27. bölüm · İlyara: Kayıp His
27.Bölüm: Bağlı
Arın (Üniformalı)
İlyara efendisiyle vedalaşıp saraydan ayrıldığında, Arın peşinden gitmemek için bedenini var gücüyle zorlamıştı. Bunun nedenini anlayamıyordu. Görevi sarayda kalmaktı ve emirlere karşı gelmeyi hiç düşünmemişti. Buna rağmen içindeki bir şey onu İlyara'nın ardından gitmeye zorluyordu.
Efendisi de o günden sonra farklı davranmaya başlamıştı. Daha sakindi. Eskisi kadar sık emir vermiyor, bazen uzun süre hiçbir şey söylemeden düşüncelere dalıyordu.
Sonra Arın'ın beklemediği bir şey oldu.
Bir gün efendisi Veyra onu huzuruna çağırdı ve İlyara'nın peşinden giderek onu kontrol etmesini emretti.
Arın bu emri duyduğu anda kalbi birkaç kez attı.
Bu tuhaftı.
İlyara saraydan ayrıldıktan sonra kalbinin düzensiz atışları da kaybolmuştu. Günlerdir hiçbir şey hissetmemiş, bedeninde olağan dışı bir tepki fark etmemişti.
Ama şimdi...
Sadece adını duymak bile kalbinin yeniden hareketlenmesine yetmişti.
Üstelik yakında onu görecek olması, göğsündeki o yabancı hareketi daha da belirgin hâle getiriyordu.
Bu neden oluyordu?
İlyara'nın adı geçtiğinde kalbi neden atmaya başlıyordu?
Üstelik efendisi, İlyara'nın nerede olduğunu biliyordu. Eğer isteseydi onu çoktan öldürebilirdi.
O hâlde neden hâlâ hayattaydı?
Bu düşünceyle omuzları istemsizce gerildi, nefesi de düzensizleşti. Efendisi ile İlyara karşı karşıya geldiğinde bile bu beden taraf seçememişti. O an yaşadığı kararsızlığı hatırladıkça içinde açıklayamadığı bir huzursuzluk büyüyordu.
Yol boyunca bütün bunların nedenini düşünmeye devam etti. Ancak ne kadar düşünürse düşünsün mantıklı bir açıklama bulamıyordu.
Sonunda eve ulaştığında kapı açıldı. İlyara'nın yüzü kapalıydı. Bakışları onu aşağıdan yukarıya doğru süzülürken Arın aynı anda omuzlarına düşen pelerini de tanıdı.
Üzerinde ona verdiği pelerin vardı.
Kalbi göğsünde yeniden hareketlendi.
İlyara'nın yüzünü bile görmemişti. Buna rağmen bedeninin verdiği tepki öncekilerden daha güçlüydü. Bunun pelerinle bir ilgisi olabilir miydi? Yoksa onu yeniden görecek olmasının etkisi miydi?
Arın bakışlarını kısa bir an İlyara'nın üzerinde tuttu.
Onu görmek istiyor muydu?
Bu sorunun cevabını bilmiyordu. Daha doğrusu, istemenin ne anlama geldiğinden bile emin değildi. Bir Morhenanın isteklerinin olması mümkün müydü? Eğer mümkün değilse, İlyara'nın yanında ortaya çıkan bu tuhaf hisleri nasıl açıklayacaktı?
Düşünceleri, İlyara'nın kolundan tutup onu içeri çekmesiyle dağıldı.
Arın eve adımını attığı anda bir şeylerin ters olduğunu hissetmişti. Bunun nedenini açıklayamıyordu, ancak bedenindeki huzursuzluk geçmek bilmiyordu. Bu yüzden İlyara'nın söylediklerini dinlemek yerine önce evi incelemeye başlamıştı.
Bakışlarını duvarlarda, pencerelerde ve girişte gezdirmiş, olası bir tehdit aramıştı. Ancak dikkatini çeken belirgin bir şey bulamamıştı.
Yine de huzursuzluğu devam ediyordu.
Çocukların İlyara'ya saldırmış olması bile tek başına yeterli bir sebepti. Bu ev onun için güvenli değildi. Saldırganlar hâlâ hayattaydı ve er ya da geç geri döneceklerdi.
Üstelik bir dahaki sefere yalnız gelmeyeceklerdi.
İlyara ile tartışırken siyah dumanların kendi ellerine ulaşmaya çalıştığını gördüğünde zihninde bir düşünce belirmişti. Bedeninin İlyara'ya verdiği bu tuhaf tepkinin bir açıklaması olabilir miydi?
Küçükken yaşlı kadınlardan duyduğu eski bir söylentiyi hatırladı.
Kader eşleri.
Anlatılanlara göre yalnızca Alkanlar değil, Yadkanlar da bu bağdan etkileniyordu. Hatta bazıları, bedenlerinin zihinlerinden önce karar verdiğini söylerdi. Kader eşlerinden uzak kalmamak için istemsizce hareket ediyor, mantıkları başka bir şey söylese bile onları tekrar tekrar aynı kişiye yönlendiriyorlardı.
Arın o zamanlar bu hikâyeleri sıradan masallar olarak görmüştü.
Fakat şimdi...
Belki de yaşadığı şey buydu.
Sonuçta ölüydü. Kalbi atmıyordu. Duyguları hissedemiyordu. Buna rağmen İlyara saraydan ayrıldığında içinde bir şey eksilmiş gibi olmuş, adını duyduğu anda ise kalbi yeniden hareketlenmişti.
Üstelik siyah duman da ona ulaşmaya çalışıyordu.
Bütün bunların tesadüf olması mümkün müydü?
Hayır.
Tesadüflere hiçbir zaman inanmamıştı. Eğer bütün bunların bir nedeni varsa onu er ya da geç bulacaktı.
İlyara onu durdurmaya çalışmasına rağmen elindeki siyah dumanları kendine çekmeye başladığında bedeninin sınırlarına yaklaştığını hissetmişti. Karanlık duygular damarlarında dolaşıyor, her geçen saniye daha da yoğunlaşıyordu. Bir noktada bunun bedenini parçalayacağını düşünmüştü.
Eğer gerçekten parçalanırsa ne olurdu?
Bir ölü ikinci kez ölebilir miydi?
Yoksa efendisi onu yeniden ayağa kaldırır mıydı?
Bu soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordu. Neyse ki cevapları bilmesine de gerek yoktu. Çünkü o anda önemli olan tek şey İlyara'nın bu duyguların altında ezilmesini engellemekti.
Eğer kader eşi teorisi doğruysa, onu korumak bedeninin doğal bir tepkisiydi.
Eğer yanlışsa, yine de aynı şeyi yapacaktı.
Bu yüzden sonuç ne olursa olsun ellerini bırakmamıştı.
“Tamam, yapalım.”
İlyara'nın bu sözleriyle birlikte bileklerini serbest bıraktı. Ardından şiddetli bir öksürük göğsünü sarstı ve ağzından dökülen siyah kan tahta zemine sıçradı.
Bakışları istemsizce yere kaydı.
Farkında olmadan zeminin birçok yerini kanıyla kirletmişti.
“İyi misin?”
İlyara bu soruyu ona sık sık soruyordu.
“Bedenim biraz sarsıldı, o kadar.”
Ayağa kalktıktan sonra mutfağa doğru yürüdü.
“Beklediğimden daha hızlı toparlandın.”
Arın bu söz üzerine dönüp ona baktı.
İlyara ellerini işaret ediyordu.
Tenindeki koyulaşma kaybolmuş, derisi eski soluk beyaz ve hafif morumsu rengine dönmüştü.
“Öyle görünüyor.”
Tezgâhın üzerinde duran ekmek bıçağını eline aldı.
“Ne yapıyorsun?”
İlyara'nın gözleri önce bıçağa, ardından Arın'a kaydı.
Arın bıçağı elinde tutarak ona doğru birkaç adım attı.
“Seni rahatsız eden bu mu?” dedi bıçağı hafifçe kaldırarak. “Yoksa ben mi?”
“Hiçbiri.”
İlyara yataktan kalkıp ona doğru yürüdü.
“Senden korkmuyorum.”
Bunu söylerken birkaç adım daha attı ve tam karşısında durdu. Kırmızı gözleri tereddüt etmeden ona bakıyordu. Çoğu insan bir Morhenanın yanında bu kadar rahat duramazdı. Onunla göz göze gelmekten bile kaçınır, mümkün olduğunca uzak durmaya çalışırdı.
İlyara ise farklıydı.
Sanki karşısında bir Morhena değil de sıradan bir insan varmış gibi davranıyordu.
Belki de korkması gereken kişi Arın'dı.
Nedeni açıklayamadığı hâlde bu düşünce hoşuna gitmişti. Son zamanlarda İlyara'nın yanında ortaya çıkan tuhaf hislere bir yenisi daha eklenmişti ve Arın bunların hiçbirini anlamlandıramıyordu.
“Belki de bu kader eşi tepkisidir,” dedi İlyara'nın eline uzanırken.
İlyara elini ona bırakırken bakışlarını kısa bir an avuçlarına indirdi.
“Gerçekten kader eşi miyiz?” diye sordu.
Sesi kısık çıkmıştı ama Arın onu rahatlıkla duyabiliyordu.
“Öğreneceğiz.”
Bu sözlerin ardından bıçağı İlyara'nın avucuna yerleştirip tek hamlede boydan boya çekti. Kesik derin değildi, ancak kanamaya başlaması için yeterliydi.
İlyara canının yanmasıyla hafifçe tısladı ve elini çekmeye çalıştı. Arın ise işlemi tamamlayana kadar tutuşunu gevşetmedi.
Ardından onu bırakarak bıçağı kendi avucuna çevirdi.
İlyara'nın elini keserken beklediğinden daha dikkatli davranmıştı. Ancak sıra kendisine geldiğinde aynı özeni göstermeden bıçağı hızlıca çekti.
“Yavaş!”
İlyara'nın sesiyle başını kaldırdı.
Kendi kanayan avucuna bakmak yerine onun eline bakıyordu.
“Çok derin kestin,” dedi kaşlarını çatarak.
Arın kısa bir an kendi avucuna baktı. Kan, parmaklarının arasından süzülerek bileğine doğru akıyordu.
Beklediği kadar derin görünmüyordu.
“Yaram kapanmadan kan bağını tamamlayalım,” dedi Arın ve İlyara’ya elini uzattı. Tokalaşmak için uzatılmış bir şekildeydi ve yere siyah kanı damlıyordu.
İlyara bir süre boş gözlerle Arın’ın eline baktı ve ardından o da elini uzattı.
“Ahh,” İlyara acıyla tısladı, “Yavaş biraz.”
Farkında olmadan eli hareket etmiş ve İlyara’nın eline sarılmıştı. Bu beden ona çekiliyordu.
“Bağımız bizi korusun ve güçlendirsin.”
“Anlamadım?” dedi İlyara tuttuğu eline bakarak.
“Bağı tamamlamak için beraber söylemeliyiz. Ayrıca gözlerimiz birbirine bakmalı.”
“Peki…” dedi İlyara ve bakışını ona sabitledi.
İlyara’nın gözleri hala nemliydi. Gözlerindeki kızıllık da kaybolmamıştı.
“Bağımız bizi korusun ve güçlendirsin”
“Bağımız bizi korusun ve güçlendirsin”
Sözleri aynı anda söylerken ikisinin de elleri hafifçe titremeye başlamıştı. İlyara’nın kırmızı gözleri daha da koyulaşarak bordoya dönmüş, aynı anda Arın avucunda bir kıpırdanma hissetmişti. İlyara’nın sorgulayıcı bakışından onun da aynı şeyi fark ettiğini anladı. Avucundaki kan İlyara’nın yarasına doğru akıyor, onunki ise kendi yarasına karışıyordu.
Bu İlyara’yı kötü etkiler miydi?
Bu düşünceyle elini geri çekmeye çalıştı ama başaramadı. Sanki elleri görünmez zincirlerle birbirine bağlanmıştı.
Ardından avuç içlerinden siyah kökleri andıran ince çizgiler çıktı. Kökler iki el arasında uzanıp birbirine kenetlendi ve kısa bir an boyunca nabız atar gibi titreşti.
Sonra kurumuş dallar gibi çatlayıp parçalandılar.
Kopan parçalar yere doğru süzüldü, ancak zemine değemeden karanlık kıvılcımlar hâlinde dağılıp gözden kayboldular.
