14. bölüm · Kisses Driven by Hate

14

Kyula Seng

Ertesi sabah gözlerimi açtığımda, şakaklarıma saplanan amansız bir ağrı ve ağlamaktan şişip berelenmiş göz kapaklarımla baş başaydım. Dün gece... hayatımın en büyük yenilgisini, en çıplak çaresizliğini yaşamıştım. Kendi elimle yazdığım o lanet mektup, saklamaya çalıştığım en mahrem hislerim Teoman’ın pis oyununa alet olmuş, Aras’ın yüzüne vurulmuştu.

Yataktan kalkmak, o odadan çıkmak adeta bir işkence gibiydi ama dik durmak zorundaydım. Kaçtıkça eziliyordum. Kaçtıkça üzerime basıp geçiyorlardı.

Aynanın karşısına geçip yüzüme soğuk su çarptım. Üzerime okul üniformalarımı giyip çantamı omzuma taktım. Evden sessizce çıkıp okula doğru yürümeye başladım. Her adımımda içimdeki o öfke fırtınası daha da bileniyordu.

Okulun bahçesinden içeri adım attığım an, havadaki o ağır, fısıltılı atmosferi hissettim. İnsanların süzülen bakışları, köşelerde baş başa verip fısıldaşmaları... Dün geceki facia çoktan kulaktan kulağa yayılmıştı anlaşılan. Tam koridorun sonundaki dolabıma doğru ilerliyordum ki, sert bir el kolumu kavrayıp beni merdiven altındaki o tenha boşluğa doğru savurdu.

Sırtım duvara çarptığında karşımdakinin Sıla olduğunu gördüm. Yüzünde, o sahte kibarlığından arınmış, katıksız bir nefret ve kibir vardı. Gözlerini kinle dikmiş, nefes nefese bana bakıyordu..

"Bak sen şu cürete..." dedi, sesindeki her kelimeyi bir zehir gibi tükürerek. "Teoman'ın arabasına binip akşam yemeğine çıkmalar, sonra da Aras'ın koynuna koşup ağlamalar... Kendini ne sanıyorsun sen küçük oynaş? Teoman'ın adını ağzına alacak, onunla aynı karede duracak kadar değerli mi sanıyorsun kendini?"

Sıla’nın tehditkâr tavrı, dün geceden beri içimde biriken patlamaya hazır bombanın fitilini ateşledi. Kolumu silkip elinden kurtardım, yüzüne doğru bir adım yaklaştım. Bakışlarımdaki soğukluk onun o özgüvenli duruşunu hafifçe bocalattı.

"Uzaklaş," dedim, sesim inanılmaz derecede sakin ama bir o kadar da keskin çıkıyordu. "Senin gibi kendine saygısı olmayan birini ciddiye alacak değilim. Git dırdırını başkasına yap. Mesela git sevgiline yap seni çeken tek kişi o."

Sıla’nın yüzü öfkeden mosmor kesildi. Çenesini kasıp alaycı bir kahkaha fırlattı, ama kahkahası koridorun boşluğunda yankılanırken bile altındaki öfkeyi gizleyemiyordu.

"Aynen öyle canım!" dedi gaddar bir edayla. "Teoman ile birlikte olduğumu, dün gece sahnede ne yaparsa yapsın onun olduğumu bilip dururken hala neden onunlasın peki? Neden dün gece onunla baş başaydın, ha? Aras'ı kıskandırmak için mi, yoksa Teoman'ın artıklarıyla beslenmek için mi?"

Yüzümdeki en ufak bir kas bile oynamadı. Gözlerinin en derinine baktım, o sığ ve acınası ruhunu görüyormuş gibi.

"Ben onun yanında olacak kadar saygısız değilim," dedim net bir ifadeyle. "Kendime saygım var en azından...Sende ve Teoman'da kırıntı kadar bile yok. Şimdi çekil önümden."

Sıla, bu cevabın altında kalmanın getirdiği hezimetle dişlerini sıktı, omzuma sertçe çarparak yanımdan geçip gitti.

Hırpalanmış bedenimi ve darmadağın olmuş zihnimi toparlamaya çalışarak sınıfa doğru yürüdüm. Sınıfın kapısını açıp içeri girdiğimde ortamdaki uğultu bir an için bıçak gibi kesildi. Aras en arka sırada oturuyordu, göz göze geldik ama bakışlarımı hemen kaçırdım.

Sırama geçip çantamı sıranın üzerine bıraktım ve başımı pencereye doğru çevirdim.Çok geçmeden sınıfın kapısı tekrar açıldı. İçeri giren adım seslerinden onun geldiğini anlamak hiç de zor değildi. Ağır, kendinden emin ve adeta ortalığı kasıp kavuran o ukala adımlar...

Sıraların arasından süzülüp tam benim sıramın önünde durdu. Cebine soktuğu elleri, çarpık gülüşü ve gözlerindeki o şeytani pırıltıyla tepemde dikiliyordu.

"Günaydın Deniz kızı!" dedi, sesini sınıftaki herkesin duyabileceği bir neşeyle yükselterek.

Hiç oralı olmadım, başımı bile çevirmedim.

Teoman eğilip sıramın kenarına dayandı, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. O bildik, ağır kokusu burnuma dolduğunda içimden bir şeylerin cız ettiğini hissettim ama istifimi bozmadım.

"O gözlerin hali ne böyle?" dedi alayla, sesini biraz düşürerek ama iğneleyici tonunu koruyarak. "Şu tipe bak... Ne oldu, Aras yüzünden maddeye falan mı başladın? Dün geceki ağlama krizinden sonra bu tip ancak öyle açıklanır da."

Sınıftan birkaç kıkırdama sesi yükseldi. İçimdeki sabır taşı çatırdadı. Başımı yavaşça ona doğru çevirdim. Gözlerinin içine öfkeyle baktım.

"Saçma salak konuşma," dedim, dişlerimin arasından tıslayarak. "Bir uzaklaş ya... Yüzünü görmek istemiyorum, uzaklaş benden."

Teoman gülümsemesini daha da genişletti. Ellerini havaya kaldırıp "Ooo, sinirler tepede. Tamam tamam, sakinim," dedi pişkin bir edayla. "Deniz kızının suları bugün fazla dalgalı. Çarpmayalım."

Yavaş adımlarla kendi sırasına doğru geri çekildi. O uzaklaşırken arkasından bakmadım bile ama sırtımda bıraktığı o baskıcı his, sınıftaki havanın ağırlığı ve hemen arkalarda bir yerde Aras’ın üzerimdeki suçluluk dolu bakışları boğazımı düğüm düğüm ediyordu...

Teneffüs zili çaldığında sınıfta tek bir saniye daha kalacak gücüm yoktu. Herkesin üzerimdeki iğneleyici bakışlarını, Teoman’ın oturduğu yerden attığı o kibirli glances’ları ve Aras’ın arkamda bir gölge gibi büyüyen sessizliğini geride bırakmak için hızla ayağa kalktım.

Bahçeye çıkmak yerine, okuldaki kimsenin uğramadığı eski kütüphanenin arkasındaki yangın merdivenlerine yöneldim. Soğuk demir basamaklara çöküp dizlerimi göğsüme doğru çektim. İçimdeki yangın dummuyor, öfke ve çaresizlik birbiriyle yarışıyordu. Sıla'nın aşağılamaları, Teoman'ın acımasız alayları ve hepsinden öte Aras'ın o yıkılmış yüzü... Bir mektup kaç hayatı birden altüst edebilirdi ki?

"Aradığın huzuru burada bulabileceğini sanıyorsan, yanılıyorsun."

Kulağıma çalınan sesle irkildim. Başımı kaldırdığımda merdivenin alt basamağında dikilen Aras’ı gördüm. Elleri montunun ceplerinde, gözlerinde geceden kalma derin bir karanlıkla bana bakıyordu. Gözlerindeki o mahvolmuşluk, benimkiyle yarışacak düzeydeydi.

"Aras..." dedim, sesim pürüzlü çıkmıştı. "Lütfen git. Şu an kimseyle, özellikle seninle konuşacak halim yok."

Birkaç basamağı ağır adımlarla çıkıp yanıma oturdu. Arada bıraktığı mesafe, aramızdaki kırgınlığın somut bir kanıtı gibiydi.

"Dün gece olanlar..." dedi, sesi adeta bir kısıklık fırtınasına kapılmıştı. "Bana söylediklerinden sonraki gözlerindeki ifadeyi unutamıyorum Deniz... Teoman gerçekten bana zarar vermeden canımı yaktı ve oyununa seni dahil etti."

"Ben oyun oynamadım!" diye fırladım oturduğum yerden. Gözlerim tekrar dolmaya başlamıştı ama bu kez ağlamayacaktım. "Teoman beni tehdit etti! O mektup... o mektup sana yazılmıştı Aras. Benim en çaresiz, en karanlık anımın çığlığıydı. Teoman onu elimden çaldı. Bizi birbirimize düşürmek için yaptı bunu!"

Aras yavaşça ayağa kalktı. Yüzü acıyla buruşmuştu. "Peki neden onun arabasındaydın Deniz? Neden onunla aynı masadaydın? Bana 'Gelme' dedin, ama onun yanındaydın! Sana güvenmek istedim. Her şeye rağmen arkanda durmak istedim ama sen beni zayıf yerimden, Teoman’ın ellerine bıraktın."

"Çünkü seni korumaya çalışıyordum!" diye bağırdım, sesim yankılandı. "Teoman senin hakkında neler biliyor farkında mısın? Sana zarar vermesin diye onunla buluştum! Her şeyi senin için yaptım ben! Dayanamadım ve onun yerine kendim geldim söyledim-"

"Artık senin hakkında da çok şey biliyor."

"Bilsin. O bana zarar vermek için kullanmaz. Kullanamaz!"

Aras tam bir şey söyleyecekken, yangın merdivenlerinin ağır demir kapısı gürültüyle açıldı. İkimiz de o tarafa döndük. Teoman, eşikte durmuş, elindeki elmayı gamsızca ısırarak bize bakıyordu. Gözlerindeki o eğlenen, şeytani pırıltı bir milim bile azalmamıştı.

"Ne kadar da dramatik bir sahne," dedi Teoman, alaycı bir edayla. "Deniz kızı ve gururlu prensi... Gerçekten gözlerim yaşaracak. Ama üzgünüm çocuklar, romantik komediniz bitti."

Aras’ın yumruklarının sıkıldığını, eklemlerinin beyazladığını gördüm. Teoman’a doğru bir adım attı. "Seninle hesabımız bitmedi duydun mu lan beni."

Teoman elmasından bir ısırık daha alıp duvara yaslandı. "Benimle bir hesabın artık yok Aras. Senin derdin, yanındaki kızın sana olan duygularına karşılığının olmaması. Ben sadece sahnedeki ışıkları yaktım, oyunu siz oynadınız."

Aras öfkeyle Teoman’ın üzerine yürüyecekken aralarına girdim. Elimle Aras’ın göğsünden iterek onu durdurdum. "Yapma," diye fısıldadım. "Onun istediği de bu zaten. Lütfen."

Aras bana son bir kez baktı. O bakışta öyle büyük bir hayal kırıklığı vardı ki, içimde bir yerlerin kökten koptuğunu hissettim. Arkasını dönüp hızla merdivenlerden aşağı inmeye başladı.
Teoman, Aras’ın gidişini izlerken dudağının kenarıyla gülümsedi. Sonra bakışlarını bana çevirdi. Yüzündeki o alaycı ifade yerini aniden karanlık, ciddileşen bir ifadeye bıraktı. Bana doğru birkaç adım yaklaştı.

"Dün gece ne kadar güzeldi dimi Deniz kızı tabiki sonu hariç," dedi fısıltıyla.

"Beni bir sal artık ya kaç defa dicem! İstediğin oldu Aras herşeyi öğrendi. Hala neden dibimdesin?"

"Biz ayrılamayız Deniz kızı çünkü ben hala istediğimi alamadım."

"Ne istiyosun benden? İntikamını almadın mı Allah'ın belası!"

"Evet aldım ama bu sefer başka.... Görüceksin bunu sana kanıtlicam."

"Neyi kanıtlicaksın? Aras'a zarar vermeyi kes artık, sevdiğim insanlardan uzak dur."

"Dejavu yaşadım şimdi... Aras'ta aynısını demişti bana... "Sevdiklerimden uzak dur" şimdi de sen söylüyorsun."

"Gerçekten yeter ya! Yüzünü görmek istemiyorum duydun mu yüzünü görmek sesini duymak istemiyorum."

Yanından çıkarken kolumdan tuttu hemen kendimi geri çektim. "Ne yapıyorsun sen!"

"Sakin ol bişey yapmıyorum. Önüne bakmıyorsun Deniz kızı..." dedim gözlerini aşağı indirerek işaret etti.

"Düşüp merdivenlerden yuvarlana bilirdin."

"Keşke öyle olsa da seni bir daha hiç görmesem."

"Sonuçta seni kurtarmış oldum... Yine borçlandın."

"Ne demek oluyor bu?"

"Hani sen borcunu hemen ödeyen biriydin bide bana 'Heleki sana asla borçlu kalmam' diyordun. Sırf bana olan borcunu ödemek için benim evimde çalıştın."

"Bu borçlanma ile ilgili bişey değil!"

Yüzüne bakmadan dışarı çıktım...

Şebnem'den

Hakan erkenden evden çıkmış işe giderken hazırlanıp aşağı indim.

"Günaydın Şebnem hanım." dedi temizlikçimiz.

"Günaydın." dedim soğuk bir tavırla ardından elindeki papyonu bana uzattı.

"Şebnem hanım bunu oğlunuzun odasında buldum..."

"Bu papyon geçen gün garsonluk yapanlardan birine ait... Ama neden oğlumun odasında?" Papyonu elime alıp inceledikten sonra aklıma Nuray'ın kızı Deniz geldi. "Hayır böyle bişey olamaz... Bu gerçek olamaz."

"Ne olamaz efendim?"

"Sen işine bak. Bunu benim odama bırak."

Düşüncelerle arabama bindikten sonra alışveriş mağazasına geldim. Kızlar kahve yapıp bir kaç parça elbiseyi ayağıma getirdi. Hem kahvemi içip hemde elbiseleri seçerken yanımdaki kadın konuştu.

"Geçen gün oğlunuz kız arkadaşı ile geldi ve ona buradan kıyafet aldı."

"Banada hiç söylemedi. Sıla'da söylemedi böyle birşey-"

"Sıla mı? Hayır şimdi efendim Deniz hanımdan bahsediyorum."

"Deniz hanım mı?"

"Evet... Oğlunuz bize kız arkadaşı olduğunu söyledi."

"Teoman?"

"Evet. Kıyafeti ona hediye olarak aldı yanlış bir anlaşılma oldu biz tekrardan özür dileriz."

"Özür dileme bana ne kadar para ödediğini söyle?"

"2.500"

"Ne aldı çorap falan mı aldı?"

"Tişört aldı."

"Tişört mü aldı." dedim ve aklıma sabah elime verilen papyon geldi. "Teoman delirdi mi... O kızla ne işi olabilir ki."

Hakan'dan

Ertesi sabah Nuray'ı aradım. "O bebekten kurtuldun mu?"

"Hayır. Çünkü bu patlama mevzusu hala devam ediyor."

"Ben öğrenmemesi için uğraşıyorum."

"Uğraşıyor musun? Oğlun senden daha çok uğraşıyor en azından kızımı mutlu etmek için."

"Ne saçmalıyorsun sen açık konuşsana?"

"Teoman yokmu senin oğlun. Dün kızımı evinin önünden aldı böyle kapısını açtırıp onunla birlikte yemeğe gitti."

"Ne Teoman'ı ne diyorsun sen kadın!"

Telefonu kapattım ve aklıma psikoloğun söyledikleri geldi. 'Arasın yakın arkadaşı varsa herşeyini o biliyordur... İnsan kimseye anlatamadığı dertlerini yakınına anlatır...'

"Ne yapmaya çalışıyor bu çocuk." derken telefonum yine çaldı. Arayan Şebnem'di.

"Alo?"

"Acilen konuşmamız lazım Hakan bugün neler duydum inanamicaksın."

"Aynısı benim içinde geçerli. Nerdesin?"

"Yanına geliyorum."

"Tamam bekliyorum."

Çok zaman geçmeden Şebnem içeri girdi.
İkimizde birbirimize baktık.

"Teoman dün akşam Nuray'ın kızını yemeğe çıkartmış."

"Ne! Ne yapmaya çalışıyor amacı ne? Bugün bizim mağazaya gittim ve kadınlarda bana oğlunuz kız arkadaşı ile birlikte geldi hediye aldı dedi. Bide bizim temizlikçi bana sabah papyon bulmuş onu uzattı. Nerden çıkmış biliyor musun? Teoman'ın odasından."

"O kızdan uzak durmalı Şebnem yoksa Teoman Aras'ın kardeşi olduğunu öğrenir. O kız Aras'ın yakın arkadaşı herşeyini biliyor. Teoman eğer küçüklüğü hakkında o kıza bişey anlatırsa kız yerinde durmaz Aras'a anlatır sonra ikisinin kardeş olduğunu öğrenir. Bu asla olmamalı."

"Ne yapıcaz?"

"Teoman'ı o kızdan uzak tutucaz. Onu yurt dışına yollicaz. Zaten gitmek istiyordu böylece bişeyi anlamicak. Orada başka birine takılır ama bu kıza aşık olursa Demir olduğunu öğrenmesi dakikasını almaz."

"Haklısın... Bu çocuğun ne yapmaya çalıştığını anlamıyorum. Biz uzak dur dediğimiz herşeye dahada yaklaşıyor. Aras'la konuşunca bile bişey anlamıyor ama kız zeki herşeyi birbirine bağlar sonra Teoman'ın Aras'la kardeş olduğunu öğrenince Aras'a söyler. Aras Teoman'ı bizden alır Hakan duyuyor musun. Biricik oğlumu boğularak kaybettim ama Teoman'ı kimsenin almasına izin vermicem... Bu arada sen nereden öğrendin Teoman'ın Deniz'i yemeğe çıkarttığını?"

"Bizim şoförler söyledi. Onlarda şaşırmış tabiki kızı evinin önünden alınca..."

"Hakan ne yap ne et o kızı unutsun. Teoman'ı tanıyorsam o kızla ilgili planları vardır."

"O eşek sıpası plan yapıyım derken aşık olur. Ben malımı tanırım belli bir planı olduğu ama sonucunda kendi tuzağına düşer. Buna izin vermicez. Yarın akşama New York'a biletini alıp gönderelim. Bence artık tek başına yaşayabileceği yaşta."

"Oğlumdan uzak durma fikri beni deli etse de en doğrusu bu..."

"Tamam ama Leyla hiç birşeyi bilmicek... Teoman gidince oda merak edecek. Şüphesiz davranmalıyız."

"Teoman'ı kenara çekip konuşmalıyız... O kızdan uzak durması için belki bizi dinlerse gitmesine gerek kalmaz."

"O eşek bizi dinlemez"

"Aşık olacağını düşünmüyorum. Oynar sonra bırakır"

"O it beceremez aşık olur. Onda o gerizekalılık var."