27. bölüm · Kisses Driven by Hate
27
"Sen sabah sabah neden evime geliyorsun? Ayrıca ne özlemesi her gün dibimdesin. Bir uzaklaş ya!"
"Yani beni her gün görmesen özlersin öyle mi..." dedim omzumu hafifçe omzuna vurarak.
"Cıvıma, öyle demediğimi sende biliyorsun. Hem annemden, babamdan kardeşimden uzak dur. Çok çevremde gezinme."
"Yoksa naparsın Deniz?"
"Ne yapaca-"
"Tamam tamam sustum. Bugün okul çıkışı spor salonuna gidicem sende gelmek ister misin hem kendini geliştirirsin."
"Sen o spor salonlarına gidip vücudunu geliştireceğine psikoloğuna gidip karakterini geliştir bence."
"Öyle derken?"
"Anladın sen-"
Arkamızdan biri seslendi.
"Deniz..."
Nuray'dan
"Ay şebnem hanımcım. Hoşgeldiniz sefa getirdiniz valla bende-"
"Cıvıma! Buraya neden geldiğimi biliyorsun. Oğlum da kızımda bir daha buraya gelmicek."
"Valla bende anlamıyorum ki... Leyla geldi Nuray abla annem şöyle yaptı babam şöyle yaptı dedi Teoman geldi Nuray abla Deniz ne yapıyor nasıl. Bende anlamıyorum neden geliyorlar. Geçende Teoman buradaydı yani iyiydi hatta geldi pasta yedi Deniz'le oturdu geçende de Deniz'le başbaşa akşam yemeğine çıkmışlar ha bu arada ben ona gömeliğini yıkayıp verdim merak etmeyin."
"Ne saçmalıyorsun sen ne gömeliği?"
"Ay siz bilmiyor musunuz? Teoman'ın pahalı siyah kısa kollu gömleği benim evimde unutmuş. Bende görünce yıkadım kuruttum ütüledim-"
"Ne? Benim oğlumun gömeliğinin senin evinde ne işi var?"
"Orasını da ben bilmem artık... Merak etmeyin kızım kendi tişörtlerinden birini verdi..."
"Bir papyon birde gömlek sırada ne var?"
"Ne papyonu?"
"Bende oğlumun odasında senin kızının garsonluk yaptığı gün taktığı papyonu buldum. Kızını oğlumdan uzak tut Nuray yoksa sonu senin gibi olur. Kocana kaç defa söyledim. Sanada söylüyorum o kızını oğlumdan uzak tut. Teoman'ın sevgilisi var onunla mutlu."
"Ha şu senin vakıftan, zengin olan, istediğini yaptırıp köpeğin yaptığın kadının kızı mı? Ben herşeyi biliyorum ama susuyorum. Susuyorum diye de bişey bilmiyorum sanmayın."
"Başka neler biliyorsun? Sen kızını uzak tutmazsan bende oğlumu uzak tutarım."
"Tutun tabiki... Ama oğlunuz kapatılmayı veya önüne engel koyulmasını sevmiyor Şebnem hanımcım."
"Oğlumu benden daha mı iyi tanıyorsun sen?"
"Siz unuttunuz sanırım. Küçükken onlarla ben ilgilendim. Onların yanında ben durdum. Leyla'nın saçlarını örüp okula ben gönderdim. Teoman düştüğünde onu yerden kaldırıp yarısına ben merhem oldum. Siz onlar büyüyünce herşeyi unuttunuz, tabi büyüten ben olduğum için hatırlamıyorsunuz bile nasıl bir çocukluk geçirdiler..."
"Ben bana yapılan iyiliği unutmam ha eğer iyiliği geçen bir kötülük yapılmışsa onuda unutmam! Sen benim kocamı ayarttın ama kızın oğlumu ayartmicak. Sıla'nın benim yaşadığım şeyleri yaşamasına izin vermicem."
"Benim kızım ayartmıyor oğlunuz kızıma yaklaşıyor."
"Bende Hakan'da bu durumdan memnun değiliz."
"Ama oğlunuz bu durumdan memnun Şebnem hanımcım."
Teoman'dan
Arkamı döndüğümde Barış'la göz göze geldik hemen iki adım geriledi.
"Aaa bıdık günaydın. Dövmeyeli nasılsın?"
"İyiyi-"
"Bide iyiyim diyor." deyip güldüm.
"Arkadaşımla uğraşma!" dedi Deniz sert bir tonla.
"Evet uğraşma benimle. Bide bıdık deyince komik olmuyorsun kanki."
"Ooo kanki demek ha! Hem yeni lakap buluruz, sen kafanı yorma-"
"Seninle uğraşamam Teoman! D-deniz bugün akşam toplu yemek olucak bizim orada sende gel... Hem yemekler bedava ve tavuklu pilavdan istediğin kadar yiyebilirsin."
Kahkahalar atarak tekrarladım.
"D-deniz d-d-d... Doğruyu söyle lan ilkokulu sondan birinci mi bitiridin sen?"
"Neden?"
"Hala kekeliyorsun çünkü! D-d-d off çok güldüm neyse. Hadi gidelim Deniz kızı."
Deniz beni duymazdan geldi. Arkasından giderken bir araba yanımızda durdu.
"Efendim anneniz gönderdi beni. Sizi okula bırakıcam"
"Tamam. Deniz kızı sende gel."
"Ben gelmiyorum! Sen git bide giderken psikoloğuna uğra belli konuşman gereken çok şey var!" dedi Deniz ve Barış duyduğu gibi güldü.
"Psikoloğun mu var senin?" dedi Barış kıkırdarken. "Bana laf edene bak sen! Zaten belliydi anormal olduğu. Artık ciddiye almıyorum seni dostum. Deniz haklı sen git psikoloğuna!"
Sinirle yumruğumu sıkıp barışın yanağına sertçe indirdim.
"Git pansuman yap ona Deniz kızı. Bugün gözüme görünme."
"Keşke ama nerde o günler... Sen illaki karşıma çıkacaksın ve beni göreceksin."
Deniz Barış'ı kaldırıp yürümesine yardım ederken Barış Deniz'i boynuna ve beline doladığı ellerini daha da sarıp Deniz'i yan yüzünden baştan aşağı süzdü.
"Ne oluyor lan!"
Kolunu tutup Deniz'in belinden çektim ve ittirdim. Yere kapaklandığı anda acıyla ağlamaya başladı. Deniz eğilecekken bileğinden yakalayıp durdurdum.
"Yapma! Görmüyor musun, canım acıyor ayağına sana dokunuyor."
"Barış sen değil! Onu kendine benzetme."
"Ben ne yaptım sana?" dedim ellerimi cebime atıp iki adım yaklaşırken. Geri adım atarken başını Barış'a doğru çevirdi ardından bana baktı.
"Hiç-"
Şoför kornaya bastı ve Deniz konuştu.
"Daha çok bekletme. Git buradan ve bir daha evime gelme. Ben her sabah uyandığımda seni görmekten bıktım."
"Sen her sabah uyandığında beni mi görüyorsun hıh..."
"İşte sen busun! Herşeyi yanlış anlıyorsun. Ne Aras nede Barış, kimse sen değil."
"Ee süpermiş! Kimse zaten ben olamaz. İltifat için teşekkürler Deniz kızı."
Göz kırpıp yanından ayrıldım ve arabaya bindim.
Şoför beni okula bıraktığında sessizce okula girip koridorda yürümeye başladım. Beden dersi odasına geldiğimde basketbol topunu çıkartıp kenara koydum biraz ısınma hareketlerini yaptıktan sonra sahayı 20 defa koştum. Bir kaç basket isabet ettirdikten sonra çantamı alıp yukarıdaki izleme koltuklarına uzandım.
Çantamı başıma koyup yavaşça gözlerimi kapattım.
Gözlerim uzun bir süre sonra yavaşça açılırken kulağıma alarm sesi geldi. Alarmın neden çaldığını farkettiğim de hızla dışarı koştum.
"Yangın!"
Kalktığım gibi koridorda kalabalığı yararak koştum. Kalabalığın içinde Deniz'in yerde kalabalığın altında ezildiğini gördüm hızla onun yanına koştum.
"Deniz... Deniz sen iyi misin?"
Deniz tuttuğum kolunu geri savurdu.
"Bırak beni! İyiyim ben."
Deniz'i tutup ayağa kaldırdım.
"Seni böyle bırakmam. Görmüyor musun seni eziyorlar."
"Sana ne? Bırak kolumu ben kendim çıkarım."
"Olmaz. Tutun sen bana ben seni çıkartıcam-"
Arkamızdan ses yükseldi.
"Deniz! Deniz iyimisin."
Deniz Aras'ı gördüğü anda beni itti ve kendini düzeltti.
"Aras... İyiyim sadece takıldım düştüm."
"Bu niye yanında?"
Leyla'yı gördüğümde kolundan tutup hemen dışarı çıkardım dışarı çıktığımda Leyla kolunu elimden kurtarıp geri çekildi.
"Leyla iyi misin bişey oldu mu sana ne olur söyle iyi misin..." ellerimle kolundan tuttum.
"Teo iyiyim."
"Canın yandı mı birşey söyle canın yandı mı."
"Bişeyim yok ama sen canımı yakıyorsun!"
Birisi bana doğru koştu ve kolumdan tutup beni kendine çevirip sertçe yanağıma tokat attı.
Canımı yakan tokat değildi tokadı atan kişiydi...
"Kendine gel! Etrafına zarar veriyorsun." dedi Deniz sinrili yüz ifadesiyle.
Başımı kaldırıp Deniz'e baktım. Bağırarak konuşmaya devam etti.
"Kardeşinin canını yaktın! Kendine gel."
"Ben kendimdeyim. Asıl sen kendine gel-"
Biz konuşurken bizi dinleyenlerden biri laf attı.
"Teoman Akkaya kızdan tokat yedi ooo!"
Herkes bana gülerken Deniz'e sinirle baktım...
Yumruğumu sıkıp söyleyen kişinin yanına gittim. Tam karşısında durup yanağına sertçe yumruk attım.
Çocuğu yakasından tutup kalabalığın üstüne ittim.
Kalabalık çocukla uğraşırken arkamı dönüp oradan tiksinerek çıktım. Okuldan çıkarken Sıla arkamdan geldi.
"Aşkım dur lütfen. İyi misin? Bak bana lütfen konuş ya. O kim sana nasıl vurur ya sen neden sustun!"
"Bir sal artık beni ya yeter! Sana ne, ne yaptıysa bana yaptı sana değil."
"Ben senin sevgilinim! Neden böyle yapıyorsun."
"Asıl sen neden böyle yapıyorsun? Neden seni sallamayan insanların peşinde koşuyorsun! Benim, babanın... Beni sal artık."
"Kırıcı oluyorsun... Neden yüzüme gerçekleri çarpıyorsun..."
"Gerçekler acıdır. Artık anla-"
"Anlıyorum ama sende bir kendine bak! Kız sana tokat attı seni rezil ediyor sana bağırıyor senden nefret ediyor ama sen susuyorsun. Bana dediğini bende sana söylüyorum. Asıl sen neden seni sevmeyen insanların peşinden koşuyorsun. Babanda Deniz'de aynı. Şu yaptığıyla babadan farkı kalmadı. Şimdi git nereye gidiyorsan. Sakinleştiğinde konuşuruz."
Sinirle dişlerimi sıktım.
"Sıla!"
"Ne yalan mı? O kız yüzünden ne hale geldin... Nerde benim eski sevgilim? Nerde o neşeli Teoman nerde hıh? Kendine gel Teoman sen Teoman Akkayasın. Pısırık olma-"
"Ne dedin sen? Ne sanıyorsun kendini? Yanımda sevgilim olarak duruyor olabilirsin ama kalbimde öyle değilsin."
"Biliyorum. Sen bana değer vermiyorsun beni sevmiyorsun ama ben seni seviyorum..."
"Ben seni sevmiyorum Sıla. Ben Deniz'ide sevmiyorum ben kimseyi sevmiyorum çünkü kimse bana sevmeyi öğretmedi."
"..."
Sıla susup başını eğerken yanından ayrıldım...
Tam arabaya binerken arkamdan bir ses geldi ve durdum.
"Dur."
Arkamı döndüğümde Aras'la göz göze geldim.
"Senin ne işin var lan burda! Gelme arkamdan."
"Deniz sana sırf kendine gel diye tokat attı. Yoksa atmazdı-"
"Sana ne lan çok mu umrunda-"
"Umrumda. Canın yanmadı mı?"
"Yansa ne yanmasa ne seni ilgilendirmez."
"Ama Deniz sana tokat atarken benimde canım acıdı..."
"Ne demeye çalışıyorsun sen... Acıdın mı sen bana? Ben sana kaç defa acınacak biri olmadığımı kanıtladım. Yine mi kanıt istiyorsun."
"Yapma oğlum bak anlaşmaya çalışıyorum seninle-"
"Yapıcam! Anlaşma benimle ben iyi bir insan değilim, canavarım ben pisliğim ben-"
"Değilsin diyemiyorum ama değişebilirsin. Bak çevrene ve kendine zarar veriyorsun yapma!"
"Yaptım bile. Oğlum benim hayatım böyle lan sen kendine bak. Senin hayatın bile yok."
"Senin gibi bir hayatım olacağını olmaması daha iyi..."
"Bende kimsesiz olmak isterdim ne güzel kimse karışmıyor. Hayatı yaşasana lan ne yapacaksın Demir'i? Ben olsam okulu falan bırakıp just gezerdim."
"İnsan kardeşinden vazgeçer mi..."
"Bana böyle drama yapma. Vazgeçer! Baba oğlundan vazgeçiyorsa bu hayatta, herşeyi beklenir insanlardan. Mesela Deniz herkesin içinde tokat attı ama bana açıklamasını yapmaya sen geldin. Dünya'nın bir kere daha yaşanılmaz bir yer olduğunu kanıtl-"
"Senin baban sana babalık yapmıyor. Senden nefret ediyor."
"Sırf o yangını ben çıkardım diye. Leyla benim yüzümden istediğini yapamadı. Hayallerine engel oldum-"
"Ne yangını lan?"
"Ben sana ne anlatıyorsam."
Arabaya geçip şoföre eve götürmesini söyledim.
Eve geldiğimde odama geçip kapıyı kitledim.
Duşa girip aynada kendime baktım. Sıla'nın sözleri gözümün önünden film şeridi gibi geçti.
Flashback
"Kız sana tokat attı seni rezil ediyor sana bağırıyor senden nefret ediyor ama sen susuyorsun. Bana dediğini bende sana söylüyorum. Asıl sen neden seni sevmeyen insanların peşinden koşuyorsun. Babanda Deniz'de aynı. Şu yaptığıyla babadan farkı kalmadı."
...
Elim istemsizce yanağıma gitti kendime aynada bakarken yanağımda ki kızarıklığa bakıp yutkundum.
"Babamdan farkı kalmadı... Babamda her gün yüzüme nefret kusuyor Deniz'de aynısı. Sıla haklı... Sıla'yı babasından vurdum. Onunda canını yaktım. Ne oluyor bana-"
Tekrardan odama geçip yatağın üstüne oturdum. Deniz'in yüzüme fırlattığı parayı alıp sessizce baktım. Paraya bakarken telefonum titredi.
>Akşam gece kulübüne gidelim diyoruz biraz kafa dağıtmak için gelicek misin.
Mesajı beğenip telefonu kenara bıraktım.
Deniz'den
Eve geldiğimde odama geçip eşyalarımı hazırladım. Hazırladıktan sonra banyoya geçip duş aldım.
Duş alırken Teoman'a attığım tokat gözlerimin önüne geldi.
Suyu saçlarımdan yüzüme tutup aklımdaki herşeyin suyla akıp gitmesine izin verdim.
Havluyu alıp üstüme sardıktan sonra odama geçtim ve tişörtlerime baktım.
"Anne!"
"Anne, anne, anne ne var?"
"Tişörtlerim nerde?"
"Temizlik bezlerinden mi bahsediyorsun?"
"Anne! Ya anne benim tişörtlerimi ne yaptın ya-"
"Yarın yenilerini alırız kızım sen merak etme. Hem biri duruyor..."
"Nerde?"
"Teoşta..."
"Ne?"
Teoman'ın benim tişörtümü giydiği an aklıma geldi.
"Anne ne diyorsun ya olmaz."
"Valla böyle havluyla gezersin artık Deniz."
"Anne neden yapıyorsun bunu ya... Ya ben bugün ona tokat attım şimdi arayıp bana tişörtümü ver mi dicem?"
"Ne! Tokat mı attın? Ne yaptı sana? Deniz bu çocuk seni sevmekten başka ne yaptı sana..."
Kaşlarımı çattım ve umursamadan cevapladım
"Ne sevmesi ya! Onun amacı kullanmak. Sence Teoman birini sevebilir mi? Bana iyi davranması beni sevmesi anlamına gelmiyor. Sırf Aras'a bak artık seni sevmiyor beni seviyor demek için yapıyor bunları çünkü ben ona-"
"Sen ona?"
"Sen Aras'ın sahip olduğu hiç bişeye sahip olamicaksın dedim. Arkadaşlığımızı bozmaya çalışıyor. Beni kendi tarafına çekip Arası yanlız bırakmak istiyor. Yada birileriyle iddiaya falan girdi-"
"Hee yani Teoman'ın işi gücü yok iddaya girip kendini kanıtlamaya mı çalışıyor sırf seni Aras'a bak seni sevmiyor beni seviyor demek için mi kullanıyor? Kızım sen paranoyakmısın?"
"Değilim gerçekleri görüyorum."
"Dene o zaman?"
"Neyi?"
"Sende ona yakın davran. O zaman anlarsın amacını."
"Anne sen ne saçmalıyorsun?"
"Sen git şu yeni aldığım kırmızı crobunu giy. Boşver tişörtünü."
"Az kalsın unutuyordum. Bugün Özlem ablanın bahçesinde yemek var ben oraya gidiyorum."
Anneme söyledikten sonra odama geçip saçlarımı kuruttum...
Saçlarımı kuruttuktan sonra üstüme kırmızı crobumu ve altımada siyah şortumu giyip çantamı koluma taktım. Saçlarımı taradıktan sonra hafif bir makyaj yapıp evden çıktım.
Teoman'dan
"Eee Evren nerde?"
"O bizimle gelmiyor. İşleri varmış."
"Zaten ne zaman bizimle ki, her sorduğumda bir işi var işsizin."
"Neyse oğlum onu boşver! Bak şimdi çok fena bir yer buldum. Bu gece oradan çıkış yok o derece iyi."
"E süpermiş."
Klaba girecekken telefonum çaldı.
"Alo?"
"Teoş... Nuray annen ben aman ablan."
"Hatırladım."
"Ya bak ben seni ne için aradım. Ben bu Deniz'e bir türlü ulaşamıyorum. Acaba dedim siz yine beraber misiniz."
"Yok değiliz ya..."
"Bak şimdi içime bir şüphe düştü. En son Barış'lara gidicem falan demişti... Nerde acaba ne yapıyor. Sen bir bakar mısın. İyimi değil mi çok merak ettim şimdi."
Kutay'a bakıp konuştum.
"Bakarım..."
Telefonu kapattım ve Kutay'ın yanına gittim. Kredi kartımı verip konuştum.
"Al bunu sen eğlenmeye devam et."
"Neden? Ne oldu yine mi bişey oldu? Bak Teo Sıla'da gelicek az sonra. Sen bu Deniz oyununu çok ciddiye aldın, Sıla oyunu bilmiyor-"
"Oğlum zaten Sıla'yı almaya gidiyorum önemli birkaç işimde var-"
"Tamam o zaman sen Sıla'yı al... Buraya getirme kızı geçende ne oldu hatırlıyorsun. Geç arabayla, deniz kenarına götür dertleşin konuşun."
"Hıh tam üstüne bastın. Bende öyle yapmayı düşünüyorum. Neyse eğer biri ararsa söyle Sıla'yı almaya gitti diye ben kaçtım. Adios!"
Arabaya bindim ve Barış'ların evine yaklaştığımda arabayı kenara park edip dışarı çıktım. Bahçeden içeri girdiğimde Leyla ile Doğukan'ı görüp yanlarına gittim.
"Leyla?"
"Teo senin ne işin var burda?"
Deniz yan tarafımdaki masada oturmuş sinirle bana bakıyordu bende ona bakıp konuştum.
"Hiç öyle geçerken uğradım."
"İnandırıcı gelmedi ama..." dedi Leyla Deniz'e yan gözle bakıp tekrardan bana dönerken.
Yanındaki kasıntı Doğukan bana bakıp konuştu.
"Merhaba Teoman nasılsın?"
"Seni görmeden önce daha iyiydim."
Doğukan ayağa kalkıp Leyla'nın omzuna dokundu o anda Aras'la göz göze geldim. Leyla'ya bakıp sinirle başını eğdi.
İçimden geçirdim. "En sevdiğim en sevdiğim...Biraz abartma tozu eklersek şahane şeyler olucak."
Doğukan konuştu. "Ben birazdan geliyorum."
Doğukan yanımızdan ayrıldı.
"Leyla senin bununla ne işin var? Bizden iki yaş büyük diye kendini bişey sanıyor kasıntı."
"Ya güldürme beni." dedi leyla kıkırdarken. "Ben lavaboya gidiyorum sende istersen eve geç bizde geçeriz şimdi."
Leyla kalkıp yanımdan ayrıldı ve Deniz'e bakıp gülümsedim. Deniz sinirle bana bakıp başını çevirdi.
Telefonu çalıp yerinden kalktığında arkasından gidip onu takip ettim.
Konuşması bittiğinde yüzü güldüğü anda onun karşısına geçtim.
"Bende seni arıyordum Deniz kızı..."
"Ne işin var senin burda? Neden geldin?"
"Annen merak etmiş seni... Hadi gir koluma seni evine bırakayım."
"Koluna? Şakamısın sen? Senin koluna gireceğimi mi düşünüyorsun?"
"Hıhı... Bak annen seni bana emanet etti. O kadar eğlencemi bırakıp senin için geldim buraya."
"Amacın ne senin? Bir arkadaşın birde sen salın beni-"
"Arkadaşım? Hangisi? Bişey mi yaptı sana onlardan biri?"
"Bu saçma yakınlık, iyilik oyunları bana sökmez Teoman Akkaya, daha akıllıca planlar yap bunlara kanmam ben."
"Ne planı?"
"Ayak yapma! Evreni sen göndermedin mi? Ne olacağını düşündün o bana böyle davranacak sende bana böyle davranacaksın böylece ben sana aşık olucam öyle mi düşündün? Beni evine çağırıp rezil edecekti sende beni kurtarıp kaharman olucaktın dimi? Ama yok öyle şey ben bunları yemem. Karşında çocuk durmuyor senin."
"Evren seni evine mi davet etti?" dedim yumruklarımı sıkarak.
"Evet. Parti veriyorum dedi sende özel olarak gel istiyorum dedi üstüne bastırarak Teoman yok dedi. Amacın ne bilmiyorum ama bırak beni artık sırf senin yüzünden ailemde bende acı çekiyoruz zaten."
"Sen ne yaptın?"
"Ne?"
Sinirle üstüne doğru iki adım attım.
"Sen ne yaptın? Tamam mı dedin?"
"Sana ne? Sen kimsin?"
"Ben ne diyorum ya kesin tamam demişsindir. Evren'le alakam yok ister inan ister inanma..."
"İnanmıyorum tabikide! Ne oluyor bana anlamıyorum geçen gün aklıma sen geldin."
"Sen benim aklımdan hiç çıkmıyorsun"
"Amacın ne senin?"
"Bir amacım yok-"
"Amacın beni kendi tarafına çekip Arası yanlız bırakmak dimi?"
"Aras, Aras, Aras! Yeter artık Aras! Biz seninle Aras dışı bir konu konuşamicakmıyız?"
"Sana açık olmak istiyorum. Sen Aras'ı öldürmeye çalışan katilsin gözümde. Hala sevgilin var senin üstüne üstlük birini bıçaklamış, kundakçı, suçlu,pislik, canavar kötü olan herşeysin sen... Sen hiç sordun mu kendine?"
"Neyi?"
"Ben kendimi severmiydim diye?"
"Ben kendime aşığım kızım."
"Bana pek öyle gelmedi.
"Boşver bunları gel benimle seni evine bırakayım..."
"Olmaz-"
Aras yanımıza geldi.
"Deniz araba bozuldu yine ya... Barış eğer Deniz'de isterse ben onu bırakırım dedi yürüyerek-"
"Bak sen bizim kıvırcık damacanaya. Demek Deniz'i yürüyerek başbaşa evine bırakacak."
Deniz Aras'a bakıp başını sağa sola salladı. "Gerek yok ben kendim giderim zahmet olmasın."
Deniz'in elinden tuttum ve yukarı kaldırıp Aras'ın gözünün içine bakarak konuştum.
"Deniz kızını ben bırakırım söyle o bıdığa spora başlasın o kilolar yürüyüşle erimez."
Deniz elimi sıkıca sıkıp çimdikledi. Aras bize bakıp başını eğip güldü.
Deniz'in tuttuğum elini çekip kendime yakınlaştırdım. Deniz kulağıma fısıldadı.
"Elimi bırakmazsan elini ısırırım. Bak etini koparırım bırak elimi."
"Öyle mi... Yapsana hadi."
"Hıhh yani o acıya katlanacaksın öyle mi? Okey o zaman."
Deniz ağzını açıp elimi ısıracakken elimi yukarı kaldırdım. Burunlarımız birbirine çarptı ve göz göze geldik. Yüzüme çarpan sıcak nefesi, hemen burnumun dibinde duran gözleri... Saniyelik bir duraksama sanki aramızdaki bütün o kavgayı, bağıran kalabalığı, geçmişin yükünü bir anda bıçak gibi kesti.
Yutkunup kısık sesle konuştum.
"Hani canımı yakıcaktın... Ne oldu?"
Deniz gözlerini kaçırıp başını eğdi. Ama gitmedi. Aramızdaki o görünmez gerilim ipi o kadar gerilmişti ki, nefes alışverişlerimiz birbirine karışıyordu. O an, zamanın gerçekten durduğunu hissettim.
Gözleri istemsizce titredi ve o an bakışlarım, kendi iradem dışında, az önce bana en ağır hakaretleri savuran o keskin, alaycı cümleler kuran dudaklarına kaydı.
Biraz aralıktı. Hızlı hızlı nefes alıp verişi, o dudakların hafifçe titremesine neden oluyordu. Az önce bana bağıran, beni canavarlaştıran, benden nefret ettiğini haykıran o kadının dudaklarının, bu kadar yumuşak ve kışkırtıcı görünebileceğine inanmakta zorlandım.
Kendimi dizginlemek, sandığımdan çok daha zordu. Ateşle oynuyordum ve ilk defa yanmaktan korkmuyordum.
Deniz, bakışlarımın dudaklarında takılı kaldığını fark ettiğinde irkildi. Gözlerini hızla tekrar benimkilerle buluşturdu, yüzünde hem bir panik hem de o tanıdık, savunmacı öfke vardı.
"Ne bakıyorsun?" dedi sesi bir ton daha kısık, bir ton daha savunmasız çıkarak. "Sana bakma dedim!"
Geri çekilip ellerini bıraktığımda, parmaklarımın ucundaki o karıncalanma hissi bir süre gitmedi. Geriye doğru iki adım attım, sanki az önce uçurumun kenarından son anda dönmüş gibiydim.
"Tamamıyla sana kalmış," dedim sesimi toparlamaya çalışarak.
"Benimle gelmek istiyor musun, istemiyor musun?"
"İstemiyorum."
