24. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His24.Bölüm: Paylaşılan Yük
Bölümler 44Şu an: 24.Bölüm: Paylaşılan Yük
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlyara’nın Veyra’nın sarayından ayrılmasının üzerinden haftalar geçmişti ve bu süre boyunca Elna’dan hâlâ hiçbir haber alamamıştı.
Elna’nın evinde kalıyor, arka bahçede yetişen sebzelerle, birkaç meyve ağacının verdikleriyle ve kilerde bulduğu konservelerle idare ediyordu. Başlangıçta burada biraz daha kalmanın kendisine iyi geleceğini düşünmüştü. Hem bedeninin toparlanması hem de zihninde taşıdığı karmaşanın durulması için zamana ihtiyacı vardı.
Ancak günler geçtikçe, aynı duvarların arasında oyalanmanın ona düşündüğü huzuru vermediğini fark etti. Bu dünyada da veterinerlik yapmanın bir yolunu bulabileceğini umuyordu; hayvanlar nerede olursa olsun yardıma ihtiyaç duyardı ve bildiği tek meslek de buydu. Yine de onu asıl zorlayan şey geleceğini nasıl kuracağı değil, Veyra’dan içine çektiği duygularla yaşamayı öğrenmekti.
O öfke, o derin yas ve yılların biriktirdiği o ağır acı hâlâ zaman zaman beklenmedik anlarda yüzeye çıkıyor, kendi hisleriyle birbirine karışarak hangisinin gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt etmesini güçleştiriyordu.
Bu duygular artık ondan ayrı düşünülemeyecek kadar derine işlemiş gibiydi. Onları geri veremezdi, yok sayamazdı ve ne kadar istemese de hayatına onlarla birlikte devam etmek zorundaydı. Eğer bu dünyada yoluna tek başına devam edecekse, önce kendi kalbinde taşıdığı bu yabancı acıyla yaşamayı öğrenmesi gerekiyordu.
İlyara o sabah da her zamanki gibi bahçeyi sulamış, ardından kendisine sade bir kahvaltı hazırlamıştı. Masaya oturduğu sırada beklemediği bir şey oldu.
Birisi kapıyı çalıyordu.
İlyara bir süre hiç hareket etmeden olduğu yerde oturdu. Sessizlik yeniden çöker diye düşündü ama kapıya vurulmaya devam edildi.
Belki Elna’dır, diye geçirdi içinden. Ama Elna olsa şimdiye kadar çoktan seslenmiş olurdu.
Belki de fazla iyimserdi.
Çünkü her zamanki gibi yalnızdı.
Derin bir nefes aldıktan sonra yavaşça ayağa kalktı ve kapıya yöneldi, ancak hemen açmadı. Askıda duran, Arın’ın ona verdiği kapüşonlu pelerini omuzlarına geçirip şapkasını başına çekti.
Önce kapıya yaslanarak dışarıdan bir ses duymaya çalıştı ama hiçbir şey işitemedi. Tam geri çekileceği sırada kapıya yeniden vurulunca irkilerek olduğu yerde durdu.
“Kim o?” diye sordu.
Cevap gelmedi.
Yalnızca aynı ritimde yeniden kapıya vuruldu.
“Kimsiniz?” diye bu kez daha yüksek sesle sordu.
Kapının ardından gelen ses bir anda kesildi.
“İlyara.”
Kalbi bir an duraksadı.
Bu sesi tanıyordu… ama burada olması için hiçbir neden yoktu.
Ardından aynı ritimde bir kez daha kapıya vuruldu.
İlyara birkaç saniye daha tereddüt ettikten sonra cesaretini toplayıp kapının kilidini açtı. Kapıyı dikkatlice araladığında önce bakışlarını aşağıya çevirdi; yüzünü mümkün olduğunca saklamaya çalışıyordu. Sonuçta başına ödül konulmuştu.
Umarım artık unutulmuşumdur, diye düşündü.
İlk gördüğü şey siyah, uzun çizmeler oldu. Ardından bakışları yavaşça yukarı çıktı; siyah kıyafetlerinin üzerindeki altın sarısı çizgileri, belindeki kılıcı gördüğü anda kalbi hızla çarpmaya başladı.
Morhena.
Başını hızla kaldırdı.
“Arın…” dedi nefesi hafifçe kesilirken. “…gerçekten sensin.”
Arın hiçbir şey söylemeden ona baktı ve başını hafifçe salladı.
İlyara hemen dışarıya göz gezdirip etrafı kontrol etti, ardından Arın’ın kolundan tutarak onu içeri çekti. Kapıyı hızla kapatıp arkasını döndüğünde hâlâ kalbi düzensiz atıyordu.
“Burada ne işin var?” diye sordu.
Arın kısa bir an etrafına baktıktan sonra gözlerini yeniden ona çevirdi.
“Burası kimin evi?” diye sordu.
İlyara elini beline koyarak bir süre Arın’a baktı. Gerçekten hiç değişmemişti; sanki aradan geçen haftalar, vedaları ve söylediği son sözler onun üzerinde en ufak bir iz bırakmamıştı. Soruyu cevaplamak yerine yanından geçti ve kahvaltı masasındaki yerine yeniden oturdu.
“Seni Veyra mı gönderdi?” diye sordu sandalyeye yerleşirken.
Arın gözlerini ondan ayırmadan masaya doğru yürüdü ve karşısında durdu. Aralarındaki eski tahta masa, sanki aralarında görünmez bir sınır çiziyormuş gibi duruyordu.
“Burada mı kalıyorsun?” diye sorarken parmaklarını masanın çatlamış kenarında gezdirdi. Ardından bakışları odanın ortasındaki yatağa kaydı. “Oldukça eski,” dedi çevresini dikkatle incelerken. “Güvenli görünmüyor.”
İlyara kaşlarını hafifçe kaldırdı. Onun güvenliğini mi düşünüyordu?
Bu imkansızdı.
“Benim için hiçbir yer tam anlamıyla güvenli değil,” dedi ve tabağından bir lokma aldı. Ardından başını kaldırıp ona baktı. “İstersen sana da bir tabak hazırlayabilirim.”
Arın pencerenin kenarına yapıştırılmış bantlara dokunurken dönüp ona baktı.
“Yemeğe ihtiyaç duymam.”
Bu İlyara’nın kafasını karıştırmıştı. İlk karşılaştıklarında kamp ateşinde tavşan pişirip yediğini hatırlıyordu.
“Ama tavşan yemiştin,” dedi İlyara.
“Dediğim gibi ihtiyaç duymam fakat yiyebilirim.”
Bu da ne demekti? Neden yol boyunca o kadar zahmete katlanmıştı ki o zaman? Çeşitli meyveler toplayıp yediklerini de hatırlıyordu.
İlyara düşüncelere dalarken Arın yeniden masaya doğru yürüdü, ancak bu kez ayağı kabarmış bir tahtaya takılınca kısa bir an dengesini kaybetti.
“Ahah—”
İlyara elini ağzına götürerek gülümsemesini saklamaya çalıştı.
“Pardon,” dedi kıkırdayarak. “Bir Morhenanın dengesini kaybedebileceğini hiç düşünmemiştim.”
Arın birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemeden ona baktı. Ardından üniformasını ve kılıcını düzelterek ağır adımlarla yürümeye devam etti.
“Veyra, onunla birlikte yemek yememi isterdi,” dedi.
İlyara’nın gülümsemesi hafifçe soldu.
“Artık hep yalnız yiyor,” diye ekledi Arın.
“İstemiyorsan yemek zorunda değilsin,” dedi İlyara sessizce. “Zaten elimde pek bir şey de kalmadı.”
Arın hiçbir şey söylemeden İlyara’nın tam karşısındaki sandalyeye oturdu. Hareketleri her zamanki gibi sakindi ve en ufak bir tereddüt göstermiyordu. Masanın üzerindeki tabaktan bir salatalık dilimi aldı ve ağzına attı.
İlyara onu birkaç saniye şaşkınlıkla izledi. Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme belirdi. Ardından kendi tabağına döndü ve yemeğine devam etti.
Bir süre boyunca aralarında tek bir kelime bile geçmedi. Eski tahta evin içinde yalnızca çatalın tabağa hafifçe değen sesi ve dışarıdan gelen rüzgârın uğultusu duyuluyordu. Buna rağmen, haftalardır ilk kez yalnız olmadığını hissetmek İlyara’nın içindeki gerginliği fark edilmesi güç bir şekilde gevşetti.
Kahvaltı bittikten sonra İlyara bulaşıkları yıkadı. Ellerini kuruladıktan sonra masadaki eski yerine yeniden oturdu ve kollarını göğsünün üzerinde birleştirerek Arın’a baktı.
“Anlat bakalım, neden geldin?”
Arın gözlerini İlyara’nın gözlerine sabitledi.
“Veyra, sana göz kulak olmamı emretti,” dedi sakin bir sesle.
Ancak İlyara, o her zamanki gibi durgun görünen gözlerin derinliklerinde belli belirsiz bir kıpırtı hissetti.
Yalan mı söylüyordu?
Sonuçta Veyra onu neden önemsesin ki?
İlyara koltuğunda doğrulup kaşlarını çattı.
“Buna inanmamı beklemiyorsun, değil mi?” dedi ve elini masaya vurdu.
Bu ani hareketin ardından ellerinin arasından yükselen siyah dumanları fark edince yüzündeki sert ifade bir anda çözüldü. Elini hızla masadan çekip dizlerinin arasına sakladı.
“Pardon,” dedi bakışlarını kaçırarak. “Kendime pek hâkim olamıyorum.”
Arın’ın bakışlarını üzerinde hissetmesine rağmen başını kaldırmadı.
Bir an sonra sandalyenin tahta zeminde sürtünürken çıkardığı sesi duydu.
Başını kaldırdığında Arın’ın yerinde olmadığını fark etti.
“Bana…”
Arın’ın sesi tam yanında duyulunca İlyara irkilerek başını çevirdi. Aralarındaki mesafe bir anda yok olmuştu; yüzleri neredeyse birbirine değecek kadar yakındı.
“…aktarabilirsin,” dedi Arın ve elini ona doğru uzattı.
Bölüm etkileşimi
