10. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His10.Bölüm: Çalınan Kalp
Bölümler 44Şu an: 10.Bölüm: Çalınan Kalp
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Köprüdeki insanlar hareketlenmişti. Akşam neredeyse çökmüştü ama bu sefer hava daha sakindi. Çünkü bariyer sonunda düzeltilmişti. Bu durum insanların yüzlerinde açıkça görülen bir rahatlama yaratmıştı.
Bir anda mavi bir ışık İlyara’nın dikkatini çekti. Işık yerden göğe kadar yükseldi ve birkaç saniye sonra aniden kayboldu.
Sanırım bariyer yeniden aktifleşti, diye düşündü.
Dikkatini tekrar köprüdeki adama verdi. Ona yaklaştıkça elleri titriyordu.
“Sakin ol,” diye fısıldadı kendi kendine. “Sadece bir deneme… Gerçek olacak değil.”
Titreyen ellerini arkasında kavuşturdu.
Tam o anda bir şey oldu.
Adamı hissetti.
Üzüntü.
Yoğun ve ezici bir duygu göğsüne çöktü. Sanki göğsünün içinde ağır bir kapı aralanmış ve içeri buz gibi bir boşluk dolmuştu.
Bu sadece empati, dedi kendine. İnsanlar üzgün olur. Bu normal.
Bunu kontrol edebilirdi.
Bilmek için…
Test etmek için…
Yavaşça adama yaklaştı.
Adam başını kaldırmadı.
“Ş-şey… affedersiniz,” dedi İlyara. Sesi beklediğinden daha kısık çıkmıştı. Boğazını temizledi. “Affedersiniz, iyi misiniz?”
Bu sefer daha kendinden emindi.
Ama adam ona bakmadı bile. Sanki düşüncelerinin içinde kaybolmuştu.
İlyara tekrar boğazını temizledi.
“Affedersiniz!”
Bu sefer sesi köprüde yankılandı. Köprüden geçen birkaç kişi dönüp ona baktı.
İlyara utanarak başını eğdi. Sonra tekrar adama baktı.
Hiçbir şey değişmemişti. Adam hâlâ başını kaldırmıyordu. Sanki onu hiç duymamış gibiydi.
Bu onu sinirlendirdi. Görmezden gelinmeye dayanamıyordu. Kararlı bir şekilde elini uzattı.
“Affedersiniz—”
Parmakları adamın koluna değdiği anda dünya kaydı.
Bir anda kendini soğuk bir odanın içinde buldu.
Etraf karanlıktı. Havada nem kokusu vardı.
Karşısında küçük bir çocuk oturuyordu. Dizlerini karnına çekmişti. İnce omuzları titriyordu.
Açtı.
Adamın elleri boştu. Masada hiçbir şey yoktu.
Çocuk başını kaldırdı.
“Baba…” diye fısıldadı.
Ses zayıftı.
Adam cevap veremedi. Çünkü verecek hiçbir şeyi yoktu.
Bu çocuk adamın sahip olduğu tek şeydi.
Yaşamak için kalan tek neden.
İlyara bunun nasıl mümkün olduğunu bilmiyordu ama bunun doğru olduğunu hissediyordu.
Bir anda görüntü parçalandı.
İlyara geriye doğru sendeledi. Nefesi kesilmişti. Ama duygu gitmemişti.
Aksine, içindeydi.
Açlık.
Yetersizlik.
Utanç.
Ve hepsinden ağır olan o saf sevgi…
İlyara hayatında böyle bir sevgi hissetmemişti. Duygunun ağırlığı göğsüne yerleşti. İçinden geçen düşünceyi fark ettiğinde kendisi bile irkildi.
O duyguyu biraz daha hissetmek istiyordu.
Adam ağır hareketlerle doğruldu. Soğuk demir korkuluğun üzerinde ayakta duruyordu. Köprüdeki insanlar durdu. Herkes nefesini tutmuş, onu izliyordu.
İlyara’nın parmakları titredi.
Bir şey eksilmiş gibiydi.
Adamın gözleri boşluğa baktı. Az önce orada olan üzüntü yok olmuştu.
Hiçbir şey kalmamıştı.
İlyara adamın korkuluğun üzerinde doğrulduğunu fark edince kalbi duracak gibi oldu.
“Dur—”
Kelime dudaklarında öldü.
Adam bir an tereddüt etmeden kendini boşluğa bıraktı.
Bir an havada asılı kaldı. Sonra karanlık su onu yuttu.
Her şey sustu.
İlyara korkuluğa koştu ve aşağıya baktı.
Sonra çığlığı geceyi yardı.
“Hayır!”
Gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Hayır! Geri gel!” diye bağırdı. “Atlayamazsın! Oğlun seni bekliyor!”
Sesi titriyordu.
“Sana geri vereceğim,” diye fısıldadı. “Duygularını sana geri vereceğim… o sevgiyi sana geri vereceğim.”
“E-evet…” Bir şey arar gibi başını sağ sola çevirdi. “Evet… evet geri vereceğim,” dedi fısıltıyla.
Ellerine baktı. Durmadan titriyordu. Bu eller buna sebep olmuştu.
Bu lanetli eller…
Göğsüne bir ağrı saplandı.
Yere çöktü.
İçinde biriken bütün duygular kontrolden çıktı. Adamın acısı, adamın sevgisi, adamın kaybı—hepsi onun içindeydi.
Ama sevgiyi bırakmadı.
Onu içinde tuttu.
Çünkü o sevgi… artık onundu.
“Ahh!”
İlyara acıyla bağırdı.
Köprüde insanlar toplanmaya başlamıştı. Ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Bir kadın aniden hıçkırmaya başladı. Başka biri ağlamaya başladı. Sonra biri daha bağırdı.
Ve bir anda köprüdeki herkes acıyla bağırıyordu.
Kadınlar.
Erkekler.
Yabancılar.
Hepsi. Aynı anda.
Sesler kasabayı dolduruyordu.
İlyara bağırmayı kesti. Ama insanlar susmamıştı. Bazıları yere çömelmiş, ağlıyordu. Diğerleri ise bağırmaya devam ediyordu.
Bütün bunlara ben mi sebep oldum, diye düşündü.
Bu bir lanet!
O adama ne yaptığını şimdi anlıyordu. Onu hayatta tutan tek şeyi almıştı.
Asıl canavar… kendisiydi.
Köprünün girişinde birini fark etti.
Bu kişi ne ağlıyor ne de bağırıyordu.
Gözyaşlarını elinin tersiyle sildi ve gözlerini kısıp baktı.
Bu oydu.
Üniformalı.
Bağrışan insanların arasında öylece duruyordu.
Eli kılıcının kabzasını kavramıştı.
Parmakları kabzayı öyle sıkıyordu ki eklem yerleri gerildi, derisi kızardı.
Önce bağıran insanlara baktı.
Sonra İlyara’ya.
İlyara ile göz göze gelince geri çekildi.
İçgüdüsel.
Sonra durdu. Bir süre öyle kaldılar. Ama bağrışmalar durmamıştı.
İlyara o anda, onu böyle görmesini istemediğini fark etti.
Elini yüzüne kaldırdı. Parmakları gözlerinin üzerine kapandı. Sanki kendini ondan saklayabilirse, yaptığının gerçekliği de saklanacakmış gibi.
Başını eğdi.
Ama göğsünün içindeki duygu hâlâ oradaydı.
Küçük çocuğun sesi.
Baba…
İlyara sesi susturmak istercesine başını iki yana salladı. Sonra kulaklarını elleriyle kapadı.
Başını daha da eğdi.
“Hayır,” cılız bir sesti.
Ayağa kalktı.
Ve koştu.
Ama içindeki o duygu… hâlâ oradaydı.
Sanki artık onun bir parçası olmuştu.
---
İlyara karanlık sokakta koşuyordu. Birkaç kez ayağı uzun elbisesine takıldı. O an üzerini değiştirmediğine pişman oldu. Ama o evde de kalamazdı.
Gerçi artık bunların hiçbir önemi yoktu.
O… bir katildi.
Gözlerinden yaşlar akmaya devam ediyordu.
Sokaktaki insanlar onu işaret ederek fısıldaşıyordu.
“Bu morhenanın koruduğu kız değil mi?”
İlyara bu sözlere kısa bir an güldü. Artık hem ağlıyor hem de gülüyordu.
Elbisesinin eteği yine ayağına takıldı.
Bu kez yere düştü.
Siyah elbisesi daha da koyulaşmıştı. Eteğini biraz sıyırdı. Dizi kanıyordu.
İyi, diye düşündü.
Yaşamamalıydı. Bu daha hiçbir şeydi.
Ayağa kalktı, üzerindeki tozu silkeledi ve başını kaldırdı.
Karşısında sabahki çiftliği gördü. Zavallı at hâlâ aynı yerde bağlıydı.
İlyara eteğinin ucunu kavradı ve baldırına kadar yırttı. Etrafa bakmadan doğrudan ata doğru koştu.
Neyse ki bütün ekipmanları yerindeydi.
Atın başını okşadı ve alnını onun alnına dayadı. Bir süre öyle kaldı.
“Hey!”
Bir ses bu kısa sakinliği bozdu.
Başını çevirdiğinde sabahki kızgın adamı gördü.
İlyara atı hızla çözdü ve üzerine atladı. Ama at ilk anda hareket etmedi.
İlyara eğilip atın boynuna sarıldı.
“Ne olur… gidelim buradan,” diye fısıldadı kulağına.
“Hırsız var!” diye bağırdı adam.
“Atımı çalıyorlar!”
Adam ona doğru koşuyordu.
At yerinden kıpırdamıyordu.
Adamın eli neredeyse üzengiye uzanmıştı.
Sonra at birden ileri atıldı. İlyara adamın elinden kıl payı kurtuldu.
Ama artık peşinde gri zırhlılar vardı.
Taşkanlar.
İlyara dörtnala ilerliyordu. Bir süre sonra evler arkasında kayboldu. Çıkışa çok yakındı.
Bariyere ulaşmak üzereydi.
Dışarıdaki tehlikeyi hiç umursamadı.
Ve bariyeri geçti.
Kasaba arkasında kaldı.
Bölüm etkileşimi
