30. bölüm / 44
İlyara: Kayıp His30.Bölüm: Misafir
Bölümler 44Şu an: 30.Bölüm: Misafir
- 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
- 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
- 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
- 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
- 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
- 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
- 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
- 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
- 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
- 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
- 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
- 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
- 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
- 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
- 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
- 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
- 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
- 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
- 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
- 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime
- 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
- 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
- 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
- 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
- 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
- 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
- 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
- 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
- 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
- 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
- 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
- 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
- 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
- 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
- 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
- 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
- 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
- 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
- 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
- 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
- 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
- 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
- 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlyara
Kuşların cıvıltısı İlyara'nın homurdanmasına neden oldu. Yavaşça gözlerini araladı, ardından yeniden kapattı. Fakat bir anda tekrar açtı. Gözleri şaşkınlıkla büyümüştü.
Arın yanında uzanmış uyuyordu.
Arın...
Bir Morhena.
Onu uyandırmadan yataktan kalkmak için hareket ettiğinde Arın'ın elini tuttuğunu fark etti.
Bütün gece el ele mi uyumuşlardı?
Neden?
Kıpırdamayı bırakıp sessizce onu izledi. Tuhaf bir şekilde çok huzurlu görünüyordu. Onu bu hâlde görebileceğini hiç düşünmemişti.
Kirpikleri çok uzundu, kaşları yay gibiydi. Teni hafif morumsuydu ama yine de yakışıklı görünüyordu.
Kalbi hızla atmaya başlayınca hemen gözlerini kaçırdı. Bu kez bakışları boğazına takıldı. Adem elması hafifçe hareket etmişti.
Başını yeniden kaldırdığında Arın'ın gri gözleriyle karşılaştı.
İlyara sessizce yutkunup bakışlarını kaçırdı. Arın ise ağır hareketlerle yatakta doğruldu.
“İyi misin?”
İlyara ne demek istediğini anlayamayarak ona baktı. Sonra aklına tavşan geldi. Ardından mor menekşeler.
“İyiyim. Uyumak iyi geldi,” dedi.
Sonra hâlâ tutmakta olduğu ellerine baktı.
“Neden el ele aynı yatakta uyuyoruz?”
Arın önce ellerine baktı, ardından yavaşça İlyara'nın elini bıraktı.
İlyara nedense bu hareket karşısında huzursuzca kıpırdandı.
“Uykunda sayıklıyordun.”
İlyara kaşlarını çattı.
“Ne diyordum?”
Arın arkasını dönüp üzerindeki kıyafetlerini düzeltti, ardından kılıcını kemerine taktı.
“Anlamsız kelimeler.”
İlyara tam konuşmak için ağzını açmıştı ki kırık camdan içeri bir taş girerek kumaşı yırttı. Ardından diğer pencere de büyük bir gürültüyle parçalandı.
İlyara çığlık atarak yatağın yanına çöktü.
“Defol buradan! Kadimin gölgesi!”
Dışarıdaki bağırışlar giderek artarken Arın kılıcını kınından çekip kapıya yöneldi. Fakat tam o sırada odanın ortasına kömürümsü bir taş düştü ve bir anda alev aldı.
“Öl!”
Alevler tahta zeminde hızla yayılırken Arın hemen İlyara'nın yanına gitti.
“Hayır, ölmesin,” dedi dışarıdan bir erkek sesi. “Ödülü unutmayın.”
Arın yanına ulaştığında İlyara öksürmeye başladı. Duman kısa sürede kulübenin içini doldurmuştu. Arın onu koltuk altından tutarak ayağa kaldırdı, ardından belinden kavrayıp arka kapıya doğru yöneldi.
“Bana yaslan,” dedi Arın ve kapıyı açtı.
Kapı açılır açılmaz karşılarında onları bekleyen gri zırhlı Taşkanları buldular. Taşkanlardan birkaçı meraklı kalabalığı yanan evden uzak tutmaya çalışırken diğerleri kılıçlarını doğruca İlyara'ya çevirmişti.
“Kahretsin! Taşkanların burada ne işi var?” diye bağırdı kirli sakallı bir adam. Ardından yere tükürdü.
“Artık ödülü rüyamızda görürüz.”
Bütün bunlar ödül için miydi, yoksa İlyara'dan korktukları için mi? Kendi kendine yaptığı bu saçma karşılaştırmaya dayanamayıp güldü.
Arın, İlyara'nın bu hâlde gülmesine kaşlarını çatarak kılıcını kınından çekti ve önündeki Taşkanlara doğrulttu.
“Burada bir Morhenanın ne işi var?” dedi Taşkanlardan biri.
“Onların bir anda ortadan kaybolduklarını duymuştum,” dedi bir başkası.
“Demek ki biri değil,” dedi üçüncüsü.
“Önümden çekilin,” diye uyardı Arın.
Kalabalık bir anda sessizleşti.
Taşkanlar ellerindeki kılıçlarla ne yapacaklarını bilemeyerek birbirlerine baktılar. Ardından sessizce geri çekilip Arın'la İlyara'nın önünü açtılar.
Taşkanların arasından ilerlerlerken önlerini diğerlerinden farklı görünen bir Taşkan kesti. Gri zırh yerine beyaz bir zırh giyiyordu. Diğerlerininkinden çok daha gösterişli ama bir o kadar da rahattı. İri yapılıydı ve göğsündeki büyük amblemin üzerinde siyahla işlenmiş üç yapraklı bir yonca vardı. Yoncanın çevresi ise altın işlemelerle süslenmişti.
“Siz İlyara mısınız?”
İlyara bu beyaz zırhlı Taşkana ne cevap vereceğini bilemedi.
“Hanımefendi, o siz misiniz?”
Çok resmiydi.
Arın adama doğru kılıcını savurmak üzereyken İlyara konuşunca eli havada kaldı.
“Evet, benim,” dedi kısık bir sesle. “Kim soruyor, acaba?”
Adam hemen hazır ola geçip önünde eğildi.
“Beni Konsey Başkanı Elna gönderdi,” dedi doğrularak.
Elna mı?
“Neden?” diye atıldı Arın.
Adam Arın'a kısa bir bakış attıktan sonra yeniden İlyara'ya döndü.
“Kimsiniz?”
İlyara'nın bu ani sorusuyla adam bir an afallasa da çabucak toparlandı. Yumruğunu göğsünün üzerine koydu.
“Benim adım Kortegin,” derken göğsünü kabarttı. “Konseyin baş muhafızıyım.”
Konsey, baş muhafız, Elna...
Ne oluyordu burada?
“Peki... Neden buradasınız?”
İlyara sözlerini kısa bir öksürükle tamamlayıp başını kaldırarak Kortegin'e baktı. Fakat ne kadar uğraşsa da gözlerini göremiyordu. Beyaz miğferi gözlerini gölgede bırakıyordu. Miğferi de zırhı kadar gösterişliydi; altın sarısı püskülü ensesine kadar uzanıyordu.
Gözlerine ulaşabilse kendini daha güvende hissedebilirdi.
Sanki bedenindeki gerginliği hissetmiş gibi Arın kolunu hafifçe sıvazladı.
Bütün bu tepkiler İlyara'ya hâlâ çok tuhaf geliyordu. Bunlar kan bağı yüzünden miydi, yoksa içten içe gerçek olmasını umut ettiği kader eşi efsanesinin bir sonucu muydu?
“Sizi konseyin misafirhanesinde ağırlamak istiyor.”
Kortegin'in sesiyle irkilerek düşüncelerinden sıyrıldı.
“Lütfen bizimle gelin,” dedi ve eliyle işlemeli at arabasını gösterdi. “Sizi ona götüreyim.”
İlyara ne yapacağını bilemeyerek etrafına bakındı. Kalabalık sessizce, korkuyla karışık bir merak içinde onu izliyordu. Duyguları o kadar yoğundu ki kolundaki tüyler diken diken olmuştu. Biraz daha burada kalırsa bütün o duyguların içine dolmasından korkuyordu. Asıl korktuğu şey ise korku, hüzün ya da neşe demeden hepsini içine çekme isteğiydi.
Arın'la yaptığı anlaşma sayesinde bedeni biraz olsun boşalmıştı. Belki de bu yüzden yeniden dolmak istiyordu.
Bir de başına konan ödül vardı. Yoksa bu muhafız da o ödülün peşinde miydi?
“Buradan gitmek istiyorsan gidebiliriz,” dedi Arın. Bakışları önündeki muhafızın en küçük hareketini bile takip ediyordu.
“Sen güçlüsün...” dedi ve İlyara'nın gözlerine baktı. “...ve artık yalnız değilsin.”
İlyara bir süre Arın'ın gri gözlerinden bakışlarını ayıramadı. Gözünden süzülen tek damla yaş usulca yanağına inerken Arın parmağıyla onu sildi. Ardından parmağına baktı.
“Neden ağladın?” diye sordu.
İlyara bakışlarını kaçırıp Arın'ın kollarından uzaklaştı. Dumanın etkisi artık azalmıştı; ayaklarının üzerinde durabiliyordu. Ya da belki de sadece ondan uzaklaşmak daha iyi hissetmesini sağlayacaktı.
Arın'ın sözleri içindeki o boşluğu gerçekten doldurabilir miydi? Gözyaşı bu yüzden mi akmıştı? O hiç dolmayan boşluk...
Gerçi neydi ki o?
İlyara derin bir nefes alıp muhafıza döndü.
“Elna sebebini söyledi mi? Yani neden buraya gelmek yerine beni yanına çağırdı?”
Gerçekten de konsey başkanıyla aynı kulübede mi kalmıştı?
Neden?
Elna'ya sormak istediği çok fazla soru vardı. Üstelik onu tuhaf bir şekilde özlemiş gibi hissediyordu.
Muhafız etrafı kısa bir süre süzdü.
“Konsey başkanının burada ne işi olur ki?” dedi tiksinerek.
Aynen. Ne işi olurdu?
Bütün bunların cevabını öğrenmek için daveti kabul etmeliydi. Hem artık yalnız da değildi, değil mi?
“Peki. Geliyorum,” dedi İlyara sakince.
Muhafızın yüzünde memnun bir gülümseme belirdi. Miğferinin ağız kısmı açık olduğu için en azından bunu görebiliyordu.
“Ama bir şartım var.”
İlyara'nın bu sözleriyle gülümsemesi bir anda silindi.
“Arın da benimle gelecek.”
Muhafız bakışlarını Arın'a çevirdi. Göz göze geldikleri o kısa anda bile bedeni istemsizce gerildi.
“Neden bir Morhenayla geziyorsunuz?” diye sordu. “Daha da önemlisi, Veyra denen kadın buna nasıl izin veriyor?”
Sesindeki merak öylesine yoğundu ki İlyara o duyguyu kendi içinde hissedebiliyordu.
“Bu seni ilgilendirmez,” dedi Arın soğuk bir sesle. “İlyara'nın sorusuna cevap ver.”
İlyara ikisinin arasına girerek Arın'ın önüne geçti.
“Cevabın nedir?”
Muhafız, İlyara'nın bu hareketiyle bir adım geri çekildi.
“Siz istiyorsanız gelebilir,” dedi sakin bir sesle. “Konsey başkanının misafirinin istekleri bizim için emirdir.”
Ardından İlyara'ya yol verip at arabasına doğru yürüdü.
Kalabalık, olan bitene anlam veremeyerek huzursuzca homurdanmaya başladı.
“Kadim'in gölgesini nereye götürüyorsunuz?” diye bağırdı içlerinden biri.
“Onu idam mı edeceksiniz?” diye sordu bir başkası.
İlyara onları umursamadan muhafızın peşinden arabaya doğru yürüdü. Arın ise kalabalığa tehditkâr bakışlar atarak onun hemen arkasından ilerledi. Gözleri bir an bile çevreyi taramayı bırakmıyordu.
Muhafız kapıyı açarak İlyara'nın at arabasına binmesine yardım etti. Ardından Arın da içeri girince kapıyı kapattı ve Taşkanlara döndü.
“Yangını söndürün,” dedi. “Sonra da burayı kundaklayanları yakalayın.”
Muhafızın bu sözleriyle kalabalığın uğultusu bir anda kesildi.
“Neden onları tutuklamıyorsunuz?” diye seslendi kalabalıktan biri.
“Kalabalığı da dağıtın,” dedi muhafız.
Ardından at arabasının penceresine hafifçe vurdu.
Arın pencereyi açıp çatık kaşlarla ona baktı.
“Ne var?”
Arın bu kadar konuşkan mıydı? Gerçi buna konuşkan denemezdi. Söylediği her şey hâlâ kısa ve kabaydı.
“İlyara Hanım, yolculuğumuz birkaç saat sürecek,” dedi muhafız. “Bir ihtiyacınız olursa yanınızdaki zili çalmanız yeterli.”
İlyara'nın yanında ipe bağlı küçük bir zil duruyordu.
“Teşekkür ederim, Muhafız... Kortegin,” dedi İlyara.
Kortegin başını hafifçe eğdikten sonra kendi atına bindi ve at arabasının yanında ilerlemeye başladı.
İlyara artık ne düşüneceğini bilemiyordu. Ormanda kaza yapmış, varlığından bile haberi olmadığı bir dünyada gözlerini açmıştı. Şimdi ise haftalarca yanında yaşamış, ona öğretmenlik yapan kişinin gerçekte kim olduğunu hiç bilmediğini fark ediyordu.
Bölüm etkileşimi
