13. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok
Bölümler 44Şu an: 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Nefis bir koku burnuna doldu. Birkaç kez havayı kokladı. Ardından karnının guruldadığını duydu.
İlyara gözlerini yavaşça araladı. Gökyüzü aydınlanmıştı. Sonra yaslandığı sert şeye baktı.
Lanetli ağaç.
İlyara ofladı. Yine bu ağacın altında uyuyakalmıştı.
Bir an kalbi hızlandı.
Belki de geri dönmüşümdür, diye düşündü ve dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Ama gülümsemesi hemen soldu.
Önünde bir ateş yanıyordu. Köklerin arasındaki boşluğa özenle bir ateş yakılmıştı. Üzerinde çubuklara geçirilmiş etler ağır ağır pişiyordu.
İlyara’nın ağzı sulandı.
Tam yerden kalkacakken biri uzanıp etlerden birini aldı.
İlyara kısa bir an öfkeyle doldu.
Ellerinden siyah dumanlar yükselmeye başladı.
Bunu fark ettiği anda kalbi hızlandı. Olduğu yerde dondu kaldı. Gözlerini kapadı ve derin nefesler alıp vermeye başladı.
“Sakinleştin mi?” dedi biri.
İlyara gözlerini birden açtı. Kalbi yerinden çıkacakmış gibi atıyordu. Başını çevirip sesin geldiği yöne baktı.
Ateşin yanında biri oturuyordu.
Üniformalı.
İlyara onu fark edince biraz sakinleşti ve gözlerini devirdi.
“Ne işin var burada?” diye sordu İlyara.
Yerden kalkmak için elinden destek aldığında bir acı bedenine yayıldı. İlyara acıyla tısladı. Elinin acıyan yerine baktığında kabuk bağlamış yaradan kan sızdığını gördü. Bunun dün geceki hesaplaşmadan kaldığını fark etti.
“Aman ne güzel,” diye mırıldandı.
Bu kez acıyı umursamadan ayağa kalktı. Ama başı dönünce o lanetli ağaca tutunmak zorunda kaldı. Eli yanmış gibi hemen elini geri çekti.
Bir süre ayakta dengesini sağlamaya çalıştı. Sonra tekrar üniformalıya baktı.
“Neden burada olduğunu sordum,” dedi sert bir tonla.
Üniformalı eti ağzına götürdü ve sakince çiğnemeye başladı.
İlyara bir süre onun lokmayı bitirmesini bekledi.
“Bilmiyorum,” dedi sadece ve yemeye devam etti.
“Nasıl bilmiyorsun?” diye sordu İlyara ve ona doğru bir adım attı.
Tam o anda karnı yine guruldadı.
İlyara karnını tutacak gibi oldu ama durdu. Onun yerine ateşe doğru yürüdü.
Üniformalının bakışının üzerinde olduğunu hissediyordu. Ama İlyara umursamadı. Ateşin yanına çöktü ve dışarı uzanan büyük köklerden birinin üzerine oturdu.
Elini ateşe uzatıp bir parça et aldı ve yemeye başladı.
Üniformalının hâlâ onu izlediğini hissediyordu ama ona bakmadı. Sadece yedi.
Yemeğini yerken yanağından aşağı bir damla süzüldü.
Sonra bir tane daha.
Ve bir tane daha…
İlyara yemeği bırakmadan diğer elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. Ama yaşlar durmadı. Bu kez elleri titremeye başladı.
Sonra bir hıçkırık.
Et elinden kayıp yere düştü.
İlyara düşen ete bakarak ağlamaya devam etti.
Sonra buğulu gözlerinin önünde bir et parçası belirdi.
Başını kaldırdı.
Üniformalı ona bir parça et uzatıyordu.
İlyara kalbinin bir an teklediğini hissetti.
Üniformalının gözlerine bakmadan ete uzandı. Titreyen elleriyle aldı ve yemeye devam etti.
Artık hem ağlıyor hem de yiyordu.
---
Yemeği bitirdikten sonra üniformalı ateşin yanında ayakta duruyordu. İlyara ise bir köşede oturmuş ellerine bakıyordu. Kabukların üzerinde bir parmağını gezdirdi.
“Şimdi nereye gideceksin?” diye sordu üniformalı.
İlyara önce üniformalıya baktı sonra bakışlarını tekrar yaraya çevirdi.
“Bilmiyorum,” dedi, “Gidecek bir yerim var mı ki?” diye sordu alaylı gülümsemeyle. Hala yarayla ilgileniyordu. Bir kabuğu kaldırdı ve kan yaraların etrafında gezinmeye başladı.
“İstersen benimle gelebilirsin,” dedi üniformalı.
İlyara’nın yaranın üzerinde gezinen eli durdu. Başını kaldırdı ve üniformalıya baktı.
Üniformalının yüzünde hiçbir değişiklik yoktu. Sakin her zamanki donuk bakışlar. İlyara önce ofladı.
“Sen nereye gidiyorsun ki?” diye sordu.
“Eve,” dedi sadece.
Eve. Bundan ne anlamalıydı ki? Ona nispet mi yapıyordu? Bunu öğrenmek için tekrar yüzüne baktı. Yine aynı boş ifade.
“Bu ev dediğin yer de neresi?” diye sordu İlyara.
“Kuzeyde bir şehir,” dedi ormanın ilerisini göstererek. Ama İlyara ağaçlardan başka bir şey göremedi.
“Ama ben birini öldürdüm,” dedi başını önüne eğerek.
“Ben hep yapıyorum,” dedi üniformalı. İlyara bu sözleri duyunca buz kesti ve onunla göz göze geldi.
O karanlık yine içine işlemeye başladı. Ama artık önceki gibi korkmuyordu bu karanlıktan. Aksine o karanlığı içine çekmek istedi.
Bir anda üniformalı bakışını kaçırdı. İlyara üniformalının kılıcını savurduğunu gördü.
“Ahh!” diye bağırdı ve başını elleriyle sakladı. Bir süre sessizlik oldu. Yavaşça başını kaldırdı ve üniformalıya baktı.
Ateşi söndürüyordu.
Az önce ne olmuştu?
Üniformalı ateşin son kıvılcımını da söndürdü.
İlyara hâlâ ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
---
Bir Başka Yerde
Gökyüzü karanlıktı ama bir anda farklı renklere büründü. Havada kan ve duman kokusu ağır ağır yayılıyordu. Ormanın sessizliği bağırışlar ve metal sesleriyle parçalanıyordu. O ise savaşın ortasında koşuşturuyordu. Adımını attığı her yerde yere uzanmış bedenler vardı. İnlemeler ve bağrışlar yükseliyordu.
Yaşadığını düşündüklerinin yanına gidip onları tedavi etmeye çalışıyordu. Şifa alkanıydı ama gücünün de bir sınırı vardı. Üstelik yanında destekçisi olmadan bu çok daha zordu. Biraz gecikmişti. Yine de en azından bir fayda sağlayabilmek için tek başına gelmişti.
Yerde yatan bedenlerin arasında dolaşırken tanıdık bir yüz fark etti. Önce irkildi, ardından kalbi hızlandı. Ağır adımlarla o tanıdık yüze doğru yürümeye başladı. İlerlerken başka yaralılar da ondan yardım istiyordu ama artık onları duymuyordu.
Tek odağı yüzü tanıdık olan o bedendi.
Yanına çömeldi. Gri zırhı kesiklerle ve yanık izleriyle kaplıydı. Yüzüne düşmüş kısa saçları bir kenara çekti. Gözleri büyüdü.
“Ah hayır!” diye bağırdı. “Hayır… hayır…”
Başını iki yana sallarken bedenin yaralarını kontrol ediyordu. İnce kalp atışının giderek solduğunu fark etti.
“Hayır… hayır,” diye mırıldandı. “Ölemezsin!”
Bir anda sağ elinde keskin bir acı hissetti. Avucunun içi kanıyordu. Gücünün zayıfladığını hissetti.
“Hayır… bağımız kopamaz,” dedi titreyen bir sesle. “Olmaz… böyle olmaz.”
“Aç gözlerini!” diye bağırdı.
Bedene tekrar baktığında orada olmadığını gördü.
Telaşla soğuk toprağı elleriyle taradı. Hiçbir şey yoktu. Ayağa fırladı ve etrafında dönerek bağırdı.
“Hayır! Geri gel!”
Ter içinde yatakta uyandı. Kalbi hâlâ delicesine çarpıyordu. Elini göğsüne götürdü. Tam o sırada odanın bir köşesinde duran gölgeyi fark etti. Başını o yöne çevirdi.
“Kim var orada?” diye sordu sert bir tonla.
Gölge hareket etti.
“Benim, efendim,” dedi eğilerek.
“Sen kimsin… İki Numara mı?” diye sordu kadın.
“Evet efendim,” dedi adam.
Kadın yataktan yavaşça kalktı. Adamı umursamadan üzerini değiştirmeye başladı.
“Neden buradasın?” diye sordu. Arkası hâlâ dönüktü.
“Efendim, bir kasabada bir söylenti dolaşıyormuş,” dedi adam.
“Her zaman bir söylenti olur,” dedi kadın bıkkınlıkla.
“Bu söylentiyi bilmek isteyebileceğinizi düşündüm,” dedi adam ve tekrar eğildi.
“Peki, neymiş?”
“Bir genç kadını koruyan bir morhena varmış,” dedi adam.
Kadın aniden ona döndü.
“Nasıl olur? Bu imkânsız,” dedi telaşla. “Peki hangi morhena bu?”
“Sanırım o… Bir Numara,” dedi adam düşünceli bir sesle.
Kadının yüzündeki ifade bir anda değişti. Sonra bütün bedeni titremeye başladı. Adamın kılıcını kınından çekip ona defalarca sapladı. Ama adam yere düşmedi. İfadesiz bir şekilde ayakta durmaya devam etti.
“O bir numarayı bana getirin,” dedi kadın.
Sesi artık buz gibiydi.
“O kızı da öldürün.”
Bölüm etkileşimi
