13. bölüm · Kisses Driven by Hate

13

Kyula Seng

Sırtı kapıyla göğsüm arasında sıkışıp kaldığında, kokusu burnuma doldu. Benim odam, benim tişörtüm... Ama onun o delişmen, boyun eğmez ruhu. Aramızdaki o amansız çekim dalga dalga odaya yayılırken, gitmesine izin vermeyeceğimi o da çok iyi biliyordu.

Bakışlarım, kapının üzerindeki elimden yavaşça omzunun üzerinden bana dönmeye çalışan yüzüne kaydı.

"Bir şartım var... Benimle başbaşa yemeğe çıkacaksın."

Gözlerini gözlerime dikti, dudakları alayla kıvrıldı. "Ne?"

"Bende sana ait bişey var...Onu istiyorsan benimle yemeğe çıkacaksın"

"Sende bana ait hiçbir şey olamaz ve seninle de asla yemeğe çıkmam duydun mu beni, çekil!"

Deniz masamın üstündeki sopayı alıp kaldırdı. "Eğer çekilmezsen kafanı kırarım."

Ellerimi havaya kaldırıp kapının önünden çekildim ve çekildiğim gibi sopayı yere bıraktı.

"Okey. Sakin ol kızma."

Tam kapıyı açıcakken önüne geçtim.

"Bu gece olanlar aramızda kalıcak ama bunu saymam...Yemek için aricam..." Göz kırptım.

"Çekil!"

Kapının önünden çekildim ve Deniz çıktıktan sonra yüzümde aptalca bir tebessüm oluştu. Yere attığı sopaya bakıp gülümsedim ardından Kutay'ın yanına gittim.

Kutay beni gördüğü anda başını eğdi.

"Ne oldu lan yoksa Aras piçi bişey mi dedi sana?"

"Ondan değil Leyla ile sevgili olması-"

"Kes lan sevgili falan değiller! Sevgili olamazlar mal. Ben bu Aras'tan öyle bir intikam alıcam ki Leyla'nın yanına yaklaşamicak."

"Gerçekten mi? Onu nasıl yapıcaksın."

"Aras'ın canını en çok ne yakar?"

"Ne yakar?"

"Bende sana soruyorum aptal. Neyse Aras'ın canını en çok yakınındaki insanların onun yüzünden üzülmesi yakar..."

"Denize mi lan yoksa?"

"Aynen. Operasyon adı Deniz kızı... Aras'ın canını yakıcam e tabi Deniz kızı da biraz yıpranıcak ama-"

"Peki Sıla?"

"Ayrıldık lan biz-"

"Ama Sıla hiç öyle davranmıyor?"

"Nasıl davranmıyor? Ne dedi sana açık konuşsana?"

"Ciddi olduğunuzu söyledi hatta önümüzdeki seneye nişan yapacağınızı söyledi az önce mikrofonla duyurdu annende yanındaydı."

"Ne saçmalıyorsun! Öyle birşey yok bu kız kendini ne sanıyor ne yaptığını düşünüyor-"

"Herkes sizin ciddi olduğunuzu düşünüyor Teo bu plan elinde patlar. Deniz'i sen değilde Evren üzsün böylece kolaylıkla kurtulursun hiç bişey üstüne kalmaz. Hem bakarsın belki gerçek sevgili olurlar sonuçta Evrende Deniz'de-"

Yumruğumu sıkıp Kutay'ın yanağına indirdim.

"Ne diyorsun lan sen! Kendi işimi kendim hallederim. Evren o kızı üzer-"

"Senin de amacın bu değilmi."

"Bu evet ama..."

"Evren değil mi o-"

Kutay daha ne olduğunu anlayamadan Evren’e doğru elini kaldırmaya yeltenecekken, yakasından tuttuğum gibi onu sertçe geriye çektim. Gözlerim öfkeyle kararmıştı.

"Sakın!" dedim, sesimdeki tehlikeli ton Kutay’ın olduğu yerde çakılı kalmasına yetti. "Sakın. Evren bu işe karışmayacak! Anladın mı beni? Bu benim hesabım, benim oyunum. Denizin dalgasıyla boğulacak biri varsa, o sadece benim. Başkası değil!"

Kutay yanağını tutarak şaşkınlıkla bana baktı. "Teo, sen kafayı yemişsin. Hem kızı Aras’ın canını yakmak için kullanıcam diyorsun hem de başkası üzsün deyince çıldırıyorsun. Senin amacın intikam mı yoksa-"

"Kes lan!". İçimde kabaran o tuhaf, tanımlayamadığım hissi kendime bile itiraf etmeye niyetim yoktu. O odada burnuma dolan kokusu, elindeki sopayla bana meydan okurken gözlerinde çakan o boyun eğmez kıvılcım hala aklımı kurcalıyordu. Onu Evren’in piçliklerine yem edecek değildim...

Tam o sırada mekândaki müzik aniden kesildi ve mikrofondan Sıla’nın o sinir bozucu, neşeli sesi çınladı.

"Teoman neredesin aşkım? Sahneye gelsene!"

Kalabalığın bakışları bize dönmeye başlarken Kutay alayla gülümsedi. "Önce şu sevgilini hallet istersen Teo. Bakıyorum da kız düğün tarihini bile kafada almış."

Sıkılı yumruklarımı cebime sokup Sıla’nın olduğu tarafa doğru sert adımlarla yürümeye başladım. Kalabalığı yararken bakışlarım gayriihtiyari kapının olduğu tarafa kaydı. Deniz gitmişti... ama arkasında bıraktığı o yakıcı iz hala odamdaydı, tenimdeydi.

Sıla sahneden bana bakıp gülümsüyordu. Yanına çıktığımda mikrofonu elinden hızla çektim. Bütün kulüp bir anda sessizliğe gömüldü.

"Herkes dinlesin," dedim, sesim hoparlörlerden soğuk bir fırtına gibi yayıldı. "Sıla ile aramızda hiçbir ilişki yok. Hiç olmadı. Yanıltıcı dedikodulara itibar etmeyin. İyi eğlenceler."

Mikrofonu şaşkınlıktan donakalan Sıla’nın eline geri tutuşturup sahneden indim. Kulüpte fısıltılar yükselirken annemin öfkeli bakışlarını bile teğet geçtim. Doğruca dışarı, gecenin serinliğine çıktım.

Cebimden telefonumu çıkarıp Deniz’in numarasını buldum. Az önce odamda söylediğim sözler kulaklarımda çınladı.

“Bende sana ait bir şey var...”
Mesaj kısmını açtım ve tek bir cümle yazdım.

>"Sana ait olan şeyi istiyorsan, yarın benimle yemeğe çıkacaksın. Gelmezsen Aras'a vermek zorunda kalırım. Seçim senin, Deniz Kızı."

Gönder tuşuna basıcakken duraksadım. Telefonu cebime attım. Şimdi yazmak yerine yarın aramayı tercih ettim.

Eve geçtiğimde odama girip Deniz'in yazdığı aşk mektubunu aldım ve yatağa uzanıp okumaya başladım...

'Aras o kadar düşündüm ki bunu yazıp yazmamayı, senin okuyacağını bile hayal etmeden kendime itiraf etmekten korkar gibi. Kendimle eski konuşmaktan kaçtığım bir mesele daha var. Ama insanın konuşmakta en zorlandığı kişi...
Aksi olmuyor mu hep? Ağzına geleni söylediği her şeyin alayına gittiği bir günün sonunda kendisiyle baş başa kaldığında kuyruğunu kıstırmıyor mu insan? Ben en çok bu hissi biliyorum. Öfkeden boğazımın yandığı, elimdeki görünmez camları etime batırarak yürüdüğüm uzun günlerin sonunda, kendimin karşısında çaresiz kalma hissini. Kendimden kaçmak için uyuduğum uykularda sayıkladığımı korkuyla dişlerimi sıktığım geceleri öyle iyi biliyorum.Hayatım böyle geçecek diye korkarım. Çocukluğumdan beri kaçardım. Şimdi ilk defa belki de diyorum. Elimde olmadan kendime güvenmesem de umuyorum. Çünkü Aras Çünkü Aras!!!"

Mektubu katlayıp masanın üstüne bıraktım.

"Demek sende çocukluğundan beri kendinden kaçtın korktun neler yaşamış olabilirsin Deniz kızı..."

Deniz'den

Eve geldiğimde annem ve kardeşim salonda uyumuş babamda mutfakta aldığı balığı yapmış balık ekmek yiyordu.

Aileme gözükmeden odama geçtim. Odaya geçerken babam seslendi.

"Kızım yanlış hatırlamıyorsam evden çıkarken üstünde beyaz dar tişört vardı bu üstündeki tişört çok bol değil mi... Bide sanki ben bu tişörtü gördüm Hakan beyin oğlunda vardı gemiye geldiklerinde onun üstündeydi."

Annem bir anda arkamda belirdi.

"Hatta bu sabah gördüm ben üstündeydi."

Ya bide sabah giydiği tişörtü mu vermiş bana... diye içimden geçirdim ardından "Bugün ufak bir kaza oldu üzerim kirlendi..."

"Neden Leyla'dan almadın ki?" dedi annem haklı olarak bende başımı öne eğdim.

"Leyla'dan aldım anne sence ben Teoman denen pislikten bişey alır mıyım?"

"Ama o senden alıyor gibi... Neyse yarın konuşuruz ben Ali'yi yatırıyorum şimdi."

"Öyle derken?"

"Ben hiç bişey söylemedim Deniz. Yat hadi kızım yarın okul var."

"Yarın okula gitmicem kendimi iyi hissetmiyorum..."

"Tamam yat uyu o zaman."

Annemde onayladıktan sonra odama geçtim. Odama geçtiğim anda kapıyı kitleyip kendimi yerde buldum.

Aklım hala Aras'ın Leyla ile el ele karşımda durmasındaydı...

"Neden... Neden Allah'ım neden oysa ki ona değer verdim onu sevdim onu korudum onun için herşeyi yaptım ama neden o eli tutan kişi ben değilde başka biri oldu... Neden hayat bu kadar acımasız sırf güzellik uğruna değer görmezden gelinir mi..."

Yatağıma uzandım ve gözlerimi kapatırken üstümdeki tişörtün kokusu burnuma doldu.

Tişörtün yaka kısmını burunuma götürüp derin bir nefes aldım.

"Ne yapıyorum ya ben..."

Tişörtü üstümden çıkartıp masanın üstüne attım. Gardrobumdan üstüme siyah bir sütyen giyip yatağıma uzandım...

Ertesi sabah telefonum çalmaya başladı ama gariplik vardı bu saatte bilinmeyen numara beni neden arasın ki derken telefonu açtım.

"Deniz kızı! Günaydın! Bak bu numarayı kaydet çünkü daha çok araşıcaz"

"Ne diyorsun ya sen! Görüntülü aramak ne manyak mısın?"

"Demek sende sabahları sinirli uyanlardansın. Bozmaz beni..."

"Saçma saçma konuşma kapat!

"Şu yemek olayını konuşalım Deniz'cim..."

"Ne yemeği ne olayı benim seninle yemeğe çıkacağımı mı düşünüyorsun sen ya"

"Hıhıhı evet! Kaçta alim seni?"

"Bir yürü git tamam mı-"

"İyi o zaman bende Aras'la konuşurum."

"Neyi Allah'ın cezası neyi?"

"İnsanın gece kendiyle kaldığında kuyruğunu nasıl kıstırdığını."

"Ne diyorsun sen be defol!"

Ne anlatmayı çalıştığını anlamadım ama o an aklıma geldi.

'Ağzına geleni söylediği her şeyin alayına gittiği bir günün sonunda kendisiyle baş başa kaldığında kuyruğunu kıstırmıyor mu insan? Ben en çok bu hissi biliyorum.'

Yatağımdan kalkıp çantama baktım. Defterimdeki sayfaları çevirirken yazdığım notun olmadığını farkettim.

Flashback

"Seninmi Deniz kızı?"
..

"Hayır ya hayır ya! Ya Allah kahretsin ya hayır ya!"

Üstüme askılı bir crop giyip altına kısa siyah kot şort giydim saçlarımı taradım çantamı koluma takıp sinirle odadan çıktım.

Odadan çıktığımda annem mutfakta kardeşime kahvaltı hazırlıyordu. Yanlarından geçerken seslendi.

"Deniz! Okula mı gidiyorsun?"

"Evet..."

"Dün neler olmuş hiç söylemiyorsun..."

"Ne olmuş?"

"Bu Akkayalar seninkini dövmüş ya."

"Ne diyorsun anne ne seninki ya..."

Ayakkabılarımı giyip evden çıktım. Evden çıktıktan sonra okula doğru yürümeye başladım.

Teoman'dan

Odadan çıktıktan sonra beden dersine giderken biri beni kollarımdan tutup kenara çekti. Karşımda Deniz'i görünce yüzümde tebessüm oluştu. "Ohoo Deniz kızı."

"Kağıdımı ver Allah'ın belası pislik!"

"Mektuptan mı bahsediyorsun? Aşk mektubu."

"Göstermedin dimi kimseye..."

"Hayır ama Aras'a göstericem sonuçta ona yazılmış..."

"Elimden bir kaza çıkacak bak uzak dur benden ve şu kağıdımı ver!"

"Dün gece odamda geçirdiğimiz dakikaları sende hatırlıyor musun..."

"Salak salak konuşma!"

"Hani başbaşa..."

"Keşke kafanı kırıp çıksaydım o odadan."

"Kıramazdın... Bu arada mektubundan etkilendim çok dokunaklıydı..."

"Bak sen böyle kimse bana dokunamaz havalarındsın ya o iş öyle olmuyor.Biri çıkar senin beynini patlatır mal gibi ortada kalırsın o kişi ben olmamak için çok çabalıyorum" derken iki eliyle başıma vurdu alaycı bir tebessümle başımı geri atıp dudağımı ısırdım. Bu kızın bu hareketleri beni mahvediyordu...

"Çabalama... tercih edeceğim ilk insan sen olursun hatta beynimi patlat..."

Mektubu cebimden çıkartıp Deniz'in gözüne yaklaştırdım. "Bam!"

"Ver şunu."

"Hop! hop! hop! hop! vericem tamam sakin ol vericem! Ama ondan önce benimle bir akşam yemeğine çıkacaksın dün gece söylemiştim"

"Asla!"

"O zaman mektup sahibine ulaşır." derken Aras yanımıza geldi.

"Deniz."

"Aha iyi insanda lafının üstüne gelirmiş."

"Ne istiyorsun lan sen yine?"

"Deniz söylesin."

Aras bakışlarını Deniz'e çevirdi.

"Bişey yok Aras biz konuşuyoruz sadece..."

"Nasıl konuşuyoruz?"

"Konuşuyoruz Aras'cım... İnsanlar konuşa konuşa hatta yazışa yazışa. Sende okumak ister misin?" deyip notu çıkardım ve Deniz "Tamam" diye bağırdı.

"Ne oldu Deniz bişey mi istiyor senden?"

"Yok bişey istemiyor! Tamam!"

Deniz'e döndüm ve bana bakıp devam etti.

"Tamam.... Kes artık sende tamam!"

Dudaklarımı ıslatıp boğazımı temizledim. Deniz ikimizin arasından giderken Aras bir adım yaklaştı.

"Oğlum sana kaç defa dicem bu kızdan uzak dur diye?"

"O halinden memnun bence... Hatta akşam başbaşa bir yemek yiycez."

"Ne diyorsun lan sen?"

"Şşt! Tamam terbiyesizleşme lan! Bak sen benim evime kardeşimin elini tutarak girdin ben bişey yaptım mı hayır."

"Asıl sen kendine gel! Borcu var diye mi kıstırıyorsun kızı?"

Cebinden çıkardığı parayı bana uzattı.

"Al şunu ve bırak kızı. Uzak dur artık!"

"Durmicam! Senin canını çok fena yakıcam!"

"Ne istiyorsan benden iste sevdiklerime bulaşma!"

"Bulaştım... Hatta akşam evinden alıcam."

"Öyle bir şey olmicak... Al paranı!"

"E o zaman gel engel ol! Akşam görüşürüz..."

Deniz'den

Arkamı dönmüş eve giderken Aras arkamdan koşarak geldi.

"Deniz dur gitme..."

Kolumdan tutup beni durdurdu.

"Ne var Aras?"

"Neden böyle yapıyorsun... Beni dinlemiyorsun."

"Neden dinliyim ki?"

"Bak sen benim için çok önemlisin... En sevdiğim dostumsun."

"Ama sen öyle değilsin..."

"Tamam öyle olsun ama neden Teoman'la konuşuyorsun? Hani ondan nefret ediyordun? Ne oldu şimdi konuşuyosun bak eğer seni borcun için tehdit ediyorsa ben halletim."

"Neden? Neden yaptın bunu hangi parayla yaptın?"

"Maaşımın sonu tam borcunu karşılıyordu."

"Aras neden yapıyorsun bunu..."

"Sen neden yapıyorsun Deniz... Teoman güvenilir biri değil. Akşam onunla birlikte yemeğe çıkmak ne!"

"Sende kardeşi ile çıkıyorsun... Size mutluluklar dilerim ve ayrıca özür dilerim böyle özel gününüzde önünüzde cam kırıkları vardı benim salaklığım..."

"Ne özürü Deniz..."

"Yani sana diyorum ki bu benim hayatım... Senin kendi hayatın var bırak bende mutlu olayım..."

"Teoman'la mı mutlu olacak?"

"Onunla olacağını söylemedim... Neyse Aras, lütfen benimle konuşma ,arama, arkamdan gelme arkasından gideceğin tek kişi sevdiğin olsun..."

"Deniz..."

Arkama bakmadan Arasın yanından ayrıldım.

Eve geldiğimde göz yaşlarımı tutamadım etrafı temizlerken göz yaşlarım yanaklarımdan süzülmeden gözlerinin içinde buğu oluşturarak halıya damladı...

Annem yanıma gelip konuşmaya başladı ama umrumda değildi aklımda dün olanlar vardı sadece...

"Deniz... Deniz! Deniz!"

Anneme doğru döndüm ve bana bakıp konuştu. "Neden ağlıyorsun ne oldu beni seven var bende seviliyorum diyordun şimdi ne oldu?"

"Halt etmişim! Malım ben çünkü! Yok tamamı yok beni seven kimse yok. Belkide ben sevilecek biri değilimdir! İstemiyorum kimse sevmesin beni!"

"Ne oldu Deniz anlat-"

Kendimi banyoya kitleyip yere çöktüm dizlerimi karnıma çekip başımı dizlerimin üstüne koydum... Ağlarken telefonuma mesaj geldi.

'Akşam üstü saat yedi gibi seni almaya geliyorum...'

"Allah'ın belası..." telefonu cebime atıp banyoya girdim. Banyodan çıktıktan sonra üstümü giyinip saçlarımı kuruttum. Saçlarım kurduktan sonra telefonuma mesaj geldi.

'Kapının önündeyim.'

Kapıya çıktığımda Aras'la göz göze geldim... Bana gülmsedi yine o içimi ısıtan gülüşüyle karşımdaydı ama tam ortamızda siyah Porsche ile Teoman duruyordu. Adamı bana kapıyı açtı ve Aras'a bakmadan arabaya bindim.

Arabaya bindiğimde Teoman ile göz göze geldik. Yüzüne bakmak bile istemediğim adamın arabasında olmak canımı yakıyordu. Sanki tüm sözlerimi yutuyormuşum gibi hissediyordum. Araba hızla mahalleden çıktı ve Teoman konuşmaya başladı.

"Eee Deniz kızı neden Aras'a gitmedin?"

"Ne saçmalıyorsun sen?"

"İstesen gidebilirdin ama gitmedin...Hatta dur!"

Araba durdu ve Teoman kapıyı açtırdı.

"Eğer gitmek istiyorsan git..."

"Neden yapıyorsun bunu?"

"Seni kısıtlamıyorum Deniz. Arası sevdiğini onu orada bırakmak istemediğini biliyorum."

"Yanılıyorsun. Aras artık benim hiç bişeyim değil."

"Emin misin..."

"Eminim."

Kapı kapandı ve şoför devam etti. Biraz zaman sonra hava karardığında boş bir araziye geldik. Ortada sanki planlanmış gibi sadece bir tane bank vardı. Arabadan indik. "Burası neresi?Normal bir yerde zıkkımlansan olmuyor dimi!"

"Olmuyor..."

Banka doğru yürüdüm ve oturduğum gibi saçlarımı toplamaya başladım... Şaşkınlıkla Teoman'a baktım,önüme masa açıldı ve şaşırtıcı bir şekilde bunları sadece Teoman yaptı adamları uzaklaştırıp masayı donattı.

"Ne yapıyorsun sen?"

"Sen manzarayı seyret Deniz kızı ben hallediyorum..."

Teoman'ı izlemeye devam ettim... Masanın üstüne kurabiyeler sandviçler hatta peçete bile koydu. Tabağımı çatalımı önüme koyup geri çekildi.

"Afiyet olsun."

Gözlerimi açıp ona baktım...

"Ne bu?"

"Akşam yemeği."

"Onu sormuyorum, neyse ben yemek yemeye gelmedim zaten verir misin mektubumu..."

"Vericem önce yemek yiyelim."

"Senin kız arkadaşın yok mu ya? Hiç mi önemsemiyorsun onu?"

"Seninde kimseyi önemsemediğin zamanlar olmuyor mu! Lütfen başla. Ha bu arada sen yemeği sırasına göre mi yersin yoksa kafana nasıl eserse öyle mi? İnsanların nasıl yemek yedikleri onlarla ilgili çok önemli şeyler söylüyormuş...

"Ooo sen baya hazırlıklısın..."

Gülümsedi ve devam ettim

"Cidden ne yapmaya çalışıyorsun ya böyle şeyler yapıp beni etkilemeye falan mı çalışıyorsun."

"Seni etkilemek bu kadar kolay mı?"

"..." Susup anlamsızca gözlerine baktım. Ardından ciddileştim.

"Aras dimi senin derdin. Defterimde mektubu gördün delirdin! Ona olan karşılıksız hisleri bile kıskanıyorsun çünkü... Ne yapıcaksın böyle beni etkileyip bak artık seni sevmiyor beni seviyor falan mı diceksin?"

"Öncelikle ben bu hayatta hiç bir hissin karşılıksız olduğunu düşünmüyorum... sadece tarafların o hislere sahip olma oranları farklıdır..."

"Geçiştirme! Niye Aras'tan nefret ediyorsun sen onu söyle..."

"Konu Aras değil! Konu mektupta değil."

"Ney o zaman konu?

"Ev ile ilgili yazdığın söz... Ev bir yer değildir ev bir duygudur..."

"Eee?"

"Eeesi bu işte... Daha önce hiç böyle bir cümle duymamıştım. Nasıl bir duygu?"

"Ne nasıl bir duygu? Ev mi..."

Başını salladı ve devam ettim. " Sıcaktır herhalde... Yani en azından kardeşimi düşününce öyle..."

"Gördüğüm en sıcak ev ben küçükken yanan evimizdi..."

Şaşkınlıkla ona döndüm ve guketeky devam etti.

"Ama sen galiba sen böyle bir sıcaklıktan bahsetmiyorsun..."

Yüzümde aptalca bir tebessüm oluştu ve tekrardan ona döndüm.

"Eviniz mi yandı?"

"Hıhıhı çok küçükken.. Hatta hatırlamıyorum bile ama bir yandan da hatırlıyor gibiyim."

"Hissini hatırlıyorsundur..."

"Hissini mi"

"Yani bazen olayları değil bıraktığı hisleri hatırlarız..."

Bir kaç saniye anlamsızca birbirimize baktıktan sonra sessizliği bozdum. " Neden böyle olduğunu merak ederdim senin... "

"Böyle derken?"

"İşte her zaman nasılsan öyle yani... Teoman Akkaya gibi. Ama odanı görünce anladım...

"Oda mı?"

"Hıhıhı... Evin en alt katında sen ailenin bilinç altısın... Bastırdıkları bütün karanlıklar sende ortaya çıkıyor.... Ha bu sana acıdığım anlamına gelmesin."

"Bana acıma zaten... Böyle birşeyi istemem."

"Bende kimseye acicak durumda değilim zaten. Ancak kendime belki..."

Bir anda üşüme geldi ve titredim. Teoman ortamızdaki battaniyeyi açıp açıkta kalan bacaklarımı örttü. Bacaklarımı örterken gözlerimin içine baktı. Yüzünde masum bir ifade vardı... Sanki hayatın onu değiştirmeden önceki haliyle karşımdaydı...

Battaniyeyi üzerimden atıp ayağa kalktım.

"Ne oluyor ya! Ne yapıyorsun sen?"

"Ne oldu şimdi ya?"

"Ya sen salak salak birleriyle iddaya falan mı girdin aklınca beni böyle tavlayıp birilerine bişey mi ispatlicaksin!

"Çok paronayaksın."

"Ya da Arasa mı bişey ispatlicaksin? Öyle mi kurtulacaksın onun karşısında ezilmekten.Sen varya sen benim düşündüğümden de zavallısın! Sen varya al o mektubu Aras'a göster hatta internette yayınla heryere yay umrumda bile değil! Artık hiç önemi yok."

"Aras'a mı gidiyorsun? Bekle arabayla bırakayım..."

"Sakın yaklaşma bana..."

Teoman'dan

Deniz yanımdan uzaklaşırken arabaya geçip hızla yurda sürdüm. Arabayı kenara park edip ses çıkartmadan Aras'ı görebileceğim yere geçtim. Deniz Aras'la konuşmaya başladı.

"Birine göstermekten korktuğum o yanımı Teoman gördü..."

Deniz uzun uzun anlatırken bir anda itiraf etti. "Teoman'ın elindeki o kağıtta sana aşık olduğum yazıyordu..."

İstediğim olmuştu. Deniz kendi ayağıyla gidip Arasın tam kalbine bombayı bırakmıştı... Deniz göz yaşlarını tutamadı evine doğru giderken Aras'ın yanına yaklaştım.

"Vah vah vah... Yazık oldu Deniz kızına."

"Ne yaptın lan kıza..."

"Sana dokunmadan senin canını yakıcam demiştim... Sen benim kardeşimle el ele evime girdin... Bende denize yaklaştım. Eğer ben olmasam Deniz kızı asla sana açılmazdı... Şimdi söyle bana kardeşimin elini tutup Deniz kızının üzülmesine devam mı edeceksin yoksa kardeşimden ayrılıp bu oyunu sonlandıracakmısın? Neyse ben gidiyorum hadi sen bunları bir düşün Aras abim benim..."

Deniz'den

Eve geldiğimde kendimi odama kitleyip ağlamaya başladım... Göz yaşlarım yanaklarımdan süzülürken kendimi yatağıma attım... Uyumak istedim o an sadece herşeyin bitmesini bu günün son bulmasını istedim...