8. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His8.Bölüm: İçinde Yatan Şey
Bölümler 44Şu an: 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gündüz gezdiği o sokaklar karanlığa teslim olmuştu.
İlyara sokağın ortasında tek başına duruyordu. İzlendiğini hissedip etrafına bakındı.
Evlerin camlarında insanlar onu izliyordu. Ne hareket ediyorlardı ne de konuşuyorlardı.
Bakışları öyle rahatsız ediciydi ki İlyara’nın içi ürperdi. Başını önüne çevirdi.
Yine oradaydı.
Tam önünde.
O iğrenç, insansı şey.
Kalbi hızlandı ama geri çekilmedi. Aksine elini ona doğru uzattı.
Yaratık başını yavaşça İlyara’nın eline doğru indirdi ve kokladı. Dişleri eline çok yakındı.
İlyara yaratığın gözlerine baktı. İçlerinde derin bir boşluk vardı. Yine de o boşluğun ardında bir şeye ulaşabileceğini düşündü.
Ama neye ulaşmayı umuyordu ki?
Bakışları o gözlere çekildi. Elini biraz daha uzattı, o şeye dokunmak ister gibi.
Tam o anda bir gölge önüne düştü.
Üniformalı bir anda önünde belirdi. Sırtı İlyara’ya dönüktü. Kılıcını kaldırdı ve savurdu.
“Hayır!”
İlyara çığlık atarak uyandı.
Nefesi kesik kesikti. Bir an nerede olduğunu anlamadı. Kalbi göğsünde deli gibi çarpıyordu.
Ellerine baktı.
Hâlâ o yaratığın nefesini teninde hissediyor gibiydi.
Nerede olduğunu anlamak için etrafına baktı. Kaşlarını çattı. Burayı tanımıyordu.
Kapı yavaşça aralandı, içeriye kızıl saçlı küçük bir kız girdi.
“İyi misin?” gözlerinde korku vardı. Göğsü kalkıp iniyordu.
Bir şey mi olmuştu?
İlyara önce boğazını temizledi:
“İyiyim,” dedi yumuşak bir sesle.
“Sen nasılsın? Bir şey mi oldu?” diye sordu merakla.
“I-ımm… şey… bilmiyorum. Bir şey beni çok korkuttu,” dedi, kapının kolunu tutan eli titriyordu.
Bir süre küçük kızı izledi. Sonra gülümsedi ve kollarını açtı. Çocuk başta tereddüt etti ama ağır adımlarla İlyara’ya yaklaşmaya başladı.
İlyara’nın önünde durdu. Başını öne eğdi. İlyara onu kendine çekti ve sarıldı.
İlyara kızın başını okşayarak:
“Geçti, her şey yolunda,” dedi. Tutuşunu sıkılaştırdı. Sanki bu sarılmaya kendinin daha çok ihtiyacı varmış gibi.
Çocuğun bedeni gevşedi. Nefesi düzene girdi. Bir süre öyle kaldılar.
“Mira! Burada mısın kızım?”
İçeriye kızın annesi girmişti.
Demek adı Mira’ydı.
Mira sarılmayı bozarak annesine doğru yürüdü.
“Anne çok korktum,” burnunu çekmeye başlamıştı.
İlyara kendini kötü hissetti. Bir şey yapmamıştı ama garip bir şekilde bundan kendini sorumlu tutuyordu.
Kadın önce kızına baktı sonra İlyara’ya döndü.
“İyi uyudunuz mu- ” sözü yarıda kalmıştı.
Kadın odayı gözleriyle taradı. Sanki bir şey arıyormuş gibiydi.
Vücudu kasıldı.
“Aç olmalısınız,” dedi gözünü kaçırarak.
“Kahvaltı hazırlıyorum. İsterseniz önce duş alabilirsiniz,” dedi. Bu kez gözlerine bakıyordu. Ama sonra bakışlarını yine kaçırdı.
Dolaplardan birini açtı. İçini karıştırdı ve bir elbise çıkardı.
“Bunu giyersiniz. Hem üzerinizdekiler temizlenir,” dedi elindeki elbiseyi uzatarak.
İlyara elbiseyi aldı. Bir şey demek için ağzını açmıştı ki kadın, Mira ile odadan ayrılmıştı bile.
Bu da neydi şimdi?
İlyara bu düşüncede fazla oyalanmadı. Bir duşa ihtiyacı vardı.
Elbiseyi de yanına alarak odadan çıktı.
---
Çok rahatlamıştı. Bütün kasları gevşemişti. Aynada kendine baktı; yüzü iyice çökmüştü. Ama elbise çok güzel görünüyordu. Karanlık bir havası vardı. Kızıl gözlerini ortaya çıkarıyordu.
Bir dakika… kızıl mı?
İlyara telaşla tekrar aynaya baktı. Hiçbir şey yoktu; her zamanki koyuluktaydı. Artık neyin gerçek neyin sahte olduğundan emin olmamaya başlamıştı.
“Yemek hazır!” diye ses geldi içeriden.
İlyara derin nefes alıp verdi ve banyodan çıktı.
Mutfağa ulaştığında çoktan masada olduklarını gördü. Mira, annesi ve bir adam vardı.
“Gelin şöyle oturabilirsiniz-,” dedi kadın boş sandalyeyi göstererek.
“İlyara” dedi.
“Adım İlyara, her şey için teşekkürler,” dedi samimi bir gülümsemeyle.
Masanın baş köşesine oturdu. Sağ tarafında kadın, onun yanında da Mira oturuyordu. Bugün sessizdi.
Solunda ise bir adam oturuyordu. İlyara’nın varlığından rahatsız bir hali vardı. O oturunca yerinde kıpırdandı; adam.
“Bir şey değil,” dedi kadın gülümsemesine karşılık vererek.
“Adım Serra,” dedi.
“Bu da erkek kardeşim Alaz,” dedi karşısında oturan adamı göstererek.
Adam sadece başıyla onayladı ve yemeğe başladı.
Kahvaltı sakin bir şekilde geçiyordu. Fazla sessizdi.
“İlyara, senin için sorun değilse bir şeyi merak ediyorum,” dedi Serra.
İlyara yemeği bırakıp Serra’ya döndü.
“Senin alkan yeteneğin ne acaba?” diye sordu. Pür dikkat cevabı bekliyordu.
Masadaki herkes yemek yemeyi bıraktı.
Gözler bir anda İlyara’ya döndü.
İlyara gerildi. Çatalını masaya yavaşça bıraktı.
“Neyden bahsettiğini bilmiyorum,” diyebildi.
Adam alay edercesine sırıttı.
“Tabii ki bilmiyorsundur.” dedi adam. Tekrar yemeğine döndü.
“Alaz!” diye uyardı Serra.
“Onun kusuruna bakma,” dedi. “Ben ve Mira ateşi kontrol edebiliyoruz, bu bizim alkan yeteneğimiz,” dedi samimi bir şekilde.
“Benim öyle yeteneklerim yok,” dedi İlyara.
Adam gülmeye başladı. Serra ona hemen uyarıcı bakış attı.
“Ben yabancı bir yerden geldim buraya. Nasıl gelebildiğim hakkında en ufak bilgim yok,” dedi. Elini masanın altında birleştirdi.
Serra bir süre İlyara’yı inceledi.
“Sen kesinlikle bir alkansın,” dedi.
Sonra kaşlarını çattı.
“Ama yeteneğini anlayamadım. Bugün odana girdiğimde havada bir gariplik hissettim,” dedi sakince.
“Sonra yüzüne bakınca… gözlerinde tuhaf bir parıltı gördüm.” dedi. Bir cevap bekliyordu.
İlyara’nın eli titremeye başladı.
“Onu siz de mi gördünüz?” diye sordu şaşkınlıkla.
Kadın bir süre İlyara’ya baktı sonra başını önüne çevirdi.
“Anladım. Sen de bilmiyorsun. Ama bu çok tehlikeli,” dedi.
“Bunu bir an önce öğrenmen iyi olur,” dedi İlyara’ya bakarak.
İlyara kaşlarını çattı.
“Neden?” diye sordu.
Serra bir an durdu.
“Çünkü kontrol edemediğin bir Alkan gücü…” dedi.
“Sadece seni değil, etrafındaki herkesi de yakabilir.”
İlyara yutkundu.
Bölüm etkileşimi
