23. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His23.Bölüm: Vazgeçiş
Bölümler 44Şu an: 23.Bölüm: Vazgeçiş
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlyara
“Taren’imi sen öldürdün!”
Bu sözler İlyara’nın zihninde durmadan yankılanıyordu. Gerçekten herkes onun yüzünden mi ölmüştü? Annesi, babası, Taren… Bu düşünce göğsüne ağır bir taş gibi oturdu.
Veyra’nın sözlerini henüz sindirememişken, kadının bir anda üzerine atıldığını gördü. İlyara refleksle kaslarını gerdi ve kendini yaklaşan darbeye hazırladı.
Eğer gerçekten onun yüzünden ölmüşlerse, yaptıkları fedakârlığın boşa gitmesine izin veremezdi.
Arın’ın onlara doğru atıldığını gördü, fakat artık çok geçti. Veyra bir anda İlyara’nın üzerine atıldı. İkisi birlikte sert mermer zemine düştü ve birkaç kez yuvarlandılar. Salonun dört bir yanını saran Morhenalar, gözlerinin önünde yaşananlara rağmen yerlerinden kıpırdayamadılar; yalnızca kılıçları ellerinde olanları izlediler.
Veyra kısa sürede üstünlüğü ele geçirdi. İlyara’nın üzerine çıktı ve onun savunmasız kaldığı bir anı yakalayarak sert bir tokat indirdi.
“Hepsi senin suçun!” diye haykırdı.
Bu sözler İlyara’nın içinde bir yankı uyandırdı. Belki de Veyra haklıydı. Yaşanan her şeyin sorumlusu gerçekten kendisiydi. Veyra’yı sevdiği adamdan koparmış, hatta kendi anne ve babasını da ayırmıştı.
Gözlerinden birkaç damla yaş süzülürken Arın’ın Veyra’yı üzerinden çekip almaya çalıştığını gördü. Morhenalar… gerçekten Veyra’ya karşı gelebilirler miydi? Hem de onun için?
Bu düşünce, içinde kopan fırtınaya rağmen dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluşturdu.
Bu neredeyse inanılması güç bir şeydi.
“Bırak beni,” dedi Veyra öfkeyle.
Bu sözler Arın üzerinde görünmez bir emir gibi etkili oldu. Bir anda hareketi kesildi; Veyra’yı tutan elleri gevşedi ve yavaşça yanlarına düştü. Artık hiçbir şey yapmadan oldukları yerde duruyor, yalnızca onları izliyordu. Gözleri İlyara’ya sabitlenmişti. Çenesindeki kaslar belirginleşmiş, eli yumruk hâline gelmişti; parmakları öylesine sıkılmıştı ki eklemleri beyazlamıştı.
İlyara, Arın’ın gösterdiği bu çabayı derinden hissetti. Bugüne kadar onu defalarca korumuş, en zor anlarında yanında olmuştu. Fakat bu kez karşısındaki kişi Veyra’ydı ve Arın’ın gücünün de iradesinin de bir sınırı vardı.
Oysa bu kez buraya Arın’ı kurtarmak için gelmişti.
Ama Veyra’ya zarar veremezdi.
Çünkü Veyra’ya olacak herhangi bir şeyin Arın’ı da etkileyeceğini biliyordu. Aralarındaki bağın ne kadar derin olduğunu anlamıştı. Veyra düşerse, Arın da onunla birlikte zarar görecekti.
Ve İlyara, onu kaybetmeyi göze alamazdı.
Gözlerini Arın’dan ayırıp yeniden Veyra’ya çevirdi. Veyra kendini bütünüyle öfkesine kaptırmıştı. Yumrukları artık hedefini bile gözetmiyor, İlyara’ya gelişigüzel vuruyor; her darbenin arasında ona lanetler yağdırıyordu. Oysa o bir şifacıydı. Elleri yıkmak için değil, iyileştirmek için vardı. Sahip olduğu güç yaşam vermeye yönelikti.
Şimdi ise duygusuz ölülerin arasında yapayalnız kalmıştı.
Ve bütün bunların sebebi, yalnızca İlyara’nın dünyaya gelmiş olmasıydı.
İlyara derin bir nefes aldı. Üzerine oturmuş olan Veyra’nın dengesini bozmak için bacaklarını aniden yukarı kaldırdı. Beklemediği bu hareket karşısında Veyra sendeledi ve öne doğru savruldu. Bir sonraki anda yüzleri neredeyse birbirine değecek kadar yaklaşmıştı.
Veyra artık susmuştu.
İlyara’nın gözlerinin içine bakıyordu.
Ne yapmaya çalıştığını fark ettiği anda gözbebekleri büyüdü. Yüzündeki öfke yerini ani bir paniğe bıraktı. Geri çekilmeye çalıştı, ancak İlyara buna izin vermedi.
Bacaklarını Veyra’nın beline dolayarak onu sabitledi. Ardından iki elini Veyra’nın yüzüne götürdü, başını avuçlarının arasına aldı ve bakışlarını kaçırmasına engel olacak şekilde onu doğrudan gözlerine bakmaya zorladı.
“Özür dilerim,” diye fısıldadı İlyara.
Bu sözler dudaklarından dökülür dökülmez, sırtının altındaki zeminin yavaşça kaymaya başladığını hissetti. Mermerin sertliği bir anda belirsizleşti. Salonun duvarları bulanıklaştı, ışıklar birbirine karıştı ve etraflarındaki her şey soluk bir sisin içinde erimeye başladı. Birkaç kalp atışı sonra ne sütunlar kaldı ne de onları çevreleyen Morhenalar.
İlyara bir kez daha Veyra’nın zihnine girmişti.
Anıların arasında ilerlerken, Veyra’nın zihninde en güçlü şekilde yankılanan duygulara yöneldi. Üzüntüye… öfkeye… yıllardır bastırılmış, kabuk bağlamış ama hiçbir zaman gerçekten iyileşmemiş acıya.
Onları hissettiği anda tereddüt etmedi.
Yavaşça kendine çekmeye başladı.
Taren’in ölümünün açtığı yara, İlyara’ya duyduğu öfke, bilerek yapmamış olsa da onun varlığıyla ilişkilendirdiği bütün kayıplar… Veyra’nın içinde birikmiş ne varsa, hepsi dalga dalga İlyara’ya akıyordu.
İlk başta yalnızca göğsünde bir ağırlık hissetti.
Sonra o ağırlık bir anda büyüdü.
Sanki başka birinin kalbi kendi göğsünde atmaya başlamıştı. Yas, öfke ve çaresizlik aynı anda içine doldu; o kadar yoğun, o kadar yakıcıydı ki bedeninin bunu taşıması imkânsızmış gibi geldi.
Dudaklarından acılı bir inilti döküldü.
Bir sonraki anda çığlık atıyordu.
Zihinsel bağ aniden koptu.
İlyara kendini tekrar salonda buldu. Mermer zeminin sertliği sırtına geri dönerken, anılardan kopup çıkmanın sarsıntısı bütün bedenini titretti. Hâlâ bağırıyordu. Tam karşısında Veyra da ona doğru haykırıyordu; öfkesi ve acısı yüzüne bütün çıplaklığıyla yansımıştı.
Fakat bu kez farklı olacaktı.
İçine çektiği duyguları etrafa yaymayacaktı.
Elna’nın ona verdiği eğitim tam da bunun içindi. Başkalarından aldığı duyguları kontrol etmeyi, onları kendi içinde tutmayı öğrenmişti. Eğer bu öfke ve acı çevreye taşarsa, salondaki Morhenalar da bundan etkilenebilirdi. Bunun nasıl sonuçlanacağını düşünmek bile istemiyordu.
Kalbi göğüs kafesine çılgınca vuruyordu. Nefes almak her geçen saniye biraz daha zorlaşıyordu. Göğsü sanki içeriden parçalanıyormuş gibi yanıyordu.
Ama hiçbirini dışarı bırakmadı.
Hepsini içine hapsetti.
İlyara acı içinde bağırmaya devam ederken Veyra’nın sesi bir anda kesildi.
Gözleri şaşkınlıkla büyümüş, yüzündeki öfke yerini inanamayan bir ifadeye bırakmıştı. İlyara’nın tutuşundan kurtulmaya çalıştı, ancak İlyara’nın elleri beklediğinden çok daha güçlüydü.
Çabası sonuçsuz kalınca hareket etmeyi bıraktı.
Ve başka seçeneği olmadığı için, gözlerinin önünde çığlık atan genç kadını sessizce izlemeye devam etti.
İlyara’nın çığlığı bir anda kesildi.
Salon, sanki herkes aynı anda nefesini tutmuş gibi derin bir sessizliğe gömüldü. Az önce öfkeyle çırpınan Veyra bile kıpırdamadan duruyor, gözlerini ondan ayırmadan bekliyordu.
İlyara, gözlerinden süzülen yaşların arasından ona baktı. Dudakları birkaç kez aralandı. Bir şey söylemek istedi. Ama boğazındaki yanma buna izin vermedi. Konuşmaya çalıştıkça acı daha da arttı.
Sonunda vazgeçti.
Zaten ne söyleyebilirdi ki?
Parmakları yavaşça gevşedi ve Veyra’yı bıraktı. Daha İlyara’nın elleri tamamen çözülmeden İki Numara öne atıldı. Veyra’yı dikkatle onun üzerinden çekip aldı ve birkaç adım geriye götürdü.
Bununla birlikte etraflarını saran Morhenalar da harekete geçti. Ellerinde tuttukları kılıçlar aynı anda öne uzandı ve onlarca keskin uç bir anda İlyara’ya doğrultuldu. Salonun sessizliğinde değişen tek şey, zırhların hafifçe sürtünmesinden yükselen metalik sesti.
İlyara olduğu yerde, mermer zeminin üzerinde hareketsiz yatıyordu. Göğsü hızla inip kalkıyor, her nefes boğazındaki yanmayı biraz daha belirginleştiriyordu.
Göz ucuyla Arın’a baktı.
Kaşları çatılmıştı.
Bu, onun yüzünde hâlâ görmeye alışamadığı ifadelerden biriydi.
Dudaklarının kenarında yorgun, belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Başını yeniden geriye yasladı ve tavana baktı. Yüksek tavanın taş işlemeleri gözlerinin önünde hafifçe bulanıklaştı. Birkaç saniye sonra göz kapakları ağırlaştı ve onları yavaşça kapattı.
Artık huzur içinde ölebilirdi.
Zaten yapabileceği başka bir şey de kalmamıştı.
Burada ölse…
Onu kim arayacaktı ki?
“Durun,” dedi Veyra.
Onun sesi, salondaki ağır sessizliği keserken İlyara gözlerini yeniden açtı. Görüşü hâlâ bulanıktı, ancak Arın’ın Morhenaları kendisinden uzak tutmak istercesine arkalarından çektiğini seçebildi. Veyra’nın tek bir sözüyle hepsi oldukları yerde durdu.
“Bırakın gitsin.”
Bu emirle birlikte İlyara’ya doğrultulmuş kılıçlar aynı anda geri çekildi.
İlyara ne olduğunu tam olarak kavrayamadan yavaşça doğruldu. İçine çektiği duyguların ağırlığı bedeninden henüz çıkmamıştı; elleri, bacakları ve hatta nefesi bile hâlâ kontrolsüzce titriyordu. Birkaç saniye boyunca olduğu yerde oturarak soluklarını düzenlemeye çalıştı.
Arın sessizce arkasına geçti ve onu koltuk altlarından kavrayarak ayağa kaldırdı. Tenine değen soğuk eller, göğsünde hâlâ yanmakta olan acının üzerine serin bir su gibi yayıldı. İlyara farkında olmadan ona doğru yaslandı ve gözlerini yeniden kapattı.
Tam o sırada, Arın’ın göğsünde kısa ve zayıf bir titreşim hissetti.
Bir kalp atışı.
İlyara gözlerini şaşkınlıkla açtı, fakat hiçbir şey söylemedi. Hissettiği şey yalnızca tek bir vuruştu; o kadar kısa sürmüştü ki, bunu gerçekten yaşayıp yaşamadığından bile emin olamadı.
Çünkü ölülerin kalbi atmazdı.
Başını kaldırdığında Veyra’nın kendisini temkinli bir ifadeyle izlediğini gördü. Arın’dan yavaşça ayrıldı ve ona doğru yürümeye başladı.
Her adımında Morhenalar, Veyra’nın önüne geçiyor, onu korumak istercesine aralarına giriyordu.
“V…”
Boğazındaki acı sözcüğü yarıda bıraktı. Yutkundu, boğazını temizledi ve yeniden konuşmayı denedi.
“Veyra.”
Sesi öylesine kısıktı ki, duyulup duyulmadığından emin değildi.
Yine de Morhenalar ağır ağır geri çekildi.
Veyra yerde oturuyordu; sırtını İki Numara’ya yaslamıştı. Yüzündeki sertlik ilk kez kırılmış, yerini yorgun ve savunmasız bir ifadeye bırakmıştı.
İlyara birkaç adım önünde durdu.
“Sebep olduğum acılarını senden aldım…”
Şiddetli bir öksürük cümlesini böldü. Bir süre nefesini toparlamaya çalıştıktan sonra devam etti.
“Artık gücünün esiri değilsin. Lütfen… eski şifacı hâline dön.”
Sesi titredi. Gözleri doldu.
“Elimden gelen tek şey buydu.”
Daha fazla beklemeden arkasını döndü ve Arın’a doğru yürüdü.
Arın, her zamanki gibi dimdik duruyordu. Eli kılıcının kabzasını öylesine sıkı kavramıştı ki parmak eklemleri belirginleşmişti.
İlyara tam karşısında durdu. Elini kaldırıp göğsünün üzerine, kalbinin bulunduğu yere koydu.
“Artık benden kurtuldun,” dedi yorgun ama içten bir gülümsemeyle. “Seni daha fazla takip etmeyeceğim.”
Boğazını temizledi; sesi neredeyse tamamen tükenmişti.
Arın onu dinlerken kılıcının kabzasını biraz daha sıkı kavradı.
İlyara elini yavaşça aşağı indirdi, parmaklarını Arın’ın kılıcı tutan elinin üzerine yerleştirdi ve ellerini nazikçe sıktı.
Bakışları bir anlığına birbirine kenetlendi.
“Hoşça kal.”
Bölüm etkileşimi
