22. bölüm · İlyara: Kayıp His
22.Bölüm: Gömülü İsim
Arın (Üniformalı)
Arın, İlyara’nın Üç Numara’yla göz göze geldikten sonraki hâlini gördüğünde içini açıklayamadığı bir huzursuzluk kapladı. İlyara bir adım geri çekilmişti ama efendisi Veyra’nın İki Numara’ya verdiği emri duyar duymaz Arın’ın bedeni düşünmesine fırsat vermeden hareket etti. Kılıcını hızla çekip aralarına girdiğinde ne yaptığını kendisi de tam olarak anlayamamıştı.
“Ne yapıyorsun, Bir Numara?” diye bağırdı efendisi.
Arın’ın parmakları kılıcın kabzasında daha da sertleşti. Uzun zamandır ilk kez kalbinin bu kadar hızlı attığını hissediyordu. Göğsündeki o düzensiz çarpıntı rahatsız ediciydi ama geri çekilmesini sağlamıyordu. Bakışları İki Numara’nın üzerindeydi. İlyara’ya yaklaşmasına izin vermeyecekti.
Bu düşünce zihninde belirir belirmez kaşları hafifçe çatıldı.
Neden?
Önemli olan emirlerdi. Her zaman öyle olmuştu. Efendisi Veyra’ydı ve onun sözleri sorgulanmazdı. Yıllardır yaptığı tek şey verilen emri yerine getirmekti.
Ama buna rağmen hâlâ İlyara’nın önünde duruyordu.
İki Numara’yla çarpışırken arkasından yere düşen bedenlerin sesini duydu. Hemen ardından efendisi Veyra’nın diğer Morhenalara bağırışı yankılandı. Arın, İki Numara’yı kılıcıyla savurup geri ittiğinde içinde nereden geldiğini bilmediği sert bir güç yükseldi ve düşünmesine fırsat vermeden İlyara’ya doğru koşmaya başladı.
Ancak o yetişene kadar kapı çoktan açılmıştı.
İlyara, Veyra’nın üzerine çıkmıştı. Parmakları efendisinin yüzünü sertçe kavramış, başını zorla kendi bakışlarına sabitlemişti. Gözlerini ayırmıyordu. Gücünü yeniden kullanıyordu.
Arın’ın adımları istemsizce yavaşladı. Efendisini kurtarması gerekiyordu. Yıllardır yaptığı tek şey buydu; verilen emri yerine getirmek, korumak, öldürmek, düşünmeden itaat etmek… Ama şimdi, tam yanlarına ulaştığında bedeni hareket etmeyi bıraktı.
Eli hâlâ kılıcının kabzasındaydı. Zihni, tehdit ortadan kalkmadan durmaması gerektiğini söylüyordu. Kılıcını İlyara’ya saplaması yeterliydi ve her şey bitecekti. Mantıklı olan buydu. Yapması gereken buydu.
Fakat buna rağmen kılıcını kaldıramadı.
Daha kötüsü, bu düşünce göğsünü sıkıştırıyordu. Kalbi düzensizce atıyor, her çarpışında içinde bastırmaya çalıştığı bir şey daha da büyüyordu. Bu his yabancıydı. Rahatsız ediciydi. Ve en korkuncu, uzun zamandır atmaması gereken o kalbin yeniden canlandığını hissetmesiydi.
İçeriye doluşan Morhenaların sesleri düşüncelerini parçaladı. Arın başını kaldırdığında üzerlerine yaklaşan gölgeleri gördü ve neredeyse refleksle İlyara ile Veyra’nın önüne geçti. Kılıcını kaldırırken bakışları sertleşmişti; artık kimsenin onlara yaklaşmasına izin vermeyecekti.
“Arın.”
İlyara’nın sesini duyar duymaz başını ona çevirdi. İlyara’nın gözleri korkuyla büyümüştü; göğsü düzensizce inip kalkıyordu. Ama bakışlarında yalnızca korku yoktu. Çözmeye çalıştığı, anlam veremediği başka bir şey daha vardı.
O kısa dalgınlığı fırsat bilen Veyra, İlyara’yı üzerinden iterek kendini geri çekti. Ancak İlyara onun uzaklaşmasına izin vermedi; kolundan yakalayıp yeniden kendine doğru çekti.
“Onlara durmalarını emret, Veyra,” dedi kısık ama kararlı bir sesle.
Veyra’nın yüzü öfkeyle gerildi.
“Öldürün bu kızı!” diye bağırdı.
Bu emir duyulduğu anda Arın’ın bedeni gerildi. Düşünmeden hareket etti. Önündeki Morhenaları bırakıp arkasını döndü ve kılıcını kaldırarak İlyara’ya doğru savurdu.
“Taren.”
İlyara’nın sesi, havayı yaran metal kadar keskindi.
Arın’ın kılıcı son anda durdu.
Taren…
Bu ismi uzun zamandır duymamıştı. Hatta bir daha duyacağını da düşünmemişti. İçinde, yıllardır sessiz kalan bir şey o tek kelimeyle birlikte sarsıldı.
Bakışları istemsizce İlyara’ya kaydı.
Kaçmıyordu.
Kılıcı boğazına bu kadar yakınken bile geri çekilmemişti. Gözlerini ondan ayırmadan yalnızca Arın’a bakıyordu; sanki verdiği tepkiyi anlamaya çalışıyor, yüzündeki en küçük değişimi bile kaçırmak istemiyordu.
“Sen Taren’i nereden biliyorsun?” diye sordu efendisi. Ardından diğer Morhenalara durmalarını emretti.
Morhenalar geri çekilmedi. Hepsi etraflarında çember oluşturmuş, ellerindeki kılıçlarla bekliyordu. Gözleri üzerlerindeydi.
İlyara’nın dudakları hafifçe aralandı. Nefesi titriyordu.
“O… o bebek ben miydim?” diye sordu. Gözünden süzülen yaşı fark eder etmez eliyle hızla sildi.
Arın’ın bakışları kısa bir an o harekete kaydı.
Efendisi bir süre İlyara’ya baktı. Ardından kaşları hafifçe çatıldı. Sanki duyduğu şeyi yeniden tartıyordu.
Bir anda gözleri büyüdü.
“Anılarıma mı girdin?” diye sordu.
“Söyle bana, yoksa seni öldürürüm!” diye bağırdı İlyara. Sesi salonun içinde yankılandıktan sonra dudakları yeniden aralandı. “Söyle…” dedi bu kez neredeyse fısıltıyla.
Efendisi önce kısa bir kıkırtıyla güldü. Ardından başını hafifçe eğerek İlyara’yı baştan aşağı süzdü.
“Sen mi beni öldüreceksin?” diye sordu.
Bakışları yavaşça Arın’a kaydı. Eliyle onu işaret etti.
“Beni öldürürsen o da ölür.”
Bu kez kahkahası salonun taş duvarlarında yankılandı.
İlyara’nın bedeni hafifçe gerildi. Birkaç santim geri çekildi ama bakışları Arın’ın üzerinden ayrılmadı.
“Nasıl yani?” diye sordu.
Arın, ona yönelen bu bakışın nedenini anlayamayarak başını hafifçe yana eğdi. Ardından gözleri efendisine kaydı.
“Bunların hepsi bana bağlı,” dedi Veyra, etraflarını saran Morhenaları işaret ederek. “Ben ölürsem onlar da ölür.”
İlyara, bakışlarını odadaki Morhenaların üzerinde kısa bir süre gezdirdikten sonra yeniden efendisine döndü.
“Arın, Taren değil mi?” diye sordu.
Bu sözle birlikte Arın’ın bedeni istemsizce gerildi.
“Onu seviyorsun, değil mi?” diye ekledi İlyara.
Arın’ın bakışları anında efendisine kaydı. Kaşları hafifçe çatıldı. Efendisinin zaman zaman kurduğu fiziksel temaslar zihninde kısa anlar hâlinde belirdi. Omzuna dokunuşu, yüzünü tutuşu, gereğinden uzun süren yakınlıklar…
Ama bu düşünce ona mantıksız geldi.
Kendisi bir Morhenaydı. Sevgi ise bir duyguydu.
Ve Morhenalarda duygular olmazdı.
Efendisi bakışlarına karşılık vermedi. Başını hafifçe öne eğdi ve derin bir nefes aldıktan sonra konuşmaya başladı.
“Annen, toprağın gücüne sahipti. Bu, çok eski bir güçtü,” dedi ve gözlerini İlyara’ya çevirdi. “Baban ise Taşkanların komutanıydı.”
İlyara yavaşça onun önüne geçti ve yere oturdu. Gözlerinden sessizce yaşlar süzülürken bakışlarını efendisinden ayırmıyordu.
“Taren de…” dedi efendisi.
Bakışları kısa bir an Arın’ı buldu. Ardından hemen başka yöne kaydı.
“… onun sağ koluydu.”
Salon kısa bir süre sessiz kaldı. Ardından efendisi yeniden konuştu.
“Bir kahin yıllar önce bir kehanette bulundu: Yeryüzünün çocuğu doğduğunda, Kadim’in gölgesi dünyaya iner.”
Bu sözlerle birlikte Arın’ın zihninde eski görüntüler belirmeye başladı. O aileyi hatırlıyordu. Savaş başlamadan önceki günleri, kulübeyi, komutanı…
Ama bebekten haberi olmamıştı.
“İyi de…” diye araya girdi İlyara. “Bu güce sahip başka biri yok muydu?”
Efendisi cevap vermeden önce ona baktı. Dudaklarının kenarında kısa bir kıvrım oluştu.
“Uzun zamandır yoktu,” dedi. “Ve o gün bu güç yalnızca annende vardı.”
Bakışları ağırlaştı.
“İnsanlar, Kadim’in geri dönmesinden korkuyordu. Bu yüzden seni öldürmek istediler.”
İlyara’nın bedeni kısa bir an gerildi. Arın bunu fark ettiğinde kendisinin de farkında olmadan ona biraz daha yaklaştığını anladı. Neredeyse İlyara’nın hemen arkasında durmuştu.
“Ana Kök’e yakın eski bir kulübede doğum yapmaya karar verdi annen,” diye devam etti efendisi. “Böylece seni kurtarabileceğini düşündü.”
İlyara’nın dudakları hafifçe aralandı.
“Yaşıyorlar mı?” diye sordu sessizce. “Annem ve babam…”
“Annen, seni Taren’le gönderdikten sonra öldü.” Efendisinin sesi sakindi. “Tam sebebini bilmiyorum ama seni kaybetmek ona ağır gelmiş olmalı.”
İlyara’nın bakışları yere kaydı.
“Babanın ise savaşta, seni korurken öldüğünü duydum.”
Bu sözlerden sonra efendisi yavaşça ayağa kalktı. Adımları ağırdı. İlyara’ya doğru yürürken yüzündeki ifade değişmeye başladı.
“Hepsi senin yüzünden,” dedi.
Sesi artık daha sertti.
“Sen öldürdün onları.”
Bir adım daha attı.
“Taren’imi sen öldürdün!”
Son sözü neredeyse bağırarak söyledi.
Arın, efendisinin bedenindeki değişimi daha ilk adımında fark etmişti. Ama harekete geçtiğinde Veyra çoktan İlyara’nın üzerine atılmıştı.
