı kaydı. Odanın zemininde, kendi kanının gölünde hareketsiz yatan Serhat’ı gördüm.
"Demir..." dedim. Sesim bir fısıltıdan farksızdı.
Dizlerimin bağı çözüldü. Zemin ayağımın altından kaydı ve kendimi bir anda yere çökmüş halde buldum. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken görüşüm tamamen bozuldu. Teoman sadece durmuş, elindeki kanlı şişeyle boş ve ifadesiz gözlerle bana bakıyordu.
"Ben geldim kardeşim... Demir... Benim, abin... Hatırladın mı beni?.."
Hiçbir tepki vermedi. Ne bir mimik, ne bir hareket... Elinde kanlı şişeyle, çöktüğüm yerden ona ağlayarak bakan bana ve yerde son nefesini vermiş Serhat'a bakmaya devam etti.
"Konuş benimle Demir. Benim abin. Buldum seni kardeşim artık hiç bırakmicam seni... Demir beni hatırlıyor musun Demir konuş..."
Teoman sadece bakıyordu... Gözlerinde yaş yüzünde küçük bir mimik yoktu. Hiç bişey yoktu.
Deniz'den
Herkes bana gülerken havuzdan çıktım ve Sıla'nın karşısına geçtim.
"Sen varya sen benim hayatımda gördüğüm en büyük zavallısın Allah senin belanı versin!"
Sıla sinsi gülümsemesiyle, "En azından senin gibi erkek avcısı değilim..."
"Allah'ın belası seni! Bir gün seni geberticem o olucak sonunda!"
Tüm kameralar beni çekerken kalabalığı yararak geçtim. "Çekil!"
Leyla'dan
"Sıla çekip gider misin artık! İyice haddini aştın"
"Ne?"
"Git burdan!"
Etraftaki hala video çekenlere baktım.
"Herkes çıksın! Çıkın hadi bitti!"
İnsanların ne oluyor demelerini takmadan Deniz'in arkasından gittim. Onu o halde bırakamazdım.
