36. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His36.Bölüm: Zihin
Bölümler 44Şu an: 36.Bölüm: Zihin
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlyara
Elna, Kortegin’in boğazına sapladığı bıçağı hızla çektikten sonra Kortegin’in yakasını bıraktı. Ardından elindeki bıçağı da sanki ilk defa görüyormuşçasına yere attı. Bıçak Kortegin’den önce yere düştü ve sesi salonda yankılandı.
İlyara bir süre öylece durdu.
Bu gerçek olamazdı.
Ama gerçekti.
Yanaklarının birden ıslandığını hissetti. Eliyle birkaç kez sildi ama gözyaşları durmuyordu. Ardından koşup Kortegin’in yanına çömeldi.
“Hayır, hayır…” diye sayıklamaya başladı.
Sonra eliyle boynundaki yaraya baskı uygulamaya başladı.
O bir veterinerdi. Bilgisi vardı.
Kurtarabilirdi.
Evet, kurtulabilir…
Ancak Kortegin nefes bile almıyordu.
Elna ona bir şeyler söylüyordu fakat İlyara hiçbirini duymuyordu. Şu an tek duymak istediği Kortegin’in kalp atışlarıydı.
“Baba,” diye fısıldadı İlyara. “Aç gözlerini.”
Ama açmadı.
İlyara Kortegin’in boynundaki yaraya baskı uygulamaya devam ederken önüne bir şey düştüğünü fark etti. Hafifçe morarmış bir şeydi. Biraz daha dikkatli baktığında bunun bir el olduğunu anladı. Avucundaki bağ işaretini fark edince hemen başını kaldırdı.
O gelmişti…
Arın.
Ne zamandır buradaydı?
Bir şey normal değildi. Arın’ın bileğinden akan yoğun siyah sıvı yere damlıyordu. O ise karşıya bakıyordu. Bakışlarını takip ettiğinde bedeni gerildi ve içini büyük bir korku kapladı. Fakat bu korku, yerdeki elin Arın’a ait olduğunu fark etmesiyle dehşete dönüştü.
“Ahh!”
Arın’ın eli neden yerdeydi? Buna Elna mı sebep olmuştu?
Şimdi de Arın’ın peşinde miydi?
Kortegin’in boynundaki titreyen elini yavaşça çekti. Ardından yerdeki kanlı yemek bıçağını alarak Elna’ya doğru koştu.
“Onu da benden alamazsın!”
Elna kırmızı gözlerini Arın’dan ayırıp İlyara’ya çevirdi. Fakat çok geçti.
İlyara elindeki bıçağı Elna’nın omzuna sapladı ve ikisi birlikte yere düştü.
“Ah!” diye bağırdı Elna acıyla. “Ne yapıyorsun?”
“Arın’ı da benden alamazsın!” diye bağırdı İlyara. “Buna izin vermem.”
Elna, İlyara’nın bu sözleri karşısında kıkırdamaya başladı.
“Ah, İlyara’cığım,” dedi sakince. “Arın senin değil ki. O, Veyra’nın.”
Ardından başını kaldırıp İlyara’ya biraz daha yaklaştı.
“Senin hiç kimsen yok.”
İlyara sapladığı bıçağı hızla çekti. Elna acıyla tıslarken kollarını kendine siper etti.
İlyara içinde büyüyen öfkeyi bastırmaya çalışmadı. Aksine, onu daha da büyüttü. Ellerinde yükselmeye başlayan kara dumanları görünce gülümsedi.
“Kapa çeneni!” diye bağırdı boğuk bir sesle.
Ardından yemek bıçağını defalarca Elna’ya saplamaya çalıştı. Fakat Elna bir türlü ölmüyordu.
“Öl.”
“Öl.”
İlyara bıçağı ona savurmaya devam ederken kısa bir an Elna’yla göz göze geldi.
Niye ölmüyordu?
Ezik şey.
Hayır, değildi. O güçlüydü.
Yapamazsın.
Hayır… yapabilirdi.
Yapayalnızsın.
Öyle miydi gerçekten?
İlyara’nın gözünden bir damla yaş süzüldü. Eliyle gözyaşını sildikten sonra kendini bir yatakta buldu.
Burası da neresiydi?
Bir inleme sesi duyunca dikkat kesildi. Ses yataklardan birinden geliyordu.
Bu kadar çok yatağın ne işi vardı?
Yavaşça doğruldu ve ayağını yataktan sarkıttı. Fakat bir tuhaflık vardı. Ayakları yere değmiyordu.
Çünkü küçücüksün.
Hayır, büyümüştü. Hatta bir veteriner bile olmuştu.
İnleme sesini yeniden duydu.
Yataktan yavaşça indi. Karanlıkta yataklara çarpmamak için dikkatlice yürüdü.
Çarpacaksın.
Hayır, çarpmayacaktı.
Sese ulaştığında, yetimhaneye yeni gelen kızı gördü. Ter içinde kalmış, sağa sola dönerek uykusunda kıvranıyordu.
Seni sevmiyor.
İlyara başını önüne eğdi.
“Beni sevmiyor,” dedi.
Kız bir anda yatakta doğruldu ve kapkara gözlerini İlyara’ya çevirdi.
“Senden nefret ediyorum,” dedi.
İlyara’nın kalbi acıdı.
Senden nefret ediyor.
Ama neden?
Çünkü sen gölgesin.
Gölge mi?
Evet.
Hayır, gölge falan değildi. Tam buradaydı—
İlyara etrafına baktığında nerede olduğunu bilemedi. Her yer karanlıktı.
Sen yoksun.
Yok muydu?
İlyara olduğu yere çöktü. Dizlerini kendine çekip başını üzerlerine koydu.
Yine yalnızdı.
Her zaman yalnızdın.
Hayır, her zaman değildi. Biri vardı ama kimdi?
“İlyara!”
Ona seslenen birini duyduğu anda boğazında bir acı hissetti. Elini boynuna götürdü ama hiçbir şey yoktu.
“İlyara!”
Yine aynı sesti.
İlyara da kimdi?
Yavaşça gözlerini kapattı. Uykusu vardı ve çok yorulmuştu.
“İlyara!”
O rahatsız edici sesi duyar duymaz gözlerini yeniden açtı.
“Kimsin sen?” diye bağırdı.
Cevap gelmedi.
Tabii ki gelmezdi. Çünkü yalnızdı.
“Ah,” diye acıyla tısladı.
Bu kez elinde bir acı hissetmişti. Yavaşça elini kaldırdı. Elinde bir gariplik vardı. Avucunun ortasından başlayıp bileğine doğru uzanan ince kahverengi çizgiler vardı. Kurumuş dallara benziyorlardı.
Sanki bunu daha önce görmüştü.
Hayır, görmedin.
İlyara parmaklarını çizgilerin üzerinde yavaşça gezdirmeye başladı. Her dokunduğunda kalbinin hızlandığını hissediyordu.
Senin bir kalbin yok.
Yok muydu?
Peki bu his neydi?
Bir anda zihninde siyah üniformalı bir adam belirdi.
Kimdi o?
Hiç kimse.
Üniformalı adam ona doğru döndüğünde onu tanıdığını hissetti.
Onu tanımıyorsun.
Evet, tanımıyordu.
“İlyara!” yine o sesti. “Bağımıza tutun.”
Bağımız mı?
Senin bir bağın yok.
“Sen kimsin?” diye bütün gücüyle bağırdı İlyara.
O hiç kimse—
“Arın.”
Arın mı?
Bu ismi bir yerden hatırlıyordu.
Senin hiç kimsen yok ki, hatırlayasın.
Ama vardı… değil mi?
“Ben yanındayım.”
Yanında mıydı?
Hayır.
“Onu dinleme İlyara!” diye bağırdı aynı ses.
Kimi?
Sesi.
İlyara’nın başına keskin bir ağrı saplandı.
“Başım ağrıyor,” diye inledi.
“Dayan,” dedi ses. “Bağımıza güven.”
Kime güveneceksin?
“Kadim zihninle oynuyor!”
Kadim. Kim o?
Sensin.
Ben mi?
Gölge değil miydi?
E-evet. Evet, gölgesin.
İlyara kaşlarını çattı.
“Kimsin sen?” diye sordu. “Elna… sen misin?”
Hayır—
“Evet. O, Elna!” diye bağırdı ses.
“Arın.”
“Evet, benim,” dedi ses.
Birden zihnine Elna’nın sarayına gelişi ve Kortegin’in öldürülüşü yayıldı.
“Ahhh!” İlyara öfke ve acıyla bağırdı. “Elna! Beni öldürmediğine pişman olacaksın!”
Ah. Buna gerek kalmayacağını umuyordum.
“Zihnimden defol!”
Neera’yı birlikte yönetecektik.
İlyara sinirle gülmeye başladı.
“Öyle olsun,” dedi sakince. “Sen benim zihnimden çıkmazsan, ben de senin zihnine girerim.”
Hayır!
Bölüm etkileşimi
