25. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His25.Bölüm: Kalan Kişi
Bölümler 44Şu an: 25.Bölüm: Kalan Kişi
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlyara, Arın’ın kendisine uzattığı ele baktı. Onu tutarsa ne olacağını bilmiyordu. İçindeki duyguların bir kısmı zaten kendisine ait değildi. Üstelik Veyra ne yapacaktı? Buna gerçekten izin verir miydi?
“Bundan emin değilim,” dedi ve bakışlarını ondan kaçırdı.
Arın bir süre sessiz kaldı. Sonra yavaşça ayağa kalktı.
“İnsanların zarar görmesini mi istiyorsun?”
İlyara'nın omuzları gerildi. Bu soru, içinde günlerdir taşıdığı yükün üzerine bir taş daha eklemiş gibiydi. Sanki olanları umursamayan kendisiydi. Her gün bu duygularla boğuşan, hangisinin kendisine ait olduğunu anlamaya çalışan o değilmiş gibi.
Göğsünde biriken öfke hızla yükseldi.
“Sen ne anlarsın ki?” diye bağırarak ayağa kalktı. Sandalye arkasında devrilip yere düştü. “Duyguların bile yok!”
Ancak sözleri ağzından çıkar çıkmaz pişman oldu. Arın’a doğru birkaç adım attı. Arın ise yalnızca onu izliyordu. Dimdik duruyor, sanki bir emir bekliyormuş gibi kıpırdamadan bekliyordu.
“Öyle demek istemedim,” dedi ve bakışlarını kaçırarak ona sırtını döndü. “Her zaman yanımda olmayacaksın. Sonunda bu duyguların içinde tek başıma boğulacağım.”
Dudaklarının kenarında acı bir gülümseme belirdi. Ellerine baktı, sonra aniden yeniden Arın’a döndü.
“Bak, görüyor musun?” dedi ellerini ona doğru uzatarak. “Siyah dumanlar etrafımı sarmaya başladı bile.”
“Dediğim gibi, birazını bana aktarabilirsin, İlyara.” Arın ellerini ona doğru uzattı.
Ancak İlyara hemen geri çekildi.
“Ne kadarını alabileceksin ki?” dedi sesi soğuyarak. “Er ya da geç bedenimi tamamen saracaklar.”
Başını kaldırıp Arın’ın soluk gözlerine baktı.
“Kadim gibi olacağım.”
“Onunla hiçbir alakan yok,” dedi Arın.
İlyara kısa ve neşesiz bir kahkaha attı.
“İnsanlar öyle düşünmüyor ama.” Başını eğdi. “Hem Kadim’i tanıyor musun ki böyle konuşuyorsun?”
“Kendisini görmedim,” dedi Arın. “Ama onun efsaneleriyle büyüdüm.”
İlyara kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Eski hayatını hatırlıyor musun?”
Arın başıyla onayladı.
“Ölüyüm, fakat hatıralarım benimle kaldı,” dedi. Gözleri kısa bir an kapıya kaydı. “Sadece duyguları hissedemiyorum.”
Ardından bakışlarını yeniden İlyara’ya çevirdi.
“Ormanda sana dokunduğumda korkuyu uzun zamandır ilk kez hissetmiştim. Bu... oldukça tuhaftı.”
İlyara bir şey söylemeden onu bir süre inceledi.
Demek o gece gerçekten korkmuştu.
“Peki ya Kadim?” diye sordu sonunda. “Onun hakkında ne anlatıyorlardı?”
“Kibirli biri olduğunu söylerlerdi,” dedi Arın. “İnsanları manipüle edip kendi çıkarları için kullanan bir kadın. Hatta kan bağı anlaşması yaptığı Yadkanın bile ona sırt çevirdiğini duymuştum.”
“Bu anlattıkların modern dünyada oldukça sıradan şeyler,” dedi İlyara gülerek. “İnsanlar her gün birbirlerini manipüle ediyor. Bu onu nasıl efsane yapıyor ki?”
Arın elini kılıcının kabzasına götürüp hafifçe sıktı. Ardından pencereye doğru yürüdü.
“Modern dünya da nedir?” diye sordu.
İlyara da birkaç adım atıp pencereye yaklaştı.
“Geldiğim yer...” dedi, sonra duraksadı. Dudaklarının kenarında kararsız bir gülümseme belirdi. “Ya da gönderildiğim yer mi demeliyim?”
Arın başını hafifçe eğerek ona baktı.
İlyara bakışlarını kaçırdı.
“Boş ver,” dedi. “Kadim hakkında başka ne anlatıyorlardı?”
Arın bir süre sessiz kaldı.
“Söylentilere göre insanların aklını bulandırıp onları birbirlerine karşı kışkırtıyormuş,” dedi sonunda. “Yalnızca insanları değil, ülkeleri de birbirine düşman etmiş. Büyük Savaş'ın başlamasına sebep olduğu söylenir.”
İlyara'nın kaşları çatıldı.
“Büyük Savaş mı?”
“Evet.” Arın bakışlarını pencereden dışarı çevirdi. “Neera'yı bir kan gölüne çeviren savaş. Anlatılanlara göre o kadar uzun sürmüş ki insanlar ona Büyük Savaş adını vermiş.”
Bu sözler İlyara'nın içini sebepsiz bir ürpertiyle doldurdu. Kollarını etrafına sardı.
“Neden sürekli pencereden dışarı bakıp duruyorsun—”
Kapının çalınması sözünü yarıda bıraktı.
Kimdi ki bu? Kimseyi beklemiyordu.
Kapıya doğru adımını atar atmaz Arın yanından hızla geçerek kapının bulunduğu duvara yöneldi. Kapının hemen yanında durdu ve bakışlarını girişten ayırmadı.
Saklanıyor muydu?
İlyara kaşlarını hafifçe çatarak kapıya yaklaştı.
“Kim o?” diye sordu.
Sorusunun ardından kısa bir an Arın'a baktı. Arın onun bakışlarını fark etmişti, ancak yalnızca bir anlığına karşılık verdi ve dikkatini yeniden kapıya çevirdi.
“Gerçekten burada,” dedi dışarıdan gelen erkek çocuk sesi.
“Evet, şimdi ne yapacağız?” diye sordu başka bir çocuk.
İlyara ne olduğunu anlamaya çalışırken aniden büyük bir gürültü duyuldu. Camlardan biri kırıldı ve içeri giren taş odanın ortasına kadar yuvarlandı. O şaşkınlığını üzerinden atamadan ikinci bir taş daha pencereden içeri fırlatıldı.
“Kadim'in Gölgesi, defol buradan!” diye bağırmaya başladılar.
İlyara'nın kalbi sıkıştı. İfşa mı olmuştu? Nasıl olduğunu anlayamıyordu. Oysa dikkat çekmemek için elinden geleni yaptığını düşünüyordu.
Çocukları susturup olay büyümeden onları gönderebilmek için kapıyı açtı.
“Durun, ben Kadim'in Gölgesi falan değilim,” dedi.
Çocuklardan biri elindeki kâğıda baktı, ardından başını kaldırıp İlyara'yı işaret etti.
“Bu o,” dedi kararlı bir sesle. “Kadim'in Gölgesi.”
Elindeki afişi diğer çocuklara gösterdi.
İlyara o anda refleksle başına uzandı. Parmakları saçlarına değdiğinde bir şeylerin eksik olduğunu fark etti. Kapüşonu başında değildi. Kapıyı açmadan önce yüzünü gizlemeyi tamamen unuttuğunu o an anladı.
Zihni bu düşünceyle meşgulken çocuklardan biri yerden aldığı taşı ona doğru fırlattı. Taşı fark ettiği anda gözlerini kapatarak arkasını döndü.
Ancak daha bir adım bile atamadan Arın'ın göğsüne çarptı.
Aynı anda Arın elini kaldırdı ve İlyara'ya doğru gelen taşı havada yakaladı.
İlyara başını yavaşça kaldırıp ona baktı.
Arın'ın bakışları çocukların üzerinde sabitlenmişti. Kaşları çatılmıştı ve yüzündeki ifade alışık olduğu o durgun görünümden farklıydı. İlk kez gerçekten öfkelenmiş gibi görünüyordu.
İlyara'nın aklı bunu kabul etmekte zorlandı. Bir Morhenanın öfke hissetmesi mümkün değildi. En azından şimdiye kadar bildiği her şey ona bunu söylüyordu.
Arın yavaşça İlyara'yı arkasına aldı ve çocukların karşısına geçti.
“B-bir Morhena...” diye fısıldadı çocuklardan biri. Gözleri korkuyla büyümüştü.
Arın elindeki taşı kaldırdı ve hiç tereddüt etmeden İlyara'ya atan çocuğa doğru fırlattı. Taş çocuğun bacağına çarptı. Çocuk acıyla yere yığılırken diğerleri irkilerek geri çekildi.
“Dur!”
İlyara bağırarak Arın'ın ceketini tuttu ve onu evin içine doğru çekmeye çalıştı. Ancak Arın olduğu yerde dimdik duruyordu. Sanki onu hareket ettirebilecek hiçbir güç yokmuş gibiydi.
Arın bakışlarını İlyara'ya çevirdiği anda çocuklar korkuyla bağıraşarak kaçmaya başladı. Birkaç saniye içinde ortalık boşaldı. Geride yalnızca yere düşen çocuk kalmıştı.
İlyara Arın'ı bırakıp hızla çocuğun yanına gitti.
“İyi misin?” diye sorarak elini ona uzattı.
Fakat çocuk yardımını kabul etmek yerine yerde geri geri sürünmeye başladı. Sanki İlyara'nın kendisine dokunmasından, bacağına aldığı darbeden daha çok korkuyordu.
“Benden uzak dur,” dedi titrek bir sesle.
İlyara'nın uzattığı eli havada asılı kaldı.
İnsanlar hep böyleydi. Kendi inandıkları şeyleri sorgulamadan doğru kabul eder, sonra da o doğrular uğruna başkalarını yargılarlardı. Birkaç dakika önce ona taş atan çocuk şimdi ona bir hastalık taşıyormuş gibi bakıyor, dokunmasından bile korkuyordu.
“O şey de ne?” diye sordu çocuk.
İlyara çocuğun bakışlarını takip etti. Ona uzattığı elini siyah dumanların sardığını o an fark etti. Panikle elini arkasına sakladı.
“Kırmızı gözler...” diye fısıldadı çocuk.
Çocuk ayağa kalktı ve topallayarak uzaklaşmaya başladı.
İlyara eliyle yüzünü kapatmaya çalıştı. Kimsenin onu görmesini istemiyordu. Arın'ın yanından geçerek eve girdi.
Arın ise olduğu yerde kalmış, uzaklaşan çocuğu izlemeye devam ediyordu.
“İçeri gir, Arın!” diye bağırdı İlyara.
Arın bakışlarını çocuktan çekti ve sessizce eve girip kapıyı arkasından kapattı.
“Burası güvenli değil,” dedi.
İlyara başını kaldırdı.
“Sana ne bundan?”
Sesi sert çıkmıştı.
Arın'a döndüğünde gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ellerini saran siyah dumanlar yavaş yavaş bileklerine, oradan da kollarına doğru yayılıyordu.
“Gitsene,” dedi titreyen bir sesle. Eliyle kapıyı işaret etti. “Neden hâlâ buradasın?”
Dudakları istemsizce büküldü.
“Diğerleri gibi sen de terk etsene beni.”
Arın'ın yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı.
“Bana ihtiyacın var.”
İlyara kısa bir an ona baktı.
Ne acıma vardı sesinde ne de teselli.
Sanki yalnızca inkâr edilemez bir gerçeği söylüyordu.
Bölüm etkileşimi
