32. bölüm · Kisses Driven by Hate

32

Kyula Seng

Annem arkamdan "Görücez!" diye seslenirken odama kaçıp kapıyı kilitledim. Yanağımdaki o sıcaklık hâlâ gitmemişti. Aynada kendime bakıp "Toparla kendini Deniz," dedim. Ama aklım bir yandan Teoman'ın o kibirli sırıtışında, diğer yandan Aras'ın bahsettiği kliniğin kilitli çekmecesindeydi.

Ertesi gün planladığımız gibi Aras'la kliniğin önünde buluştuk. Kalbim küt küt atıyordu ama Aras gayet kararlı görünüyordu.

"Tel toka aldım," dedi Aras fısıltıyla. "İçeri girip seansı başlatıyorum. Kadın dışarı çıktığı an sen danışmadaki kızı lafa tutacaksın."

"Tamam," dedim derin bir nefes alarak. "Her şey yolunda gidecek."
Aras içeri girdi, ben de danışmadaki kızın yanına adımladım. Yine o anlamsız fal ve sohbet muhabbetiyle kızı oyalamaya başladım. Bir süre sonra psikolog kadın odasından çıkıp arabaya doğru yöneldi. Kadın gözden kaybolur kaybolmaz Aras'a çaktırmadan işaret verdim.

Aras'dan

Deniz’in işaretini gördüğüm an lavabonun yanından sıyrılıp hızla psikoloğun odasına süzüldüm. Kapıyı arkamdan sessizce kapatıp kilitli çekmeceye yöneldim. Cebimden çıkardığım tel tokayı kilit mekanizmasına sokup birkaç kez çevirdim. Hafif bir tık sesiyle çekmece açıldı.

İçinde birkaç kalın dosya ve en üstte eski bir ses kayıt cihazı vardı. Dosyaların arasında Demir'in adını ararken gözüm kayıt cihazına takıldı. Üzerinde 'Hasta Kayıtları - Demir Ö.' yazıyordu. Parmaklarım titreyerek cihazı aldım ve oynat tuşuna bastım.

Cihazdan hafif bir cızırtı yükseldi. Ardından küçük bir çocuğun o tanıdık, masum sesi duyuldu. Bir şarkı mırıldanıyordu.

"Ay doğar yol uzar... küçük kuş yuvasını arar..."

Göğsüme sıkışan o amansız ağrıyla dizlerimin bağı çözüldü. Yere doğru yığıldım, sırtımı duvara dayayarak gözlerimi sıkıca kapattım. Bu ses... Bu şarkı benim kardeşimin sesiydi.
Kayıt devam ediyordu. Psikoloğun sakin sesi araya girdi.

"Sana bu şarkıyı kim öğretti?"

Kardeşim hemen yanıtladı.

"Abim. Aras... Abim ne zaman gelecek."

Gözlerimden bir damla yaş süzüldü. Yere çökmüş halimle cihazı göğsüme bastırdım. "Abin burda Demir sen neredesin," diye fısıldadım kendi kendime.

Kayıttaki çocuk sesi ağlamaklı bir tonda devam etti.

"Abimi istiyorum... Evimize gitmek istiyorum..."

"Gidicez...Gidicez kardeşim... az kaldı" dedim hıçkırığımı tutmaya çalışarak. "Gidicez, söz veriyorum..."

Psikolog kayıtta tekrar sordu.

"Peki seni buraya kim getirdi?"
Çocuk duraksadı. Ses aniden cızırdamaya ve bozulmaya başladı. Kesik kesik, parazitler arasından birkaç harf ve hece duyuldu.

"Beni... E... Ne... ..Eyz... ... Ak... An..."

Cihaz cızırtıyla kapandı. Duyduğum tek şey cızırtı oldu. Kadının ayak seslerinin koridorda yankılandığını duyunca hızla toparlandım. Ses kayıt cihazını cebime attım. Kapıdan çıkmak riskti, bu yüzden hızla pencereye koşup kilidini açtım ve kendimi dışarıya, arka bahçeye attım.

Deniz'den

Danışmadaki kızı lafa tutmaktan dilimde tüy bitmişti ki Aras içeride olmadığını ve pencereden dışarıya geçtiğini bana mesaj olarak yazdı. Hemen kızla vedalaşıp klinikten çıktım ve arka sokakta bizi bekleyen Aras'ın yanına koştum. Nefes nefese kalmış gibiydi, yüzü bembeyazdı.

"Aras! Buldun mu bir şeyler?" diye sordum endişeyle.

Aras cevap vermedi. Cebinden eski bir ses kayıt cihazı çıkarıp bana uzattı ve oynat tuşuna bastı.

Kayıttaki o küçük çocuğun şarkısı ve ardından gelen cızırtılı sesler sokakta yankılanırken Aras gözlerimin içine baktı.

"Kardeşimi buldum Deniz... Bana nerde olduğunu kendisi söyledi ama cızırtılı... Burada tamir edebileceğimiz bir yer var mı? Ona çok yaklaştım Deniz çok az kaldı..."

"Var tabiki merkezde hep yan yana dükkanlar var hepsine sor illa ki çıkar bir anlayan."

"Sağol Deniz. Sen derslere yetiş istersen çünkü her an herşey olabilir. Ne olursa olsun kardeşim içinde olsa ben bunu çaldım. Senin de başın belaya girmesin."

"Peki tamam ama şunu unutma, sen hırsızlık yapmadın sana ait olanı aldın. Bu ses kaydı senin kardeşine ait."

"Ama yine de suç işledim..."

Aras arkasına bakmadan koşturarak uzaklaştı bende okulun yolunu tuttum. Okula geldiğimde Sıla bana baktı ve yanımdan geçerken kolunu sertçe çarpıp geçti.

"Sana da günaydın Nevrotik barbiem benim, bugün de havanı takınmışsın."

"Aynen öyle yaptım bu gün tiyatro seçmelerine seçildiğim gün çünkü."

"Ha o konu... Kulağında bir sıkıntı mı var? Dün seçmelerde yedek olduğun söylendi."

"Eee? Teoman'ın partneri sen mi olucaksın yoksa ben mi? Sevgilisi benim sen kimsin."

"Ben hiç bişey değilim çok haklısın ya... Neyse sen git biraz ağla yani ağlamak derken çalış rolüne iyi oyna rolünü. En önde seni alkışlarla izlicem."

"Kızım sen kendini ne sanıyorsun? Sevgilimi ayartmaya çalışıyorsun görmüyorum sanma."

"Sen çok dizi mi izliyorsun? İşim olmaz onunla."

"Olamaz da."

Sıla'nın yanından ayrılıp sınıfa girdim. Aras ve Barış'ı gördüğümde onları boş sınıfa getirip tahtaya geçtim.

"Dersimizin adı; Demir. Aras bana en başından beri Demir'le ilgili bulduğun herşeyi söyle."

"İlk önce telefon sonra Serhat sonra gazete..."

Gazete yazarken aklıma o gün geldi...

Flashback

"Evet... Ama bir şartım var."

"Ne?"

Gözlerimin içine bakarak bana doğru iki adım yaklaştı. "Öp beni..."

"Ne!"

"Öp... Sen beni öp bende sana istediğini vereyim."

...

Kendime gelip yazmaya devam ettim.

"Başka?"

"Elimde fotoğrafı var 7-8 yaşlarında olduğu. Evlatlık, üvey ikiz kız kardeşi var onu öz sanıyor yani kısaca Demir abi olmuş Deniz... Bu arada gazeteci yalan söyledi tehditle yani kim söyledi söyletirdi bilmiyorum. Çocukken kaldığı evde yangın çıkarmış. Psikolog ve ses kaydı; Abimi istiyorum,eve dönmek istiyorum, şarkımız, eğitimini uzun bir süre evden almış. Ses kayıt cihazını verdiğim adam bunları da buldu..."

"O zaman elimizdekiler. Telefon, Serhat,gazete, okulu evden okumuş olması, ses kaydı, yangını kendi çıkarmış olması,birde öz sandığı ikiz kız kardeşi..."

Barış tahtaya bakıp konuştu.

"Aras'ın yıllardır kaldığı ders bu ahahhaha!"

Yüzümde mimik oynamadı.

"Gülün diye söylemiştim..." dedi Barış ama bu konu Aras'ın hassas noktasıydı.

Biri Aras'ı aradı ve Aras Barış'la sınıftan çıktı. Tahtaya bakarken bir ses geldi.

"Günaydın Deniz kızı... Bugün sana günaydın demediğimi farkettim."

"Bende diyorum ne eksik ne eksik, senmişsin... Ama anlamadığım birşey var sen beni nasıl buluyorsun her yerde benimlesin."

"Kokundan buluyorumdur belki..."

Sessizce tahtayı silmeye başladım. Yanıma yaklaşıp tahtada ki yazıyı okudu.

"Demir meselesi mi yine. Demir, demir... Demir çok kötü bir isim ya öğ yani."

"İşte ne yapıcaksın herkesin ismi seninki kadar mükemmel olamıyor."

"İşte bu thats my girl! Teoman Akkaya! Akkaya ailesinin veliaht prensi milyonların sevgilisi. Hadi beraber söyleyelim Teoman Akkaya! Teoman Akkaya! Hadi canım şimdi sıra sende Teoman -"

"Belası!"

"Aaa cidden senin ağzından ben hiç ismimi duymadım... Teoman." Göz kırparak ekledi. "Teoman'ım. Hiç duymadım hadi söyle de günüm aysın. Say my name..."

Yüzüne gülümsedim.

"Söylim mi gerçekten..."

"Söyle..."

Yüzüne gülümseyerek ona iki adım yaklaştım. Tam ağzımı açıcakken parmağını dudağıma bastırıp beni susturdu. "Ama yasakladığım bir kelimeyi söylersen ne olacağını unutma." Elleri dudaklarımdayken gözlerine bakarak "Hırt" dedim arkasına ekledim. "Oldu mu."

"O kelimeyi yasaklamayı unutmuşum."

Teoman'ın telefonu çaldı ve elleelini dudağımdan çekerken arkasından Leyla geldi. Bize bakıp konuştu "Şey Teoman annem konferansta seni bekliyor."

Teoman bana doğru döndü.

"Sonra devam ederiz konuşmaya."

Leyla bana dalgın dalgın bakmaya başladı.

"Ne var?" dedim yüzüne karşı.

"Hiç bir şey sadece gözüm daldı."

Önüme döndüm ve tahtayı silmeye devam ettim.

Teoman'dan

Tam konferans salonuna girerken telefonum çaldı. Arayan kişinin babam olduğunu görünce heycanla açtım.

"Alo baba ne oldu?"

"Oğlum bugün misafirlerim gelicek bir yandan da toplantım var sen misafirleri karşıla şık siyah bir takım hazırlattım sana birde onlara hediyem var. Kutuyu sana verecekler dikkat et içindeki çok önemli birşey."

"Tamam baba... "

"Ben şoförü gönderdim sen hemen eve git hazırlan."

"Tamam ben çıkıyorum."

Çıkarken Deniz'in yanında geçen Deniz'e Deniz kızı diyen lavuğu gördüm, kızla konuşmaya çalışıyordu. Yanlarına doğru giderken çocuk Deniz'in başını eğmesini fırsat bilip önüne gelen saçını kulağının arkasına aldı. Yumruğumu sıkıp yanlarına gidecekken telefonum çaldı.

"Alo."

"Oğlum hadi bekliyorlar seni."

"Tamam baba bir saniye beklesinler."

"Bekleyemezler hemen geç arabaya misafirler havalimanından çıktı çoktan."

Deniz'e baktım birde babamın dediğini düşündüm. "Beklemek zorundalar!" deyip telefonu kapattım.

Yanlarına gittiğimde alaycı bir tavırla elimi Deniz'in omzuna attım.

"Deniz kızım benim ne yapıyorsun nasılsın. Annen aradı beni, seni çağırıyor, kardeşine bişey mi olmuş ne olmuş sana ulaşamayınca beni aradı..."

"Ne diyorsun ya-"

"Hadi sen git eve."

Deniz yanımızdan ayrılıp çantasını almaya gitti. Bende çocuğun karşısına geçip parmağımı göğsünün üstüne koyup konuştum. "Sen hani bu eğilmez bükülmez havalarındasın ya ben seni birgün... O gün gelicek seni fena eğip bükücem oğlum sadece zamanını bekliyorum. "

"Ne zaman yaparsın mesela sarışınım... Deniz kızını öpersem mi?"

"Bana bak lan! Bir daha Deniz'e, Deniz kızı dersen-"

"Ne yaparsın babana ağlayıp beni dövmesini mi istersin?"

"Senin kredin bitti bekle sen yaptığın, söylediğin herşeye pişman olucaksın-"

"Bekliyorum. Yakında Deniz'e yemeğe çıkmayı teklif edicem... O da kabul edicek tabiki."

"Ne saçmalıyorsun lan sen açık konuşsana?"

"Sen bu kızı seviyor musun? Sevgilisi varken başka bir kızı seven kişilere ne denir."

"Sevgilim yok!"

"Neydi senin kızın adı... Sıla! Güzel kız ama şunu anlamıyorum neden o kız varken Deniz?"

"Sen sor diye! Siktir git lan buradan Deniz'in adını da ağzına alma."

"Alıcam! Sen piskopatsan ben daha piskopatım!"

"Sen bu tavırlarına mı piskopat diyorsun... Benimle takıl biraz öğrenirsin."

"Ooo havalı popüler çocuk konuştu."

Biz konuşurken telefonum yine çaldı.

"Oğlum dua et önemli bir işim olmasa-"

"Hiç bişey yapamazsın! Ben kimin çocuğuyum bilmiyorsun!"

"Yo biliyorum... Orospu çocuğusun." dedim yüzüne sırıtarak göz kırptım.

Çantamı alıp dışarı çıktığımda şoför bana bakıp konuştu. "İki saatir sizi bekliyorum nerdeydiniz. Çoktan geldiler. Alın burda giyin."

Siyah takım elbiseyi alıp soyunma odalarına girdim.

Takım elbisemin ceketini elime alıp gömleğimin düğmelerini çözmeye başladığım sırada kapı aniden açıldı.
Deniz, çantasını omzuna takmış bir halde içeri adım attı ve beni görünce birden duraksadı.

Onu gördüğümde üstümdeki tişörtü hızla çıkartıp kenara attım siyah gömleği kollarımdan geçirip düğmeleri iliklerken Deniz'in bakışları geniş omuzlarımda, göğüs kaslarımda ve vücut hatlarımda gezindi. Beni baştan aşağı süzdüğü o birkaç saniyelik sessizlikte dudaklarımda her zamanki alaycı sırıtışım belirdi.

Kendi vücuduma kısa bir bakış atıp gözlerimi Deniz’e diktim. "Hoşuna mı gitti?"

Deniz toparlanmaya çalışarak çatık kaşlarıyla bana doğru bir adım öne çıktı. "Neden yalan söyledin?"

"Neyin yalanı?"

"Annemin aradığını, kardeşime bir şey olduğunu söyledin! Oradan gideyim diye mi yaptın bunu?"

Tam ağzımı açıp ona bir cevap verecekken, cebimdeki telefonun kulak tırmalayıcı sesi odayı doldurdu. Cebimden çıkarıp ekrana baktığımda babamın adını gördüm. O an yüzümdeki alaycı ifade bir anda silindi. Sertçe yutkundum, parmaklarım hafifçe titreyerek telefonu açtım ve kulağıma götürdüm.

Deniz'den

"Alo... Baba?" dedi Teoman, sesi neredeyse fısıltı gibi çıkmıştı.
Karşı taraftan babasının gür ve otoriter sesi duyuldu. "Neredesin sen Teoman? Misafirler geldi diyorum sana!"

"Gidiyorum baba... Çıkıyorum şimdi."

"Çabuk ol," dedi adam ve suratına kapattı.

Teoman telefonu cebine atıp hızla gömleğini üzerine geçirmeye başladı. Yaşadığı o anlık korkuyu üzerinden atmak istercesine seri hareket ediyordu. Tam yanından geçip kapıya doğru yöneldiğimde, birden bileğimden tutarak beni durdurdu.

"Nereye gidiyorsun?" dedi, nefes nefese. "Ne güzel konuşuyorduk işte."

Bileğimi elinden kurtarmadan yüzüne baktım. "Ne olursa olsun bana bir daha yalan söyleme! Endişelendim... Gerçekten kardeşime bir şey oldu sandım."

Teoman bileğimi bırakıp gömleğinin düğmelerini iliklerken gözlerini gözlerimden ayırmadı. "Ama olabilirdi de. Hem... o mıymıntı çocukla ne konuşuyordun sen?"

"Sana ne!"

"Bana ne zaten!" dedi gömleğin son düğmesini sıkıca iliklerken. "Ama o çocuk bana hiç sağlam ayakkabı gibi gelmedi."

"Aynı senin gibi yani?"

Teoman hafifçe gülümsedi ama gözlerindeki o hırslı pırıltı hâlâ duruyordu. "Senin bu fikirlerini değiştireceğim Deniz kızı. Sen beni tanıdığını sanıyorsun ama hiç tanımıyorsun."

"Keşke..." dedim kapı kulpuna uzanırken. "Keşke tanısam ama nerede o günler?"

Cevap vermesini beklemeden odadan çıktım. Eve döndüğümde üzerimdeki okul üniformasından kurtulup rahat bir şeyler giydim üstüme annemin aldığı v kesim lacivert crobu giydim altıma da rahat kısa bir kot şort giyip saçlarımı açıp salkımlı küpleri mi taktım. Zihnimdeki karmaşayı dağıtmak için kulaklığımı takıp kendimi dışarı attım.

Sahil yolunda tempolu bir şekilde yürürken kulaklarımdan süzülen müzik bile aklımdaki Demir ve Aras bilmecesini susturmaya yetmiyordu.

Tam sahilin dibinde yürürken siyah, lüks bir araba aniden önümde sertçe fren yaptı. Sürücü kapısı açıldı, içinden kusursuz oturan siyah takım elbisesiyle Teoman indi. Güneş gözlüğünü çıkartıp yakasını ve ceketini düzelttikten sonra elinde tuttuğu koyu mavi, kadife bir kutuyla doğrudan bana doğru adımladı.

Kulaklığımı çıkarıp boynuma indirdim. Yüzüme yerleştirdiğim alaycı bir tebessümle, "Akkaya'ların veliaht prensi, milyonların sevgilisi Teoman Akkaya gelmiş..." dedim.

Teoman duraksadı, hafifçe sırıttı. "Bak, sürprizimi bozdun. Tanımaman gerekiyordu beni."

"Tanıyorum ama ne yapacaksın işte? Neyse, bir daha kine artık."

"Nerede, ne zaman?" dedi bana doğru bir adım daha atarak. "Ya da sen söyleme, ben seni evinden alırım."
Gözlerimi devirerek derin bir nefes verdim.

"Tamam, tamam... Bana öyle bakma," diyerek elindeki mavi kadife kutuyu bana doğru uzattı.

Şaşkınlıkla kutuya ve ardından onun gözlerine baktım. "Bu ne?"

"Aç bak."

"Bana ne?" dedim omuz silkerek.

"Merak etmiyor musun gerçekten?"

"Sen acaba ilkokula tekrardan mı başlasan?" dedim alaycı bir tonla. "Türkçe anlam bilgisi falan... Hani hayır deyince hayır oluyor ya?"

Teoman kahkaha attı. "Yok valla hiç başlayamam, çünkü hiç gitmedim."

"Hiç şaşırmadım." Onu baştan aşağı süzüp devam ettim. "Neyse, sen de git artık. Misafirlerini daha fazla bekletme."

Teoman kutuyu uzattı. "Bu kutunun içinde ne olduğunu bilmediğin için merak etmiyorsun... İçinde ne olduğunu bilseydin açıp bakardın."

"Ne var, ne?" dedim bıkkınlıkla.

Kutuyu elindeyken açmaya yeltendiğim an, Teoman aniden önümde tek dizinin üzerine çöktü.
Donakaldım. Kapağı açtığında parıldayan zarif, pırlanta taşlı bir yüzükle karşılaştım. Gözlerim açıldı.

"Şaka yapıyorsun değil mi ?"
Teoman aşağıdan yukarıya bana bakıp sırıttı. "Prova! Bugün birisine takacağım bu yüzüğü."

"Kim? Kime?" diye sordum, sesimdeki şaşkınlığa engel olamayarak.

"Şaka yapıyorum ya, hemen alevlendin!"

"Bana ne!" diyerek kutuyu kapatıp göğsüne doğru ittim.

Teoman ayağa kalktı, üzerindeki tozu silkip, "Bu yüzüğü babamın misafirlerine tanıtacağım. Yani biz de birileriyiz Deniz kızı... Bak, çiy burgere git, benim adımı ver, sonra olacakları gör."

"Sonra hesap ikiye katlanmasın?"

"Dene ve gör," dedi kendine güvenen bir tavırla. "Denemek bedava."

Kutunun kapağını tekrar araladım. Yüzüğün ışıkta parıldayan taşına dalgınca baktım.

Teoman gülümseyerek, "İşte böyle bir etkisi var," dedi. "Çünkü hem pahalı hem de etkileyici bir güzelliği var."
Gözlerimi yüzükten çekip onun gözlerine sabitledim. "Nedense ben seninle hep böyle karşılaştığımda, unutmak istediğim şeyleri yaşıyorum."

"Unutamazsın Deniz kızı. Kendisini unutsan, hissini unutamazsın."

Gözlerimi devirdiğim an, zihnim hızla, Teoman’la çıktığımız o akşam yemeğine kaydı.

Flashback

"Nasıl bir duygu?"

"Ne nasıl bir duygu? Ev mi?"

"Evet."

"Ne bileyim... Sıcaktır herhalde."

Teoman uzaklara bakıp acı bir tebessümle yanıtladı. "Gördüğüm en sıcak ev, ben küçükken yanan evimizdi. Ama sen böyle bir sıcaklıktan bahsetmiyorsun sanırım."

Hafifçe gülüp ekledim "Eviniz mi yandı?"

"Ben küçükken... "Yani hatırlıyor gibiyim ama bir yandan da hatırlamıyor gibiyim."

"Hissini hatırlıyorsundur..."

...

Zihnimdeki parçalar aniden korkunç bir süratle birleşmeye başladı. Aras’ın sınıfta tahtaya yazdıklarımız sırasındaki ses tonu yankılandı zihnimde "Demir, onu bulayım diye yaşadığı evi yakmış Deniz..."

Flashback

"Ben yakmışım Deniz kızı o yangını ben çıkartmışım...

...

Aras’ın diğer sözleri zihnime bir kurşun gibi saplandı "Demir’in ailesi onu uzun süre okula göndermemiş, evde eğitim almış... Bir kız kardeşi varmış, ikiz. Kendi öz kardeşi sanıyormuş en çokta onu seviyormuş..."

Flashback

"Sen ilkokula tekrardan mı başlasan Türkçe anlam bilgisi falan..."

"Valla hiç başlayamam hiç gitmedim çünkü."

...

En son Teoman’ın az önce söylediği cümle, "Hiç gitmedim çünkü..."
Nefesim boğazıma tıkandı. Karşımdaki Teoman’a bakarken, yüz hatlarının arkasında yıllardır aradığımız o küçük çocuğu, Demir’i gördüm. Kanım çekilmiş gibi buz kestim.

Teoman durumumdaki garipliği fark edip kaşlarını çattı. "Ne oldu, neden öyle bakıyorsun?" dedi ve ekledi. "Bu sefer de sen bakıyorsun Deniz kızı..."

"Benim... Benim gitmem lazım," dedim kekeleyerek.

Arkamı dönüp koşar adımlarla oradan uzaklaşmaya başladım. Teoman arkamdan seslense de durmadım. O arabasına binip uzaklaşırken, titreyen ellerimle cebimden telefonumu çıkardım ve hemen Aras’ı aradım. Telefon çaldı, çaldı... Ama Aras açmadı. Şok içinde, adımlarımı kontrol edemeyerek eve doğru koştum.