29. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His29.Bölüm: Ölü Kalp
Bölümler 44Şu an: 29.Bölüm: Ölü Kalp
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Senin suçun değil.”
Peki kimin suçuydu?
Daha da önemlisi, Arın nasıl böyle bir şey söyleyebilmişti? Belki de Veyra’nın duygularından etkilenmişti. Başka nasıl açıklayabilirdi ki?
İlyara, Arın’ın bu sözlerine cevap vermeden banyoya gidip bir bez aldı ve yatağın yanındaki siyah kanı sessizce temizlemeye başladı. Arın da bir şey söylemeden evin kırılan camını bez parçalarıyla kapatmaya çalışıyordu.
Akşam olduğunda İlyara arka bahçeye çıkıp birkaç sebze toplamaya başlamıştı. Tam o sırada yanağının kenarından hızla bir şey geçti ve ilerideki ağaca saplandı.
Korkuyla arkasına döndüğünde karşısında Arın’ı gördü.
“Yemekte biraz da protein olmalı,” diyerek ağaca doğru yürüdü.
“Bu da nereden çıktı?”
İlyara sesindeki şaşkınlığı saklayamadı ve topladığı sebzeleri kollarına alarak doğruldu.
Arın ağaca vardığında tavşana saplanmış hançerini tek hamlede çekip aldı. Tavşanı kulaklarından tutarak İlyara’ya gösterdi.
“Veyra proteinin çok önemli olduğunu söylerdi.”
Neden hep Veyra’dan bahsedip duruyordu?
“Çok çelimsizsin.”
Arın’ın bu sözleri karşısında İlyara’nın ağzı açık kaldı.
“Ben mi?” diyerek kendini gösterdi.
Arın bir elinde tavşan, diğer elinde kanlı hançerini tutarak İlyara’nın tam önünde durdu.
İlyara geri adım atmak istedi fakat gururu buna izin vermedi.
“Evet,” dedi ve başını yana eğip İlyara’yı baştan aşağı süzdü.
İlyara başını çevirerek o dikkatli bakışlardan kaçınmaya çalıştı.
“Şu hâline baksana,” diyerek tavşanı hançerli eline aldı.
“İlk karşılaştığımızda yanağını sıkabiliyordum,” dedi ve eliyle yanağını sıkmaya çalıştı.
İlyara kaşlarını çatarak Arın’ın bu hareketini görmezden geldi.
“Benim yanağımı mı sıktın?” diyerek Arın’a baktı. “Ne zaman?”
“Kâbus gördüğün o gece.”
Arın bunu söylerken bedeni hafifçe gerildi ve arkasını dönüp eve doğru yürümeye başladı.
Bu da neydi şimdi?
O gece ne görmüştü ki?
İlyara başını sallayarak bu düşünceleri zihninden uzaklaştırmaya çalıştı.
“Bunların bir önemi yok, İlyara,” diye mırıldandı kendi kendine.
Ardından Arın’ı takip ederek içeri girdi.
İlyara bıçağı eline alıp tavşanın derisini yüzmek için yaklaştığında, ölü tavşanla göz göze geldi. Gözler onu kendine çekerken etrafın karardığını hissetti. Zemin bir anda ayaklarının altından kayıp gitti.
Artık mutfakta değildi; her yerde mor menekşeler uzanıyordu.
Buraya daha önce de gelmişti.
Ardından burnuna ağır bir kan kokusu dolmaya başladı.
“Bu gerçek değil,” diye mırıldandığı sırada omzunda bir el hissetti ve çığlık atarak çırpındı.
“İlyara, kendine gel.”
Arın’ın sesiyle birlikte başını hızla çevirdi.
Arın elindeki bıçağı yavaşça alırken diğer koluyla onu kendine çekip sarıldı.
“Sakin ol. Ben yanındayım,” dedi, sırtını yavaşça sıvazlayarak. “Bir şey yok.”
İlyara, Arın’ın kollarında ağlayarak yere doğru çökmeye başladı. Arın da onunla birlikte çömelip İlyara’yı kendine biraz daha yaklaştırdı.
“Neden?”
İlyara’dan dökülen bu cılız ses üzerine Arın başını okşamaya başladı.
“Bana aktar.”
“Neden bunlar peşimi bırakmıyor?” diyerek Arın’ın göğsüne hafifçe vurdu. “Neden?”
Arın, İlyara’nın yüzünü avuçlarının arasına alıp başını kaldırdı.
“Kim peşini bırakmıyor?” diye sordu.
Kaşları çatılmıştı. Sanki cevabı İlyara’nın gözlerinde arıyordu.
“Ha... hahaha.”
İlyara, Arın’ın bu tuhaf endişeli hâline dayanamayıp gülmeye başladı.
“Neden gülüyorsun?” diye sorarken onu hafifçe sarstı.
Fakat İlyara gülmeye devam ediyordu.
Arın sorusuna cevap alamayınca onu yeniden kollarının arasına çekip başını göğsüne yasladı.
İlyara sakinleşmeye başlamıştı. Burnunu çekerek derin bir nefes aldı. Tam konuşacakken Arın’ın göğsünde hissettiği hareketle durdu.
“İyiyim—”
Sözünü tamamlayamadı.
Daha iyi duyabilmek için Arın’a biraz daha sokuldu.
Güm.
Bu düşündüğü şey miydi?
Güm.
Bir tane daha.
Güm. Güm. Güm...
Ölü olması gereken kalp düzenli bir ahenkle atıyordu.
İlyara elini kaldırıp o kalbi hissedebilmek istercesine üniformanın üzerinde gezdirdi ve derin bir nefes aldı.
Bu huzur vericiydi.
Nefesi yavaş yavaş sakinleşirken kalbin ritminin de yavaşladığını hissetti.
Bir süre sonra gözleri ağırlaştı.
Birkaç kez kırptıysa da sonunda tamamen kapandı.
---
Arın (Üniformalı)
Arın kucağında ona yaslanıp uyuyan İlyara’ya baktı ve bir süre kıpırdamadan onu izledi.
Bu beden tuhaflıklarına devam ediyordu. Ölü kalbi, İlyara’nın altında sanki bir kelebek gibi çırpınıyordu.
Bunun sebebi kader eşi meselesi miydi, yoksa bağ anlaşmasının bir sonucu muydu, emin olamıyordu.
Düşünceleri zihninde dolaşırken farkında olmadan İlyara’nın siyah ipeksi saçlarını okşadığını fark etti. Bunun üzerine elini kaldırıp avucuna baktı.
Neden böyle bir şey yapıyordu?
Saçlarını okşamasının mantıklı bir açıklaması yoktu ama işe yaradığı da inkâr edilemezdi. İlyara’ya her dokunduğunda gergin bedeninin biraz daha gevşediğini, nefesinin düzene girdiğini ve yüzündeki o huzursuz ifadenin yavaş yavaş kaybolduğunu görüyordu.
Bu duygular düşündüğünden çok daha fazla zarar vermiş olmalıydı ona.
Bakışları elindeki bağ işaretine kaydı. Parmağını yavaşça üzerinden geçirdi.
Parmağını bağ işaretinin üzerinde gezdirdi. Bu çürümüş bedende hâlâ varlığını sürdürebiliyor olması son derece tuhaftı.
Hâlâ bir Morhena mıydı, yoksa bir Yadkan mı?
Bu düşünceye neredeyse gülecekti ki kaşlarını çattı. Bu sorunun cevabını bilmiyordu fakat emin olduğu bir şey vardı; o da bedeninin değişiyor olduğuydu.
Bakışlarını yeniden kollarında uyuyan İlyara'ya çevirdiğinde yüzüne düşen bir tutam saçı kulağının arkasına iliştirdi. Kirpikleri uzundu. Hafif kıvrılıyordu. Teni ise neredeyse onunki kadar beyazdı; bu durum hiç iyi görünmüyordu. Kendini bu rahatsız edici kulübeye hapsetmiş olmalıydı.
Onu buradan çıkarması gerekiyordu ama nereye götürebileceğini bilmiyordu. Veyra'ya gitmek iyi bir fikir değildi. Öte yandan burada da kalamazlardı. Çocuklar olanları ailelerine çoktan anlatmış olmalıydı.
Onu sırtlayıp buradan kaçırmalı mıydı?
Bu kötü bir fikirdi.
İlyara bundan hoşlanmazdı.
İlyara'nın kollarında kıpırdanmasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Onu dikkatlice kollarına alıp ayağa kalktı. İlyara bu hareketler sırasında uyanmadı. Omzuna yaslanmış hâlde uyurken huzurlu görünüyordu.
Salonun ortasındaki tahta yatağın yanına geldiğinde İlyara'yı tek koluyla tutarak örtüyü kaldırdı. Ardından onu yavaşça yatağa yatırıp üzerini örttü.
Tam ayrılacakken İlyara eliyle yakasını tuttu.
“Ne oldu İlyara?”
Arın ona baktığında gözlerinin kapalı olduğunu fark etti. Uyanmamıştı; hâlâ uyuyordu.
Onu uyandırmamaya çalışarak parmaklarını yavaşça yakasından ayırmaya çalıştı. Teni yumuşacıktı.
İpeksi...
Bu düşünceye bir anlam veremeyerek yakasını İlyara'nın elinden kurtardı.
Bunu düşünen gerçekten kendisi miydi?
Tam o sırada pencerenin önünde bir gölge fark etti.
İlyara'yı bırakıp pencereye doğru yürüdü. Ceketinin içinden hançerini çıkarırken diğer eliyle kapıyı yavaşça araladı.
Kimse görünmüyordu.
Bunun üzerine dışarı çıktı ve gölgeyi gördüğünü sandığı pencerenin önünde durdu.
İçini açıklayamadığı bir huzursuzluk kapladı. Burada birinin varlığını hissettiğinden emindi; gölgeyi görmüştü.
Birkaç dakika boyunca evin etrafında dolaşıp kim olduğunu aradıysa da kimseyi bulamadı. Daha fazla uzaklaşamazdı çünkü İlyara içeride savunmasız hâlde uyuyordu.
Son bir kez etrafı gözden geçirip içeri girdi. Ardından tezgâhın üzerindeki tavşanın derisini yüzerek eti soğuk dolaba yerleştirdi. Bu dolap, içine yerleştirilen büyülü bir taş sayesinde çalışıyor ve yiyecekleri uzun süre bozulmadan koruyabiliyordu. Böyle bir taşı burada bulmayı beklemezdi.
Soğuk dolabının içine uzanıp taşı çıkardı. Avucunda duran taş masmavi parlıyordu.
Bu evin sahibi kimdi ve İlyara'ya neden yardım ediyordu?
Parmaklarını taşın etrafında sıkarak bir süre düşündü, ardından taşı yerine bırakıp doğruldu.
Yarın kesinlikle buradan gideceklerdi.
Bir süre pencerenin önünde oturup dışarıyı izledi. Sessizlik kulübeyi tamamen doldurmuştu ki yatağın olduğu taraftan bir ses duydu.
“Hayır.”
Başını çevirip İlyara'ya baktı.
“Özür dilerim.”
Uykusunda sayıklıyordu.
“Böyle olsun istemedim.”
Arın sandalyeden kalkıp yatağın yanına geldi. İlyara'nın kaşları çatılmıştı; bedeninin etrafında siyah dumanlar yavaş yavaş toplanmaya başlıyordu.
“Onu veremem.”
Arın elini uzattığı sırada İlyara bir kez daha sayıkladı.
“O benim.”
Bölüm etkileşimi
