2. bölüm · Kisses Driven by Hate
2
Duyduğum sözler, koridorun uğultusunu bir anda bıçak gibi kesti. Beynimin içindeki tüm dişliler durmuş, sadece Teoman’ın yüzündeki o kendinden emin, zafer kazanmış gülümsemeye odaklanmıştım. Gözlerimi kıstım, kalbimin göğüs kafesimi döven sesini bastırmaya çalışarak dik durmaya zorladım kendimi.
"Ne saçmalıyorsun sen?" dedim, sesimi güçlü tutmaya çalışarak. "Dün gece beni resmi bir kurumdan aradılar. Arşiv kaydını onlar sayesinde buldum."
Teoman, omzunu dolaba yaslayıp hafifçe başını yana eğdi. Dağınık sarı saçları alnına dökülürken, o kehribar gözlerinde tehlikeli bir eğlence parıldıyordu. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, her nefes alışında tenimin ürperdiğini hissediyordum. Ve bu histen nefret ediyordum. Ya da nefret ettiğime kendimi inandırmak istiyordum.
"Denizciğim... Gerçekten bu kadar saf olma?" diye fısıldadı, sesi adeta kadife gibi pürüzsüz ama bir o kadar da zehirliydi. "O resmi kurumun tozlu arşivindeki dosyayı, mesai saatinden gece yarısına kadar kimin açık tuttuğunu sanıyorsun? Aras'ın o salak kafasıyla o bürokrasiyi aşabileceğine gerçekten inandın mı?"
Bileğimi tutan elinin baskısı azalmıştı ama beni hapsettiği o dar alandan çıkmama izin vermiyordu. Dudaklarım şaşkınlıkla aralandı. Doğru söylüyor olabilir miydi? Her şeyi o mu planlamıştı? Dün geceki o telefon araması, o ani kolaylık... Hepsi Teoman'ın parmağının altından mı çıkmıştı?
"Neden?" diye sordum, sesim bu kez fısıltıdan farksızdı. "Neden her şeyi mahvetmek ister gibi davranıp arkadan yardım ediyorsun? Amacın ne senin?"
Teoman’ın bakışları derinleşti. Gözleri bir anlığına yine dudaklarıma kaydı, o an koridordaki havanın tükendiğini hissettim. Üzerimdeki o yoğun baskı, dün gece bahçedeki o tehlikeli yakınlığı birebir canlandırıyordu zihnimde.
"Çünkü," dedi, yüzünü iyice yaklaştırıp nefesini yanağıma bırakarak. "Aras’ın o gazete parçasını kendi başına bulup kahraman olmasını istemedim. Onu, senin gözünde küçültmek daha eğlenceli. Ama asıl sebep..." Durdu, yutkundu. Sesindeki o alaycı ton bir anlığına kaybolur gibi oldu. "Asıl sebep, senin o gazete için bana kadar gelmen, karşımda dikilmen... Bu benim hoşuma gidiyor."
"Sen hastasın," dedim nefes nefese, göğsüm hızla inip kalkıyordu. "Egondan geberiyorsun."
"Belki de," dedi ve aniden geri çekildi. Üzerimdeki o ağır gölge kalkınca derin bir nefes alabildim. Teoman ellerini cebine soktu, o sinir bozucu, her şeyi bilen gülümsemesini tekrar yüzüne yerleştirdi. "Ama unutma Deniz kızı... Borçlusun. Gazete yandı demiştim ama külünü sana ellerimle teslim ettim. Dün gece yarım kalan konumuzu unutma."
Göz kırpıp, hiçbir şey olmamış gibi arkasını döndü ve koridordaki kalabalığın arasında, o uzun boyuyla süzülerek gözden kayboldu. Sırtım hala soğuk metal dolaba yaslıyken, bacaklarımın titremesini engellemek için derin nefesler aldım. Dudaklarımda hala onun hayali sıcaklığı, zihnimde ise onun karmaşık oyunları vardı.
Sınıfa girdiğimde Aras’ı en arka sırada oturmuş, elindeki telefona dalmış bir şekilde buldum. Yüzünde uzun zamandır görmediğim bir huzur, hafif bir tebessüm vardı. Beni görünce hemen toparlandı, gözleri parlayarak el salladı.
"Deniz! Gel, otur yanıma," dedi heyecanla.
Çantamı sıraya bırakıp yanına oturdum. Ama içim içimi yiyordu. Teoman’ın söyledikleri birer yalan mıydı, yoksa Aras gerçekten büyük bir oyunun içinde piyon mu oluyordu?
"Sana ne kadar teşekkür etsem az," dedi Aras, elimi tutarak. Eli sıcacıktı, güven vericiydi. Dün gece mesaj attığında hissettiğim o huzuru tekrar yakalamaya çalıştım. "Fotoğraftaki çocuğun, kardeşimin küçüklüğü olduğu da onayladı. Bu gece o gazetenin basıldığı matbaanın eski kayıtlarına bakmaya gideceğim. Benimle gelir misin?"
Aras'ın gözlerindeki o umut dolu bakışı görünce, Teoman'ın adını anıp bu anı mahvetmek istemedim.
"Gelirim tabii ki," dedim zoraki bir tebessümle. "Bırakır mıyım seni hiç?"
"İyi ki varsın Deniz. Sen olmasan, ben o karanlık kuyudan asla çıkamazdım." dedi ve bana sarıldı.
Kolları beni sararken, gözlerim sınıfın kapısına kaydı. Teoman kapının eşiğinde belirdi. Sıla koluna girmiş, ona bir şeyler anlatıyordu ama Teoman’ın gözleri Sıla’da değildi. Doğrudan bana bakıyordu. Aras'ın bana sarılışını, elini belime yerleştirişini izliyordu.
Yüzündeki o alaycı gülümseme yavaşça soldu. Çenesi kasıldı, gözlerindeki o kehribar ışıltı yerini karanlık, sert bir bakışa bıraktı.
Aras benden ayrıldığında Teoman bakışlarını anında kaçırıp Sıla’ya döndü ve sahte bir gülüşle onun saçını okşadı. Bu adam tam bir kapalı kutuydu. Bir an dünyayı yakacak kadar öfkeli, bir an her şeyi umursamayacak kadar alaycıydı.
Okul çıkışı eve gidip duş aldıktan sonra gece Aras’la birlikte eski sitesinin arkasında kalan, gazete idare binasına geldik. Aras, görevli adamla konuşup eski mikrofilmleri ve arşiv defterlerini çıkarttırırken, ben de yanındaki sandalyeye oturdum.
"2012 yılının Mart ayı kayıtları..." dedi görevli yaşlı adam, devasa, tozlu bir defteri masaya vurarak.
Aras heyecanla sayfaları çevirmeye başladı. Ben de ona yardım ediyordum. Sayfalar akıp giderken, aniden Aras'ın telefonu çaldı. Ekrana baktı, yüzü gerildi.
"Yine o numara arıyor, içeride hat çekmiyor, hemen dışarı çıkıp konuşup geliyorum. Sen bakmaya devam et lütfen," dedi ve hızla dışarı fırladı.
Ben defterin sayfalarını tek tek incelerken, arkamdaki kapının gıcırtıyla açıldığını duydum. Aras’ın döndüğünü sanarak başımı kaldırmadan konuştum.
"Aras, bak burada bir adres var, sanırım matbaanın eski deposu-"
"Aras dışarıda bilinmeyen numarayla ağlaşıyor Deniz kızı. Yanlış kişiye heyecanlanıyorsun."
İrkilerek arkama döndüm. Teoman, o karanlık ve döküntü binanın koridorundan sıyrılıp içeri girmişti. Dağınık saçları ve o gitgide daha da tehlikeli olan aurasıyla tam karşımda duruyordu.
"Senin ne işin var burada? Bizi mi takip ediyorsun?" diye ayağa kalktım.
"Sizi değil, seni takip ediyorum," dedi adımlarını yavaşça bana doğru atarak. Tozlu masanın arkasına, tam önüme kadar geldi. İki elini masaya dayayıp üzerime doğru eğildi. "Çünkü o defterde aradığın şey yok. Aras'ın aradığı isim, o sayfalardan çoktan silindi."
"Ne demek silindi? Sen mi sildin?"
Teoman hafifçe güldü, yüzü yüzüme o kadar yakındı ki yine o dün geceki kokusunu, o keskin erkeksi kokuyu aldım. "Ben silmedim. Ama ben herşeyi biliyorum eğer öğrenmek istiyorsan..." Gözleri yavaşça dudaklarıma indi, bu sefer bakışları alaycı değil, tamamen aç ve karanlıktı. "...şartım hala geçerli."
Dışarıdan Aras'ın ayak sesleri gelmeye başlamıştı. Zamanım daralıyordu. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi çarparken, Teoman’ın gözlerinin içine baktım. Bu adam beni kendi oyununun içine çekiyordu ve ben yavaş yavaş batıyordum.
"Teoman..." diye fısıldadım, elini masadan çekip hafifçe belime doğru yaklaştırdığını hissettiğimde nefesim kesildi.
"Karar ver Deniz kızı," diye fısıldadı, dudakları neredeyse dudağıma değecekti. "Aras için ne kadar ileri gidebilirsin? Ya şimdi beni öpersin ve o ismi öğrenirsin, ya da Aras ömür boyu kardeşini arar."
Teoman’ın dudakları neredeyse dudağıma değecekti. Kalbimin göğüs kafesimi döven sesinden başka hiçbir şey duyamıyordum. Ellerimi tutup dudaklarını araladı, gözlerimi sıkıca kapattım, nefesimi tuttum.
Tam o esnada, döküntü binanın rutubetli sessizliğini bozan sert bir ayak sesi ve ardından gelen yaşlı bir öksürük sesi yankılandı.
"Eee... Bulabildiniz mi bari aradığınızı?"
İrkilerek gözlerimi açtım. Arşiv görevlisi olan o yaşlı adam, elindeki el fenerini doğrudan üzerimize tutarak odanın kapısında dikiliyordu. Işık gözlerimizi alırken, Teoman o milimetrik yakınlığı bozmak zorunda kaldı.
Hiç acele etmeden, sanki az önce beni köşeye sıkıştıran o tehlikeli adam kendisi değilmiş gibi, yavaşça geri çekildi. Dudak kenarında yarım kalan oyunun getirdiği sinir bozucu, alaycı bir gülümseme belirdi.
Yaşlı adam feneri bir bana, bir de hiçbir şey olmamış gibi dik duran Teoman’a çevirdi. Bakışlarında şüpheci ama bir o kadar da bıkkın bir ifade vardı.
"Gençlik işte..." diye mırıldandı adam, masanın üzerindeki devasa deftere doğru ilerlerken. "Delikanlı dışarıda telefonla konuşuyor kardeşi Demiri bulmaya çalışıyor, siz burada gazetemi arıyorsunuz, başka bir şey mi belli değil. Buldunuz mu bari aradığınız Mart 2012 kaydını? Yoksa siz ikiniz hırsız mısınız?"
"Bulamadık amca, hırsız değilim ben ama belki bu kız hırsız olabilir dikkat et senden de birşey çalmasın" dedi Teoman, sesindeki o ukala ve pürüzsüz tonu saniyeler içinde geri kazanarak.
Yaşlı adam Teoman'a yaklaşırken gözlüğünü düzeltti. "Senden ne çaldı da öyle söyledin delikansız?" Amcanın söylediklerine dayanamayıp gülmeye başladım... Teoman başını eğdi "Kızın yanında ne diyorsun amca sende gülme Deniz kızı..."
Aras heyecanla yanımıza geldi. " Deniz buldun mu-"
Aras Teoman'a bakıp bana döndü."Ne işi var burda bu faydasızın?"
Tekrardan güldüm ve amca bize bakıp konuştu "Kızım benden sana tavsiye! Yol yakınken bırak bu çocuğu bundan hayır gelmez sana-"
"Tövbe de amca bunun yanında duracak kadar kendine saygısı olmayan biri değilim."
"Az önce niye dip dibeydiniz? Baya baya el eleydiniz yani karım bana gözün fazla görmüyor dese de gördüm sizi bu genç senin elini tutmuştu-"
Aras gülerken ciddileşti ve bana bakıp konuştu. "Denize yoksa sana zarar mı verdi?"
Alaycı bir tavırla cevapladım "Teoman mı? Güldürme beni Aras bırak bana zarar vermeyi benim gözümden yaş bile getiremez o."
Teoman kaşlarını kaldırıp başını hafif eğdi. Başını salladıktan sonra amca Aras ve bana döndü.
"Siz çok yakışıyorsunuz gençler..."
Teoman bize bakıp dişlerini sıktı.
"Ne haliniz varsa görün" yanımızdan sinirle ayrıldı. Amca bize bakıp devam etti.
"Senin kardeşinin adı Demir miydi delikanlı?"
Aras bana bakarken heyecanla başını salladı. "E-evet... Evet amca Demir."
"Seni üzmek istemem delikanlı ama o çocuk yangında hayatını kaybetti diye biliyorum... Abime gitmek istiyorum diyordu içerideyeken, haberi ben yaptım. Ev kül oldu içeriden kimse çıkmadı..."
Aras'ın yüzü düştü sanki ağlicak gibi oldu bir anda yere yığıldı. "Demir... Demir beni bırakmış olamaz. Bana söz verdi beni asla bırakmayacağını söyledi... O ölmedi o yaşıyor yalan söylüyorsunuz!"
Aras dışarı çıkarken arkasından gidip kolundan tuttum.
"Aras sakinleş lütfen..."
"Deniz... Deniz, Demir yaşıyor dimi. Demir ölmedi dimi Deniz!" göz yaşları süzülürken göz yaşlarını küçük ellerimle sildim.
"Deniz benim kimsem yok-" başımı sağa sola salladım" Hayır ben varım... Ben senin yanındayım Aras."
Aras başını kaldırıp gözlerime bakarak cevapladı "Ne zamana kadar..."
Gözlerimi kaçırmadan cevapladım "Elimden geldiğince her zaman... Hatta elimde olsa yetimhanede de yanında olmak isterdim. Yaralarını sarmak isterdim."
Aras'ın göz yaşları yanağına süzülürken ellerini sıkıca tuttum. "Bulucaz... Demir'i bulucaz hatta, sen ben ve Demir beraber sahilde oturup bugünleri konuşucaz. Sen Demire sıkıca sarılırken bende sizin resminizi çizicem..."
Aras bana sıkıca sarılırken konuşmaya başladı. "İyiki varsın Deniz..."
"Sende iyiki varsın Aras... Demir'i bulucaz sabret."
Ayağa kalkıp Aras'ın kalkmasına yardımcı oldum. Aras ayağa kalktığında göz yaşlarını silip yürümeye başladı.
"Geç oldu gerçekten kusura bakma Deniz... Sen eve gidebilirsin ben yine ait olduğum yere kimsesizlerin evine gidiyorum."
Gözlerim doldu ona sıkıca sarılıp ağlamak istedim. "Seni böyle bırakmak istemiyorum..." Aras'ın yüzünde acı bir tebessüm oluştu, "Ben sen yokken de böyleydim hala öyleyim benim için üzülme."
Aras yanımdan ayrılırken bende kendi evimin yolunu tuttum. Kulaklığımı takıp şarkı dinleyerek eve giderken Teoman'ı gördüm. Sahilin karşısında oturmuş öylece denizin dalgalarını izliyordu.
Teoman'dan
Deniz'in dalgaları kıyıya vururken zihnimde hala Deniz'in sözleri tekrar ediyordu
Sende biliyorsun içten içe kimsenin senin için suya atlamiyacağını... Hani bana sordun ya benim için suya atlar mıydın diye. Senin boğulduğunu izlemeyi tercih ederim hatta Aras'ın yerinde olsam seni kurtarmak yerine o teknede bırakırdım...
Oturduğum yerden elime gelen taşı alıp Deniz'e doğru attım... Taş suyun üstünde iki defa sekerken bağırma sesleri geldi. Hızla olduğum yerden fırlayıp sesin geldiği yere koştum. Durup yerde yatan üstü başı yırtılan çocuğa baktım.
"iyi misin birader?"
Serserilerden biri beni omzumdan geriye doğru itti. "Sana ne lan, ikile!"
Yerde yatan kişi başını kaldırdığı anda gözlerime inanamadım.
"Aras..." Aras karnını tutarken bana tutundu. " Teoman? Senin ne işin var burada."
Bir kaç serseri etrafımızı sardı ve Arasla sırt sırta geldik.
"Sen şu ikisini hallet gerisi bende!"
Aras başını salladı ve adamları tek tek yere yığdık. Hepsi yere yığılırken arkadan biri Aras'a bıçak doğrulttu, Aras'ın önüne geçip bıçak tutan kişinin karnına tekme attım.
"Ne oldu lan yıkıklar! Bir daha bulaşmayın lan bize şimdi siktirin gidin lan burdan!"
Bıçağı elime alıp onlara doğrulttum hepsi olduğu yerden kalkıp korkarak kaçtı.
Aras şaşkınlıkla bana bakarken ciddileştim. "Ne oldu lan yıkık, sende azıcık dik dursana ne duruyorsun öyle gelin beni dövün der gibi?"
"Beni bıçaklayan sen az önce beni korudun mu..."
"Sen beni boğulmaktan kurtardın bende seni kurtardım işte özdeştik."
"Beni hapisten kurtararak zaten ödemiştin..."
"Boşver şimdi onu hadi evine git... Unuttum ya senin evin yoktu dimi, kimsesizlerin evi yetimhanede kalıyordun sen..."
Aras başını eğip yavaş yavaş yürüyerek kendini denizin kumlarına bıraktı...
Arkamı dönüp giderken denize doğru konuşmaya başladı. "Demir ne olur dön... Çok yanlızım oğlum çok yanlızım kimsem yok... Ben senden hiç vazgeçmedim sende benden vazgeçme ne olursun dön Demir... "
Ayaklarım istemsizce beni onun yanına götürdü.
"Ağlama lan-"
"Sen hiç kardeşini kaybettin mi?"
Yine aklıma Deniz'in söyledikleri geldi.
Sen ne anlarsın kardeşlikten sevgiden... Seni kendi kardeşin bile sevmiyor.
"Kaybetmeme gerek yok... Kaybetmekten de kötüsü sevmemesi."
Aras'ın yanına oturdum ve başımı yatırıp yukarıya doğru baktım.
"Yukarıda kargalar uçuyor..."
Aras yukarıya bakarken kısa bir sessizlikten sonra"Demir" dedi. Başımı ona döndürdüm.
"Karga olayı ne? Neden bu kadar önemsiyorsun bu kargaları, geçen gün sana şaka yaptığımda da kolumdaki karga dövmesine baktın."
"Çünkü Demir kargaları çok seviyordu... Onun koluna sahte karga dövmesi yapmıştım çok mutlu olmuştu. Sende görünce bir an olsun gerçek sandım... Ama iyiki değilmişsin."
"İyiki... Beni sende sevmezmişsin. Deniz haklı kimse beni sevmiyor..."
