15. bölüm · Kisses Driven by Hate

15

Kyula Seng

Deniz'den

Koltukta oturmuş olanları düşünürken çantamdan kulaklığımı çıkardım ve gözüm çantamda ki kağıda kaydı.

Kağıdı elime alıp açtığımda Aras'a yazdığım not olduğunu gördüm.

Flashback

Git göster Aras'a hatta bak internette paylaş okula yay ne yapıyorsan yap artık umurumda değil.

...

Şaşkınlıkla kağıda bakarken Teoman yanıma geldi.

"Ooo Deniz kızı," dedi, sesi neredeyse fısıltı gibiydi... "Neye bakıyorsun? Yine mi aşk mektubu yazdın yoksa?"

"Bunu neden yaptın?"

"Yine ne yaptım ben?"

"Aras'a yazdığım notu çantama koymuşsun geri? Neden yaptın bunu?

"Benimle başbaşa yemeğe çıkacaksın demiştim ve çıktın. Bende sözümü tuttum."

"Amacın neydi peki? İstediğin neydi! Sen benim sana bağırmamdan zevk mi alıyorsun-"

"Çok doğru bir yere parmak bastın Deniz kızı. Bağır çağır istediğini yap bunlar beni bozmaz."

"Başladın yine saçmalamaya."

"Her neyse, ben kimsenin duygusuyla oynamıyorum. Ben sadece herkesin hak ettiği sahneyi kuruyorum," dedi ve cebinden telefonunu çıkardı. Ekranı bana doğru çevirdiğinde gözlerim fal taşı gibi açıldı.

Ekranda, dün gece ben mektubun şokunu yaşarken Aras'ın yurdunun çürük haberin vardı.

"Pislik! Ya Allah senin belanı versin bunuda yaptın ya senden nefret ediyorum, neden yaptın!," dedim.

Teoman telefonunu tekrar cebine sokarken, "Ben bişey yapmadım. Dün olmuş olay bugün haberde görünce-"

"Kesin sen yapmışsındır elinde olsa yakarsın sen orayı kimse umrunda değil çünkü! Ordakilerde insan onlarında hayatı var hiç mi umrunda değil!"

"Sana kaç defa dicem ben bişey yapmadım!"

"Sen yapmadıysan ailen yapmıştır! Siz Akkaya'ların yapmayacağı şeytanlık yok."

"Şeytanlık... Şeytanlık?"

"Ne tekrarlıyorsun. Öyle değil misin pardon değil misiniz? Ailecek şeytansınız. Verdiğiniz röportajda mutlu bir aile tablosu imajina bürünmüşsünüz, sanki babanda seni bir yere kapatmıyor, dövmüyor, sövmüyor gibi konuşmuşsun. Gerçekleri konuşamıyorsun bile!"

"Belki konuşmak istemiyorum Deniz kızı. İnsan canını yakan şeyleri öyle kolay dile getiremez."

Duraksadım. Haklıydı, ilk defa doğru konuşuyordu... Yüzünü yüzüme yaklaştırıp devam etti.

"Hadi yap sende. Git Aras'a tekrardan sana aşığım de... Canını yakan sözleri git tekrarla. Bana bişey söylerken aynısını seninde yaşadığını unutma."

"Senden nefret ediyorum," dedim fısıltıyla. "Gerçekten senden nefret ediyorum."

"Nefret de bir histir Deniz kızı. Hiç yoktan iyidir," dedi ve o kan donduran gülüşüyle arkasını dönüp merdivenlerden yukarıya sınıfa çıktı.

Teoman’ın merdivenlerde yankılanan o soğuk kahkahası koridorda kaybolurken, sırtımı duvara yaslayıp derin bir nefes almaya çalıştım. Sözleri içimde bir yere öylesine sert dokunmuştu ki, göğsümün ortasında koca bir ağırlıkla kalakalmıştım. “İnsan canını yakan şeyleri öyle kolay dile getiremez...”

Doğruydu. Haklı olması canımı daha da çok yakıyordu. Biri bana ayna tutmuş gibiydi ama o aynayı tutan el, hayatımı cehenneme çeviren kişinin eliydi.

Gözlerimi kapatıp kendimi toparlamaya çalıştım. İçimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karışmıştı. Şakaklarımdaki ağrı yeniden kendini hissettirirken derin bir nefes alıp üstümü başımı düzelttim ve sınıfa doğru yürümeye başladım. Artık kaçacak yerim kalmamıştı, o sınıfa girmek ve hayatımın bu kabus gibi akan seyrine katlanmak zorundaydım.

Sınıfın kapısının önüne geldiğimde içeriden gelen gürültülü uğultuyu duydum. Kapı kolunu kavrayıp içeri adım attığım an, bakışların üzerime çevrildiğini hissettim ama kimseyle göz göze gelmemeye özen göstererek sırama doğru ilerledim. Tam o sırada sınıfta garip bir sessizlik hakim oldu.

Başımı kaldırdığımda Teoman’ın sınıfa girdiğini gördüm. Teoman daha sırasına doğru tek bir adım bile atamadan, Sıla oturduğu yerden fırladı. Yüzünde abartılı bir gülümseme, gözlerinde zafer kazanmış bir edayla Teoman’ın önüne atıldı ve hiç tereddüt etmeden kollarını onun boynuna doladı.

Teoman'dan

"Aşkım!" dedi Sıla, sesini tüm sınıfın duyabileceği kadar yüksek ve şımarık bir tonda ayarlayarak. "Seni affetmeyeceğimi sanıyordun değil mi? 'Beni affet' demeyeceğini biliyordum sen öyle küçük birşeyle özür dilemezsin."

Kaşlarımı çattım, yüzüme belirgin bir tiksinti yerleştim.

"Bu sabah evime çiçek yollamışsın..." diye devam etti Sıla, gözlerinin içi parlayarak. "En sevdiğim beyaz orkideleri... Ben onları bir tek annen biliyor sanıyordum ama sen de öğrenmişsin demek ki. İnanamıyorum, gerçekten hafızan beni şaşırtıyor."

Sıla’nın omuzlarından tutup onu kendimden uzaklaştırdım. Yüzümdeki şaşkınlık ve rahatsızlık o kadar netti ki... "Çiçek mi?" dedim, buz gibi ve sorgulayıcı bir sesle. "Ne çiçeği?"

"Evet aşkım, orkideler!" dedi Sıla, benim soğukluğumu tamamen görmezden gelerek. "Kartı okuyunca gözlerime inanamadım zaten. 'Seni sevdiğimi biliyorsun senin üzerine geldiğim için özür dilerim' yazmışsın... Yani çok kırılmıştım, günlerdir ne hale geldiğimi biliyorsun ama gönlümü almayı çok iyi biliyorsun işte. Affettim seni."

Çenemi sıktım, gözlerim öfkeyle karardı.

"Ne diyorsun sen ben hiç bişey anlamıyorum?"

Tam o anda Deniz sıramın yanına varıp çantasını masanın üzerine bıraktı. Çantanın sıraya çarpma sesiyle birlikte Sıla’nın gözleri aniden Deniz'e kaydı.

Deniz'i gördüğü an bana tekrar sıkıca sarıldı.

"Seni affettim aşkım," dedi Sıla, bakışlarını doğrudan Deniz'in gözlerinin içine dikerek. "Bir daha böyle gereksiz bir tartışma ve ayrılık olmasın aramızda. Seni o kadar çok özledim ki... Bu gece seninle beraber zaman geçirelim, baş başa olalım. Eski günlerimizdeki gibi..."

"Biz eskiden hiç başbaşa zaman geçirmedik ki şimdi geçirelim!"

Gözlerimi Deniz'e çevirdim..

"Çekil önümden," dedim Sıla'ya.

Masamın üzerindeki çantamı tek hamlede omzuma attım. Tek bir kelime etmeden kapıyı çarpıp sınıftan çıktım.

Sınıftan çıktıktan sonra telefonumu çıkartıp annemi aradım.

"Neredesin?"

"Şirketteyiz oğlum, babanla... Ne oldu, sesin niye öyle geliyor?"

Adımlarını hızlandırarak merdivenlere yöneldim.

"Geliyorum," dedim, buz gibi bir kararlılıkla.

Telefonu annemin yüzüne kapattım. Göğsüm hızla kalkıp iniyor, damarlarımdaki kan sanki bir zehir gibi yakarak ilerliyordu. Arabaya bindim hiç vakit kaybetmeden arabayı çalıştırdım.

Gaza sonuna kadar bastım. Deniz’in okul koridorunda yüzüme karşı savurduğu o sözler beynimin içinde bir balyoz gibi yankılanıyordu,“Ailecek şeytansınız... Babanda seni bir yere kapatmıyor, dövmüyor, sövmüyor gibi konuşmuşsun!”

Holdingin önünde arabayı ani bir frenle, valeye bile devretmeden kapının tam önüne çektim. Güvenlikler bana doğru koştu ama yüzümdeki o dehşet verici ifadeyi gördüklerinde adımları farksızca geriledi. Turnikelerden hızla geçip doğrudan yönetim katının asansörüne bindim.

En üst kata çıktığımda, babamın özel sekreteri beni görünce ayağa fırladı. "Teoman Bey, Hakan Bey şu an toplantıda-"

Sekreteri omzumla itip babamın kapısına sert bir tekme attım.

Kapı gürültüyle duvara çarparken içerideki hava bir anda buz kesti. Masanın başında oturan babam ve hemen yanındaki koltukta oturan annem gözlerini dehşetle bana çevirdiler. Karşılarındaki adamlar beni görünce ayağa kalktı.

"Teoman!" diye gürledi babam, ayağa kalkarak. "Bu ne terbiyesizlik! Masadaki yöneticilere karşı bu nasıl bir-"

"Çıkın," dedim. Sesim bağırmıyordu ama tonda öyle bir ölümcül soğukluk vardı ki, odadaki üç yönetici tek bir kelime bile etmeden dosyalarını toplayıp ardına bakmadan kapıdan fırladı. Sekreter kapıyı dışarıdan çekip kapattı.

Annem elindeki çantayı koltuğa düşürdü, titreyen adımlarla bana doğru bir adım attı. "Oğlum... Ne oldu sana? Yüzün bembeyaz, ne bu öfke?"

"Sıla'nın evine çiçekleri kim yolladı?" diye sordum doğrudan. Gözlerimi babamın gözlerine dikmiştim.

Babam kaşlarını çattı, ceketinin önünü ilikleyip masanın etrafından dolandı. "Ne çiçeği? Saçma sapan ergen oyunlarınla şirketimi basmaya utanmıyor musun sen?"

"Bana yalan söyleme!" diye bağırdım ilk defa. "Sıla bu sabah evine yollanan orkidelerle, benim ağzımdan yazılmış o özür kartıyla okula geldi! Benim adıma, benim bilgim dışında o kızın ayağına kim kapandı?"

Annem yutkundu, gözlerini babama kaydırdı. İşte o an anladım.

"Sen yaptın..." dedim anneme dönerek. Yüzümde acı bir tebessüm belirdi. "Benim adıma kıza çiçek yolladın. Beni tekrar onunla yan yana getirmeye çalıştın. Neden anne? Neden benim hayatımı bir satranç tahtası gibi oynamaktan bıkmıyorsunuz?"

"Teoman, dinle beni..." dedi annem, sesi titreyerek elimi tutmaya çalıştı ama elini sertçe ittim.

"Bırakın beni! Sakın konuşmayın ikinizden de nefret ediyorum."

"Bugün mağazaya gittim kadınlar yanıma geldi kız arkadaşı dedi Deniz hanım dedi-"

"Eee?"

"Artık fakirleride mi giydiriyorsun?"

"Bide Suna senin odanda o kıza ait bişey buldu getirdi. Senin odanda ne işi var o kızın?"

"Odam sizden uzakta olduğu için olabilir mi? Kız üzülmüş ağlamış bilmeden odama girmiş konu bu değil! Konu sizin benim haberim olmadan eski kız arkadaşımla aramı yapmaya çalışmanız! Ne yaptı bilmeden bide özür dilemişsiniz!"

"Ne yaptı?"

"Aynı senin gibi oda beni kütüphaneye kitledi. Yanımda Deniz vardı... Delirdim orada kafayı yedim yanımda sadece Deniz vardı. Şimdi karşıma geçip bana fakir giydiriyorsun demeyin. O kız bana sizden daha çok aile oldu o gün."

"Dün o kızı yemeğe çıkartmışsın. Bunun için mi yaptın?"

"Size ne? İstediğimi yaparım ben küçük değilim. Gidin Leyla'yada karışın... Aaa unuttum o sizin biricik kızınız. O isterse Aras'la el ele tutuşabilir onunla okula gidilebilir-"

"Biz sana bişey demiyoruz. Sıla'yla sevgiliyken sana hiç karıştık mı? Sende onunla okula gittin-"

"Ama istemedim! Sıla'yı hiç bir zaman sevmedim ben. Ben şu hayatta hiç birine aşık olmadım sen anne sırf annesi ile ortaklığın olduğu için sırf ailesini kendine uygun gördüğün için yaptın herşeyi... Bana sordun mu? Karşıma geçip sen bu kızla mutlu musun dedin mi? Ya baba sen bir kere olsun beni sevdin mi ben çok merak ediyorum... Ben sizinle beraberken yaşamadığım sıcaklığı Deniz'in yanında hissettim..."

Annem elini kaldırıp yanağıma sertçe tokat attı...

"Sus! Sus ve konuşma...."

"Vay be... Demek bunuda yaptın anne."

"Oğlum ne oluyor sana biz babanla seni çok seviyoruz... O kız senin beynini kurcalıyor."

"Deniz o kadar haklı ki... Mutlu aile tablosu imajina bürünmüşsünüz siz... Babam beni seviyormuş gibi sanki hiç dövmüyor sövmüyor bir yerlere kapatmıyor gibi davranıyorsunuz."

"Bunları sana o kız mı söylüyor."

"Evet ve iyikide söylüyor. Sizin gerçek yüzünüzü bir defa daha görmüş oldum."

"Görmüyor musun o kız seni bizden koparıyor."

"Annen haklı oğlum... Biz senin iyiliğin için yapıyoruz herşeyi."

"Hiç bir baba iyiliğini düşündüğü için oğlunu bir yere kapatmaz. Aynısı anne içinde geçerli. Hiç bir anne de, oğlunun mutluluğu için kendi düşüncelerini ön planda tutmaz. Sevmediği bir kızla arasını yapmaya çalışmaz!"

"Oğlum böyle konuşma..."

"Sizinle ancak böyle konuşulur! Hak ettiğiniz konuşma bu sizin."

Babam yakamdan tutup beni duvara yasladı başımı sertçe duvara çarpıp konuştu. "Düzgün konuşacaksın bizimle. Burası senin ailen ben senin babanım duydun mu beni dem-"

"Ne?"

Annem ve babam şaşkınlıkla birbirine bakarken babam yakamı bıraktı hemen ardından annem lafa atladı.

"O Deniz denilen kız seni felakete sürüklüyor! O kızı çevrenden uzak tutmak zorundayız! Sıla senin dengin, o aile bizim dengimiz! O kimliği belirsiz, kenar mahalle kızı yüzünden Akkaya adını lekeleyemezsin!"

"Benim ne hissettiğimi, ne yaşadığımı, neyle sınandığımı umursamadan... Sırf sizin o sahte mükemmel aile tablonuz bozulmasın diye-"

Babam adımlarını ağırlaştırarak tam karşıma dikildi.

"Haddini bil Teoman!" dedi parmağını sallayarak. "Sen bu ailenin veliahdısın! Sen benim oğlumsun! İlhana da söylicem kızıyla konuşsun!

"Doğru dedin hayatım.. Kızı oğlumuza uzanıyor belli!"

"Ne saçmalıyorsunuz siz öyle birşey yok-"

"Ne Aras ne Deniz ikiside senin ve bizim için birer tehdit."

Adımlarımı babama doğru attım. Yüzlerimizin arasında sadece birkaç santim kaldı.

"Ne dedin baba?" diye sordum, sesim fısıltıya dönmüştü. "Tehdit mi? Aras ve Deniz... Size nasıl bir tehdit olabilir ki? Benden ne saklıyorsunuz?"

Babamın gözlerinde ilk defa çok kısa, milisaniyelik bir panik kırıntısı gördüm. Annem ise arkada nefesten kesilmiş gibi elini göğsüne bastırdı.

"Hiçbir şey saklamıyoruz," dedi babam hızla toparlanmaya çalışarak. "Sadece seviyeni korumanı istiyoruz. Yarın New York’a gidiyorsun. Biletrin hazırlandı."
Ağzımdan yarım, karanlık bir kahkaha kaçtı.

"New York ha?" dedim. "Beni sürgüne gönderiyorsunuz. Dolap fikrinden sonra konteyner ev ve en sonunda tamamıyla ülkeden çıkartmak... Bir şeyleri öğrenmemden o kadar çok korkuyorsunuz ki, beni bu ülkeden defetmeye çalışıyorsunuz."

Sırt çantamı tek omzumdan düşürüp yere attım. Cebimden telefonumu çıkardım. Ekranda hala Aras’ın yurdunun çürük olduğuna dair o haber duruyordu. Telefonu babamın göğsüne sertçe bastırdım.

"Bu haberi kim yaptırdı?" dedim. "Aras’ın kaldığı yurdun sahte çürük raporunu basına kim sızdırdı? Deniz bana 'Siz Akkayalar şeytansınız' derken haklıydı değil mi? Aras'ı bitirmek için onun sığınacak tek yerini de mi elinden aldınız?"

Annem gözyaşlarına boğuldu. "Teoman yapma... Biz her şeyi senin için yapıyoruz!"

"Benim için mi?!" diye haykırdım. "Benim hayatımı cehenneme çevirerek mi benim için yapıyorsunuz?! Beni o karanlık odaya kilitlerken de mi benim için yapıyordunuz?! Beni döverken, 'Senden adam olmaz' diye aşağılarken de mi benim için yapıyordunuz?!"

Babam gözlerini kısarak bana baktı. "Yeter! Bu akşam New York uçağına bineceksin Teoman. Bu tartışma burada bitti. Ya o uçağa binersin ya da o çok düşündüğünü sandığın Deniz’in hayatını tek bir telefonla bitiririm. Duyuyor musun beni? Onu bu şehirde barındırmam!"

O an... Göğsümdeki o sızı durdu. İçimdeki son insani kırıntı da buz tuttu.
Beni tehdit ettiği şey kendim değildim. Deniz’di...

"Tamam," dedim. Yüzümdeki bütün öfke çekildi, yerini katıksız bir donukluğa bıraktı. "O uçağa bineceğim."
Annem rahat bir nefes alır gibi oldu ama devam ettim.

"Ama sakın unutmayın... Ben döndüğümde, ne bu şirket kalacak, ne de o sakladığınız yalanlar. Her şeyi öğreneceğim. Teker teker."

Arkamı döndüm. Yerdeki çantamı bile almadan, babamın ve annemin donakalmış bakışları arasında holding'in o devasa kapısından çıkıp gittim.

Arabaya bindiğimde ellerim direksiyonda titriyordu. Telefonumu çıkardım. Rehbere girdim. Deniz’in adına geldim. Parmağım arama tuşunun üzerinde bir süre asılı kaldı.

"Gidiyorum Deniz kızı..." dedim kendi kendime, boşluğa doğru... "Benim gitmem kimseyi etkilemez... Deniz kızı haklı beni seven ve düşünen kimse yok. Belkide gerçekten gitmek ve uzaklaşmak en doğrusudur."

Arabayı eve doğru sürdüm ardından üstümü değiştirirken masanın üstündeki Deniz'in verdiği 20 TL ile göz göze geldim. Parayı elime alıp bakarken yatağımın üstündeki papyonu elime aldım.

"Annemin bahsettiği şey buydu sanırım..."

Başımı yastığa yatırıp yorganıma olabildiğince sıkı sarıldım.

Deniz'den

Eve geldiğimde annem kapıyı açar açmaz hesap sordu.

"Neredeydin sen? Neden telefonlarımı açmadın kızım?"

"Kafamı dağıtıyordum."

"Tek başına mı yoksa Teoman'la mı?"

"Ne, Teoman'ı anne!"

"Deniz!"

"Babam mı içeride..."

"Evet çok sinirli... Ne oldu bilmiyorum. Şebnem hanım bişey demiş ona sinir olmuş."

"Yine mi Akkayalar!"

İçeri girildiğimde babam ayağa kalkıp karşıma dikildi.

"Kızımız artık kendine kıyafette aldırıyormuş... Bizim paramız sana yetmiyor mu niye elalemin oğlundan kıyafet alıyorsun sen?"

"Ne?"

"Şebnem hanım Teoman'a sormuş oda evet demiş!"

"O Allah'ın cezası pislikten hiç bişey istemedim istemem de!"

"Karşıma geçip nasıl kız yetiştiriyorsunuz dedi sustum hiç bişey diyemedim."

"Niye baba... Beni tanımıyor musun. Hem o tişörtün parası ödendi. Ben o pislikten hiç bişey istemedim."

"Ha yani kıyafet aldı?"

"Evet aldı ama ödedim borcumu!"

"Böyle iğrenç şeyler bir daha kulağıma gelirse..."

"Sen ne bakıyorsun o Şebneme! Kızıma bağırma İlhan. Teoman bir kıyafet aldı diye benim kızıma bişey diyemezsin!"

Şaşkınlıkla anneme baktım. Annem elini omzuma attı. "Benim kızım istemedim diyorsa öyledir! Hem sen niye sustun? Bizim kızımız ahlaksızca bir davranış yapmamış! Karşısına geçip ben kızımı eğittim dicektin benim kızım harama günaha el uzatmaz yapmaz öyle birşey dicektin senin gibi çocuk yetiştirmiyoruz dicektin!"

"Nuray boş boş konuşma kızını koruma bana! Deniz sende o çocuktan uzak duracaksın! Teoman senin hiç bişeyin değil-"

"Olmazda! Teoman benim hiç bişeyim değil baba!"

"Bunlar iğrenç şeyler kızım..."

Babamın yanından ayrılıp odama geçtim. Telefonumu çıkartıp Teoman'a mesaj attım.

>Nerdesin Allah'ın cezası.

Telefonu kapatıp mesajını beklicekken hemen cevap geldi. Olduğu yeri konum olarak attı.

Evden çıkıp attığı konuma yürüdüm.

Teoman'dan

"Abi bir değil iki tane daha kahve olsun."

Kahveler hazır olduktan sonra kapaklarını kapatıp köpeği gezdirerek kenarda bir banka oturdum.

"Sen hiç Deniz kızı gördün mü..." derken Deniz'in sinirle buraya geldiğini gördüm.

"Sen neredesin yazdığında kahve alıyordum sanada aldım-"

Ayağa kalkıp kahvesini uzatacakken başıma taş attı ve kahve yere düştü.

"Sen bana tişört mü aldın Allah'ın belası! Ne diye ben aldım diyorsun!"

"Ben öyle bişey demedim!"

"Neden annen babama öyle söyledi?"

"Nerden bileyim ben? Ben bişey demedim anneme!"

"Ben kime ne diyorsam! Uzak dur artık benden. Nefret ediyorum dedikçe daha da dibime giriyorsun! Ben sırf senin yüzünden babamın karşısında ne duruma düştüm senin haberin varmı! Onca laf yedim."

"Babanın karşısında düşülebilecek durumlar ha..."

"Kes! Niye öyle birşey söylüyorsun sen ya Aras senin yüzüne çarpmadı mı parayı! Ya ben neye şaşırıyorsam...

"Ben anneme öyle bir şey demedim... Mağazadaki kadınlar anneme bişeyler demişler diye durumu açıkladım."

"Annen niye öyle anlatıyor o zaman?"

"Bilmiyorum!"

Ben varya şu an senin yüzünü parçalasam anca hırsımı alırım ama yüzünü görmek istemiyorum-"

"Tamam arkamı dönerim bende böylelikle yüzümü görmezsin-"

"Değmezsin.. Keşke deysen ama deymezsin...O çok sevdiğin ailende sende hiç birşeye değmezsiniz. Ben senin yerinde olsam her gün okula gelmeye utanırdım... Aynaya bakarken ne görüyorsun sen? Yüzsüz,katil,insanların duygularıyla oynayan birisini mi.. Ben ne diyorsam hepsini tabiki de..."

Arkasını dönüp giderken tekrardan bana döndü "Gerizekalı!" dedikten sonra kayboldu. O gittikten sonra köpeği severken. "Tanıştın mı Deniz kızıyla... Kendisi melek gibi biri de bana karşı böyle işte..." Başımdaki kana dokundum. Kanı temizledikten sonra eve doğru yürüdüm.

Ertesi sabah erkenden kalkıp üstüme şık siyah takım elbisemi giyip evden çıktım. Şoför arabayı sürerken Deniz'in evinde durdurdum.... Babası evin önünde öylece duruyordu.