17. bölüm / 46
Kisses Driven by Hate17
Bölümler 46Şu an: 17
- 1 11.338 kelime
- 2 21.979 kelime
- 3 31.468 kelime
- 4 41.244 kelime
- 5 51.089 kelime
- 6 61.176 kelime
- 7 72.629 kelime
- 8 82.184 kelime
- 9 91.778 kelime
- 10 101.730 kelime
- 11 111.403 kelime
- 12 122.127 kelime
- 13 132.713 kelime
- 14 141.925 kelime
- 15 152.545 kelime
- 16 161.494 kelime
- 17 171.239 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 181.701 kelime
- 19 192.239 kelime
- 20 201.521 kelime
- 21 211.686 kelime
- 22 222.861 kelime
- 23 231.608 kelime
- 24 242.707 kelime
- 25 251.813 kelime
- 26 262.742 kelime
- 27 272.845 kelime
- 28 282.343 kelime
- 29 291.552 kelime
- 30 301.758 kelime
- 31 312.229 kelime
- 32 322.412 kelime
- 33 331.414 kelime
- 34 341.912 kelime
- 35 351.770 kelime
- 36 361.692 kelime
- 37 372.638 kelime
- 38 381.543 kelime
- 39 391.186 kelime
- 40 402.232 kelime
- 41 411.355 kelime
- 42 422.573 kelime
- 43 432.800 kelime
- 44 442.275 kelime
- 45 451.121 kelime
- 46 461.878 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Deniz’den
O sabah içimde tarif edemediğim garip bir sıkıntı vardı. Göğsümün ortasına oturmuş, nefesimi daraltan o görünmez ağırlık bir türlü geçmiyordu. Mutfakta annemin hazırladığı kahvaltı masasına dalgın dalgın bakarken, babam elindeki gazeteyi katlayıp masaya bıraktı.
"Kızım, neyin var senin? Dünden beri dalgınsın," dedi babam, sesi bu kez yumuşaktı.
"Yok bir şey baba... Dersler, okul falan işte. Kafam biraz dolu," diye geçiştirdim.
Teoman'ın dün gece burnundan kanlar akarak kucağıma yığılması, gözlerindeki o kırılmış, yapayalnız ifade ve hepsinden öte... Ailesine bir yabancı gibi bakması. Teoman Akkaya'nın ardındaki o kimsesiz çocuk ilk defa tamamen ortaya çıkmıştı.
Ben, nefret ettiğimi söylediğim o adama içimden bir parçanın sızlamasını engelleyemiyordum.
"Ben çıkıyorum," diyerek masadan kalktım. Çantamı omzuma takıp hızlı adımlarla evden çıktım.
Aklımdaki sorularla boğuşarak okula giden yola doğru yürürken, arkamdan yükselen sert bir motor sesiyle irkildim. Beyaz bir araba tam yanımda frenle durdu. Sürücü koltuğunun camı indiğinde Teoman’ı gördüm.
Üzerinde okul üniforması vardı ama saçları dağılmıştı. Gözlerinin altı morarmış, yüzü solmuştu. Yine de o her zamanki ukala maskesini takmaya çalışıyordu.
"Atla Deniz kızı," dedi, sesi pürüzlü ve yorgundu.
"Ne işim var senin arabanla? Yürü git Teoman," dedim hızlanarak.
Araba yanımda yavaşça ilerlemeye devam etti. "Uzatma işte. Zaten kafam patlayacak gibi, bir de seninle yolda kovalamaca oynamayayım. Bin lütfen."
Durup ona baktım. Dün gece kanlar içinde yatan adamla şu an karşımda duran adam arasındaki tezatlık canımı sıktı. "Sana, yüzünü görmek istemiyorum diye söylediğimi hatırlıyorum. Hangi yüzle gelip arabana binmemi bekliyorsun?"
Teoman derin bir nefes verdi, bakışlarını yoldan ayırıp bana çevirdi. O an maskesinin arkasındaki katıksız çaresizliği gördüm. "Lütfen," dedi fısıltıyla. Tek bir kelime... Ama Teoman Akkaya'nın dudaklarından dökülen en ağır kelimeydi belki de.
Yutkundum. Kapıyı açıp yan koltuğa oturdum. Araba anında gaza basıp ileri fırladı. İçeride ağır bir sessizlik vardı. Yüzündeki solgunluk ve gözlerinin altındaki gölgeler dünkünden daha belirgindi.
"Neyin var senin?" diye sordum dayanamayarak. "Dün gece de bir anda bayıldın. Doktora gittin mi?"
Dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. "Benim ilacım doktorlarda değil Deniz kızı. Hem ne yapacaksın? Benim için endişeleniyor musun yoksa?"
"Saçmalama!" dedim sertçe başımı cama çevirerek. "Bana ne senden? Sadece ölüp kalırsan başıma bela olma diye soruyorum."
"Merak etme, senin elinde ölmek bile bir lüks sayılır bu hayatta," dedi. Sesi o kadar duygusuzdu ki, söylediği şey tüylerimi ürpertti. "Babam New York biletlerimi almış. Haftaya gidiyorum."
Şokla başımı ona çevirdim. "Ne?"
"Gidiyorum diyorum. Senin tabirinle, o 'mükemmel aile tablosunu' bozmayayım diye beni ülkeden def ediyorlar. Aras'ın yurdunun haberini, sana olanları... Bütün pisliklerini kapatmak için beni gönderiyorlar."
Göğsümdeki sıkışma daha da arttı. Gitmesini istiyor olmalıydım, değil mi? Hayatımı mahveden, beni sürekli köşeye sıkıştıran adam gidiyordu işte. Ama içimdeki bir ses, bu gidişin bir kaçış değil, bir imha olduğunu haykırıyordu.
"Nereye... Yani okul bitmeden mi?" alabildiğine kısık çıkmıştı sesim.
"Hangi okul? Hangi hayat Deniz?" dedi gaza biraz daha basarak. "Benim kendime ait bir hayatım olmadı ki hiç. Neyse... Gitmeden önce son bir şey yapmam lazım. Senin de benimle gelmen gerekiyor."
"Ne saçmalıyorsun Teoman? Okula gidiyoruz sanıyordum!"
"Okulu unut bugün."
Teoman’dan
Gözlerimin önü zaman zaman kararıyordu ama direksiyonu sıkıca tutuyordum. Kafamın içindeki zonklama hiç dinmiyordu. Dün gece o yurdun arkasında Deniz'in fularını koklayarak uyuduğum an, hayatımda ilk defa nefes aldığımı hissetmiştim. Ama bugün, ailem o nefesi de ciğerlerimden söküp almak istiyordu.
Arabayı şehrin dışındaki eski, terk edilmiş depo alanlarına doğru sürdüm. Deniz yanımda huzursuzca kıpırdanıyordu.
"Teoman nereye götürüyorsun beni?
Cevap versene!"
Arabayı eski bir tuğla binanın önünde durdurdum. Burası Akkaya Holding’in yıllar önce kapattığı babamın tüm karanlık evraklarını tuttuğu eski arşiv binasıydı. Bunu birkaç ay önce babamın telefon konuşmasını gizlice dinlerken öğrenmiştim.
"İn," dedim.
"Burada ne işimiz var?"
"Geliyor musun yoksa gidiyor musun?"
Deniz bir süre yüzüme baktı. İçindeki öfke ile merak arasındaki savaşı görebiliyordum. Sonunda derin bir nefes alıp arabanın kapısını açtı. "Eğer yine bir oyun oynuyorsan Teoman, yemin ederim seni mahvederim."
"Oyun oynayacak halim varmı sence?" dedim kendi halime acıyarak...
Tam içeri girecekken araba sesleri geldi ve hemen Deniz'le arabaya geçtik.
"Ne oluyor-"
Elimle ağzını kapattım ve arabayı çalıştırıp geriye aldım... Arkadaki çalılıkların arasına girdim.
Arabadan inen kişiler etrafa bakındı ve şüphelenmeden kapıyı açtı. Arabanın içinden babam ve Deniz'in babası çıktı.
"Baba... " İkimizde birbirimize bakıp babalarımıza baktık.
"Babamın senin babanla burada ne işi var? Sen yine ne karıştırıyorsun?"
"Ben ne yaptım ya sanki ben ayarladım."
"Öyle duruyor. Neden tam onların geleceği zaman getirdin beni buraya?"
"Bilmiyordum."
"Yalan söyleme. Babamın senin babanla iş ilişkisini bitirdiğini biliyorum. Artık geminiz olmadığı için babam sizle çalışmıyor."
"Dur bi dakika... Serhat abi değil mi o?"
"O kim ya?Aras'ın bahsettiği adam mı?"
"Ne? Aras sana ne dedi ki?"
"Aras'ın patronu yani o anlamda söyledim."
"Evet o çiy burgerin sahibi... Birgün oraya beraber hamburger yemeye gidelim mi Deniz kızı?"
"Of iki dakika gevşeklik yapmazsan olmuyor dimi.Bırak hamburgeri seninle şu arabada iki dakika durmamda ben."
"Ama duruyorsun..."
"Neden acaba? Düşün ki ben arabadan indim... Giderken babam görürse?"
"Ee bunun gitmekle alakası ne?"
"Gerizekalı bu yüzden gidemiyorum işte. Allah'ım sen bana sabır şuna da akıl ver."
"Amin Deniz kızım benim ama bence sen biraz daha konuşursan biz herşeyi kaçırıcaz."
Babam Deniz'in babası ile Serhat'ı içeri aldı. Bende gözükmemek için hızla gaza basıp oradan uzaklaştım.
"Bumu yani?"
"Deniz kızlarının bu kadar konuşkan olduğunu bilmiyordum. Sayende öğrenmiş oldum."
"Ya sırf senin yüzünden dersleri kaçırdım."
"Kutay'dan alırım senin için onu sıkıntı etme."
"Nerden geliyor bu rahatlık? Dün yurdu yakacaktın şimdi ise hiç bişey olmamış gibi devam ediyorsun!"
"Çünkü çok düşüneni çok si... Neyse-"
"Seni anlamıyorum... Ne kadar değişik bir insansın-"
"Benimle gezdikçe alışırsın. Unutma birgün karşılıklı hamburger yemeye gidicez..."
"Asla!"
"Senin şu zamana kadar asla dediğin herşeyi yaptığımı gördüm."
"Seninle ilgili olmadığı içindir."
"Senin bana olan bu nefretin nerden geliyor? Aras yokkende böyleydin sen?"
"Çek arabayı kenara ben inicem."
Arabayı kitledim ve duymazdan geldim.
"Allah'ın cezası niye kitledin! Bak ya indirirsin yada kaza yaptırırım."
"Keşke... Ama yapamazsın Deniz kızı."
"Ne saçmalıyorsun sen. Sınırlarımı zorlama Teoman aç kilidi."
Arabayı durdurdum ve Deniz şaşkınlıkla etrafa bakındı.
"Evine geldiğine göre inebilirsin."
Kilidi açtım ve Deniz arabadan inerken duraksadı.
"Dün sen bayıldığında... Kolunda bağlı birşey var mıydı?"
Aklıma Deniz'in fuları geldi... Başımı sağa sola salladım "Yoktu... Neden sordun ki?"
"Hiç öylesine sordum neyse. Bir daha sakın evimin yakınlarından geçme!"
"Merak etme geçmem... Bu arada ciddi soruyorum... Neden sordun ki? Koluma ne bağladın?"
"Hiç bişey bağlamadım."
"Ha eğer fuları diyorsan üstünde adın yazan. Arabayla giderken farkettim... Farkettiğim gibi bileğimden çözüp pencereyi açıp attım.... Yoksa önemli miydi?"
"Yo... İyi yapmışsın zaten senin tenine dokunduğu için bir daha kullanmazdım onu."
"O zaman iyi yapmışım. Zaten aynı sen kokuyordu. Bende anlayınca attım."
"İyi yaptın! Şimdi git buradan."
Deniz kapıyı kapatıp çıktı ve bende gaza basıp oradan uzaklaştım...
Eve geldiğimde odama geçerken odamın kapısında Sıla'yı gördüm...
"Senin ne işin var lan burda kim aldı seni buraya!"
"Ben aldım!"
Arkamı döndüğümde Leyla ile göz göze geldik.
"Sıla ile başbaşa akşam yemeğine çıkacaksınız ya bugün unuttun mu Teoman?"
"Leyla sen ne saçmalı-"
"Dimi Teoman! Sabah onu yemeğe çıkartıcam demedin mi bana?"
"Yok öyle birşey."
"Var öyle birşey! Neyse... Ben gidiyorum size iyi eğlenceler."
Sıla tam odama adım atıcakken durdurdum.
"Aklının ucundan bile geçirme... Ne zaman odama girdin ki şimdi girmeye çalışıyorsun?"
"Teoman çok kırıcısın... Beni üzüyorsun görmüyor musun. Bu benim canımı yakıyor."
"Kilitli kalmakta benim canımı yakıyordu."
Odama girdim ve kapıyı kapatıp derin bir nefes aldım. Üstümü değiştirdikten sonra yatağıma uzanıp kulaklığımı taktım. Yastığımın kenarındaki fuları alıp Deniz'e söylediklerimi düşündüm.
Flashback
Ha eğer fuları diyorsan üstünde adın yazan. Arabayla giderken farkettim... Farkettiğim gibi bileğimden çözüp pencereyi açıp attım.... Yoksa önemli miydi?"
"Yo... İyi yapmışsın zaten senin tenine dokunduğu için bir daha kullanmazdım onu."
"O zaman iyi yapmışım. Zaten aynı sen kokuyordu. Bende anlayınca attım."
...
"Atamadım..."
Bölüm etkileşimi
