44. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His44. Bölüm: Öfke
Bölümler 44Şu an: 44. Bölüm: Öfke
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlyara
İlyara, Yitan’ı o yıkık oduncu kulübesinde bıraktığından beri huzursuzdu. Sanki ona geri dönmeliymiş gibi hissediyordu. Ya da ona aktardığı sevgiye…
Kollarını kendine doladı. Ruhu artık karanlık duygularla baş başa kalmıştı. Şimdi o sevginin yerini ne dolduracaktı?
“İlyara.”
Arın’ın sesiyle düşüncelerinden sıyrıldı.
Arın, Yitan’la mücadele ettikleri sırada bir şeyler söylemişti. İlyara’yı seviyor muydu?
Sevmiyor.
Yabancı anılardan bir ses zihninde yankılanınca başını salladı. Bu sesleri zamanla bastırmayı öğrenmişti. Fakat gardını indirdiği anda yeniden yüzeye çıkıyorlardı.
Bir mezarın başında bekleyen Arın’a döndü.
“Buldun mu?” diye sordu.
Arın başıyla onayladı. Bunun üzerine İlyara mezarların arasında ilerlemeye başladı. Buraya gelip gelmemek konusunda kararsız kalmıştı ama Arın onu cesaretlendirmişti.
Arın’ın yanına geldiğinde durdu.
“Eminsin, değil mi?” diye sordu. Sesi titremeye başlamıştı.
“Eminim,” dedi Arın. “Veyra’ya sordum.”
İlyara başını sallayıp yere çömeldi.
Mezarın üzeri rengârenk çiçeklerle kaplıydı. Biri belki de onlarla ilgileniyordur, diye düşündü.
Elini çiçeklerin üzerinde gezdirmeye başladı. Önce gelinciklerin, ardından fulya çiçeklerinin üzerinde gezdirdi elini. Sıra mor menekşelere geldiğinde eli havada kaldı.
Bu çiçekler ona Elna’yı hatırlatmıştı.
Derin bir nefes aldı.
“İstersen onları sökelim,” dedi Arın.
“Hayır,” dedi İlyara. “Bir de çiçekler benden zarar görmesin.”
“İlyara.”
“Neden mezar taşı yok?” diye sordu İlyara.
Arın önce diğer mezarlara göz gezdirdi. Birçoğunda mezar taşları bulunuyordu. Ardından önündeki mezara baktı.
“Sanırım…” dedi ve elini cebine attı.
Arın’ın hareketleri gittikçe insanlaşıyordu. Sanki yaşayan birine dönüşüyordu. İlyara bu duruma hem seviniyor hem de üzülüyordu.
Arın’ın yeniden hissedebilmesini istemek çok bencilce miydi?
“…mezarı bilinmesin diye.”
Ah.
İlyara yüzünden annesinin mezarı bile güvende değildi. Bu düşünceyle bir yaş usulca yanağından süzülüp toprağa düştü. Toprak gözyaşını hızla emdi. İlyara, gözyaşını mezardan uzaklaştırmak istercesine toprağı eliyle süpürdü.
Ardından ayağa kalktı ve kendisini dikkatle izleyen Arın’a döndü.
“Gidelim.”
Arın elini İlyara’ya uzattı. İlyara önce şaşırsa da onun elini tuttu ve ayağa kalktı. Ancak Arın’a dokunduğu anda üzüntüsünün bir kısmının çekildiğini hissedince elini hızla geri çekti.
“Bunu bir daha yapma!” dedi İlyara öfkeyle. “Duygum beni üzse de onu hissetmeme izin ver.”
Arın boş eline bir süre öylece baktı.
“Ama…” dedi. “Senin üzüldüğünü görmek istemiyorum.”
“Bunca yaşadıklarımdan sonra şunu fark ettim,” dedi İlyara, derin bir nefes vererek. Ardından Arın’ın yanağını okşadı. Arın başını İlyara’nın eline doğru eğdi.
“Duygulara ihtiyacım var… Kendi duygularıma.”
Arın başıyla onayladı.
“Anladım,” dedi. “Bir daha iznin olmadan yapmayacağım.”
İlyara, Arın’ın bu cevabına gülümsedi.
“Teşekkür ederim.”
Bir alkış sesi duyulunca ikisi de gerildi ve sesin geldiği yöne döndü.
“Müthiş,” dedi bir adam.
Bordo pelerinli, elinde baston taşıyan bir adamdı.
“Kâhin?” dedi İlyara, emin olamayarak.
“Bir Morhena’nın yeniden hissedebilmesini nasıl başardın?” diye sordu Kâhin. Ardından elini çenesine götürdü. “Çok ilginç.”
Ne saçmalıyordu?
Arın hızla İlyara’nın önüne geçti ve kılıcını Kâhin’e doğrulttu.
“Kimsin sen?” diye sordu Arın.
“Beni ne çabuk unuttun?” dedi Kâhin.
Arın’ın yüzünde sinirli bir gülümseme belirdi.
“Seni hatırlıyorum,” dedi Arın. “Ama kim olduğunu bilmiyorum.”
Kâhin gülümsedi, ardından İlyara’ya baktı. Yüzündeki gülümseme aniden silindi. Sanki iğrenç bir şeye bakıyormuş gibi yüzünü buruşturdu.
İlyara, Kâhin’in bu değişimini anında fark etti. Tiksintisi o kadar yoğundu ki kendi ifadesini korumakta zorlandı.
İlyara’dan neden bu kadar tiksiniyordu?
Gerçi bu neden İlyara’nın umurunda olsun ki? Artık insanların ona karşı hissettikleriyle ilgilenmiyordu. Bunca yıl hep insanları düşünmüştü. İyi olmaya, onları mutlu etmeye çalışmıştı ama insanlar onu hep üzmüştü. Belki de Elna haklıydı. İnsanlar nankördü.
“Neden buradasın?” diye sordu İlyara. Sesi buz gibiydi.
Arın, İlyara’daki bu değişime şaşırsa da bunu belli etmemeye çalıştı. Fakat İlyara onun şaşkınlığını kolaylıkla fark etti. Gittikçe bu lanetli gücü daha fazla benimsemiş, onu kullanmayı daha iyi öğrenmişti. Artık öylece bekleyip aşağılanmayacaktı.
Ne kaybederdi ki?
“Hah ha.”
İlyara birden kahkaha atmaya başladı. Kahkahasıyla birlikte Kâhin gerildi. Gülümsemeye çalışsa da başaramadı. Ardından boğazını temizledi.
“Kadim’e benzemeye başlamışsın,” dedi. “Tıpkı kehanetimdeki gibi… Kadim’in gölgesi.”
İlyara’nın çenesi gerildi. Bedenindeki yabancı öfkelerle kendi öfkesi birbirine karışmaya başladı.
“Kapa çeneni!” diye bağırdı Arın. “Kimsin lan sen?”
Kâhin bakışlarını İlyara’dan ayırmadı.
“Yanlış mıyım?” diye sordu İlyara’ya. Arın’ı dikkate bile almıyordu.
İlyara bakışlarını yere çevirdi.
“Belki de,” dedi. Ardından Kâhin’e baktı. “Bu seni korkutuyor mu?”
İlyara’nın yüzüne bir gülümseme yayıldı.
“O yemek salonundan kaçışını hatırlıyorum da… Çok acınasıydın.”
İlyara’nın içine ne kaçmıştı? İlyara hep böyle biri miydi? Belki de böyle biri olmalıydı. Böylelikle bu kadar acı da çekmezdi.
Kâhin kirli sakalını kaşıdı.
“Ben de babanın öldüğünü duydum,” dedi ve ardından gülümsedi.
“Adam senden kurtulmuş.”
İlyara’nın tüm bedeni öfkeyle sarsılırken siyah dumanlar etrafını sarmaya başladı. Derin nefesler alıp vermeye çalıştı. Kâhin’in onu bilerek kışkırttığının farkındaydı. Peki, ama neden?
“Ne istiyorsun?” diye sordu İlyara. Dişlerini sıkarak konuşuyordu.
“Basit,” dedi Kâhin, keyifle. “Ölmeni.”
İlyara bir süre donakaldı. Ardından kendini tutamayarak gülmeye başladı. Kâhin ise şaşkınlıkla onu izledi.
“Bu komik mi?” diye sordu Kâhin, kaşlarını çatarak.
“İlyara,” dedi Arın. Ancak kılıcını Kâhin’e doğrultmayı sürdürdü.
“Pardon,” dedi İlyara. “Ölmemi isteyen o kadar çok kişi var ki—”
“Yitan gibi mi?”
İlyara, Kâhin’in bu sözünü duyar duymaz Arın’ı iterek öne geçmeye çalıştı. Fakat Arın buna izin vermedi ve onu arkasında tutmaya çalıştı.
“Çekil önümden!” diye bağırdı İlyara. Ardından Kâhin’e döndü.
“Ona bir şey mi yaptın?” diye sordu. Bu kez sesi sakindi.
“Beceriksizdi,” dedi Kâhin. “Seni öldürmeyi beceremedi. Kadim de yapamamıştı.”
Ardından parmağıyla kendini işaret etti.
“Ama ben yapacağım.”
Bölüm etkileşimi
