32. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His32.Bölüm: Konsey Sofrası
Bölümler 44Şu an: 32.Bölüm: Konsey Sofrası
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime · Okuduğun bölüm
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlyara içeriye adım atar atmaz Elna'nın sesini duydu.
"Hoş geldin, İlyara."
Gerçekten de hoş mu gelmişti?
İlyara salona girdiğinde ilk fark ettiği şey, buranın da tamamen beyaz olmasıydı. Duvarlar, tavan, ayaklarının altındaki parlak mermerler... Hatta salonun ortasındaki uzun masa bile bembeyazdı.
Fakat masanın etrafındakiler siyah giyinmişti.
Dört kadın, masanın iki yanında karşılıklı oturuyordu. Masanın başında ise tek başına Elna vardı. O da diğerleri gibi siyah bir elbise giymişti. Ancak elbisesini süsleyen mor taş işlemeleri onu diğerlerinden ayırıyordu. Bütün ihtişamıyla İlyara'ya bakıyordu.
İlyara kısa bir an afalladı.
Yalnız yemeyecekler miydi?
"Siz giremezsiniz."
Muhafızın sesiyle İlyara kapıya döndü.
"Önümden çekil," dedi Arın.
Sesi her zamanki gibi duygusuzdu ama sertti. Eli yavaşça kılıcına giderken İlyara hemen önüne geçti ve bakışlarını Elna'ya çevirdi.
"Ah, İlyara'cığım," dedi Elna. "Veyra'nın kuklasının Konsey üyelerinin yanına daha fazla yaklaşmasına izin veremem."
İlyara itiraz etmek için ağzını açtı. Fakat Elna ona fırsat vermeden konuşmasını sürdürdü.
"Onu buraya kadar getirerek bile birkaç Konsey kuralını çiğnedim."
İlyara karşı çıkmak istedi ama söyleyecek bir şey bulamadı. Ne diyebilirdi ki? Kaldı ki, Elna'yı buna zorlayamazdı.
"Ben her zaman yanındayım," dedi Arın. "Onu dinlemek zorunda değilsin."
"Hah..."
Arkadan gelen hafif kahkahayla İlyara arkasını döndü.
"Affedersin," dedi Elna. Ağzını eliyle kapatmıştı ama gülümsemesini gizleyemiyordu. "Bir kukladan beklenmeyecek sözler."
Salondakiler sessizce Elna'yı izliyordu. Arın ise kapının dışında kaldığı için içeriyi tam göremiyordu.
"Öldükten sonra bile ağızları ne güzel laf yapıyor," diye devam etti Elna.
Arkasında duran beyaz zırhlı muhafız öne çıktı. Kortegin'di. Miğferi hâlâ başındaydı.
"Konsey Başkanı'nı duydun," dedi Kortegin. "Kurallara uymayacaksanız sizi içeri alamayız."
"Gidelim," dedi Arın ve İlyara'nın elini tuttu.
Fakat İlyara elini onun elinden yavaşça çekti.
"Neler olduğunu öğrenmeliyim," dedi. "Kaybedecek hiçbir şeyim yok."
Arın bir an sessizce ona baktı. Sonra dimdik durup elini göğsünün üzerine koydu.
"Ben varım."
İlyara kalbinin hızlandığını hissetti. Bakışları yumuşadı.
"Biliyorum," dedi usulca. "Ama burada kalmak istiyorum."
Tam o anda karnı guruldadı.
İlyara hafifçe geri çekildi.
"Hem açım," dedi gülümseyerek. Ardından arkasını döndü.
"Sizi misafir odasında beklesin," dedi muhafız.
"Neden?" diye sordu İlyara.
"Kuklaların kulakları keskindir," dedi Elna. "Sözlerimizi Veyra'ya taşımasına izin veremeyiz."
İlyara'nın içine sinmese de Elna haklıydı. Arın ona ne kadar yakın davranırsa davransın, hâlâ Veyra'ya bağlıydı.
"Beni odamda bekler misin?" diye sordu İlyara.
Arın kaşlarını çattı.
"İsteğin bu mu?"
İlyara bir süre Arın'ın gözlerine baktı. Soluk gri gözleri artık eskisi kadar mat görünmüyordu.
Bu bir değişim miydi?
Hayır...
Bunun şimdi bir önemi yoktu.
İlyara bakışlarını kaçırıp arkasını döndü.
"Evet."
Kapı kapanınca İlyara yemek masasına doğru ilerledi.
Masaya yaklaştığında Elna sandalyesinden kalkıp ona sarıldı. İlyara bu ani temasla istemsizce gerildi.
Onu özlememiş miydi?
Ayrıca yalnızca birkaç haftadır tanıdığı birini neden bu kadar önemsiyordu?
"İyi olduğuna çok sevindim," dedi Elna.
"Ben de," diye karşılık verdi İlyara sessizce.
Elna koluna girerek onu masanın başına götürdü. Sağ tarafında oturan Konsey üyesinin arkasında durdu.
"Neden orada oturuyorsun?" diye sordu. Sesi, İlyara'nın daha önce hiç duymadığı kadar soğuktu.
Kadın hızla ayağa kalkıp arkasını döndü.
"Burası her zamanki yerim," dedi. Gözleri donuktu. Yüzünde en ufak bir ifade bile yoktu.
Hiç tepki göstermeyecek miydi?
"Artık değil."
Elna elini hafifçe sallayarak gitmesini işaret etti.
Kadın tek kelime etmedi. Başını eğip boş bir sandalyeye geçti.
"Lütfen yerinize oturun," dedi İlyara.
Kadın ona bakmadı bile.
"Her zamanki gibi çok düşüncelisin.”
Elna bu sözleriyle yeniden yerine oturdu.
"Gel," dedi, az önce boşalttığı sandalyeyi göstererek. "Yemek daha fazla soğumasın."
İlyara birkaç saniye önce yerinden kaldırılan kadına bakmayı sürdürdü.
Yanındaki sandalyenin hareket ettiğini duyunca irkildi.
"Buyurun."
Kortegin sandalyeyi onun için çekmişti.
"Lütfen oturun."
İlyara sessizce yerine otururken Elna masadakilere seslendi.
"Afiyet olsun," dedi ve yemeğine başladı.
Diğerleri de onu takip edince İlyara önündeki masayı inceledi. Böyle zengin bir sofrada daha önce oturduğunu hatırlamıyordu. Önünde birkaç çeşit yemek vardı. Uzun zamandır yemediği sığır eti bile masadaydı. İştahının kabardığını hissederken gözleri masanın ortasına yerleştirilmiş beyaz bir vazoya takıldı. Fakat içindeki çiçekler mordu.
Mor menekşeler...
İlyara, elindeki gümüş çatalı ne kadar sıkı kavradığını ancak o an fark etti. Nefesi hızlandı. Bir anda gözlerinin önüne kana bulanmış mor menekşeler geldi.
"Bu gerçek değil," diye mırıldandı, kendini sakinleştirmeye çalışarak.
"Ne gerçek değil?" diye sordu Elna ve ağzına bir lokma attı. "Bunların hepsi gerçek."
Elna'nın sesiyle gözlerinin önündeki kanlı menekşeler bir anda kayboldu.
"Neyden bahsediyorsun?" diye sordu İlyara. Sesindeki şaşkınlığı gizleyememişti.
Elna lokmasını yuttuktan sonra eliyle sofrayı işaret etti.
"Yemeklerden," dedi. "Yoksa beğenmedin mi?"
İlyara elini hayır anlamında salladı.
"Her şey çok güzel görünüyor," dedi. Kısa bir an duraksadı. "Sadece... beni neden buraya çağırdın?"
Elna bu soruyu duyunca İlyara'ya bir süre ifadesizce baktı.
"Önce yemeğini ye," dedi Elna. "Sonra konuşuruz."
Ardından yemeğini yemeye devam etti. İlyara da onu takip ederek sessizce önündeki yemeğe yöneldi.
Yemek sessizlik içinde sona erdiğinde İlyara, karnını uzun zamandır ilk kez bu kadar doyurduğunu fark etti. Belki çökmüş yüzü de biraz olsun toparlanırdı. Beyaz mendille ağzını sildikten sonra arkasına yaslandı.
"Doydun mu, gölgem?"
İlyara bu hitap karşısında kaşlarını çattı.
"Anlamadım."
Elna da dudaklarını mendiliyle sildikten sonra geriye yaslandı. Ardından masadaki diğer kadınlar da aynı hareketi neredeyse eşzamanlı olarak tekrarladı.
İlyara huzursuzca sandalyesinde kıpırdandı.
“Kadim'in gölgesi.”
İlyara'nın omuzları düştü. Başını önüne eğdi.
“Sen de mi...” dedi. “...sen de mi beni öyle görüyorsun?”
“Hayır.”
İlyara başını kaldırıp Elna'ya baktı.
“Öyleyse neden bana öyle seslendin?” dedi. Ardından Elna’ya doğru eğilip sesini alçalttı. “Hem sende de aynı güç yok mu?”
Elna da ona doğru eğildi.
“Evet,” dedi gülümseyerek. “İkimizden başka kimsede yok.”
Nasıl?
“Annenin de aynı güce sahip olduğunu söylemiştin,” dedi İlyara.
"Annem uzun zaman önce öldü," dedi Elna ve yeniden dik oturdu.
İlyara'nın gözleri şaşkınlıkla büyüdü. Elna'nın yüzünü dikkatle inceledi. Yalan söylediğine dair en ufak bir duygu hissedemedi. Belki de bunu anlamasını engelliyordu.
“Peki, o kasabadaki yaşlı kadın kimdi?”
“Hangi kadın?” diye sordu Elna.
“Yardım ettiğim yaşlı kadın,” dedi İlyara. “Annen olduğunu ve onun sayesinde benden haberin olduğunu söylemiştin.”
“Evet, demiştim,” dedi Elna ve geriye yaslandı. Sonra gözlerini İlyara'nın gözlerinden ayırmadan konuştu.
“O bendim.”
Bölüm etkileşimi
