9. bölüm · İlyara: Kayıp His

9.Bölüm: Fısıltı

Meibye .

Morhenanın koruduğu kadın…
Fısıltı zihninde yankılandı.
İlyara başını eğmeden yürümeye devam etti. Ama bakışlar üzerindeydi. Sokakta yürüyen herkes onu izliyor, fısıldaşıyordu.
Kahvaltısını bitirdikten sonra Mira ve Serra ile vedalaşıp evlerinden ayrılmıştı. Onları daha fazla strese sokmak istememişti. Onun varlığı sanki huzursuz etmişti onları.
O hareketli, kendinden emin Mira bile suskunlaşmıştı.
Hana uğradığında bu his daha da belirginleşti. İçerideki insanlar ona mesafeli davranıyordu. Dün gece olanları herkes duymuştu.
Hatta bazıları bakışlarını kaçırmıyordu bile.
Handaki insanlar ise onu daha çok bir kaçık gibi görüyordu.
Bir insan… nasıl olur da bir yargarın önüne çıkardı ki?
Hiçbirine aldırmamaya çalıştı. Hancı adam kolyeyi almadı. Hiçbir ödeme kabul etmedi. Sadece Mira’yı koruduğu için minnettardı.
Sen kesinlikle bir alkansın…
Sadece seni değil, etrafındaki herkesi de yakabilir…
Kasabada yürürken bu sesler sürekli zihninde tekrar ediyordu. Nasıl bir alkan olabilirdi ki? Hem gücü neyd—
“Ah!”
Ayağı bir taşa takıldı. Dengesini kaybedip birine çarptı.
Çarptığı kişi irkilerek, “Ah!” diye bağırdı.
Sokaktaki insanlar onlara doğru döndü.
Adam İlyara’nın elini sertçe itti.
“Benden uzak dur!” dedi ve hızla uzaklaştı.
İlyara dişlerini sıktı. Bu yerden hiç hoşlanmıyordu.
Belki de uyandığı o ağaca geri dönmeliyim, diye düşündü. Sonuçta bu tuhaf dünyaya orada gözlerini açmıştı.
Tek sorun, oraya nasıl döneceğiydi. Üniformalı ile yollarını ayırmıştı. Dün gece onu kurtarmış olması bir şeyi değiştirmiyordu. Aynı yolu onunla tekrar yürümeyeceği kesindi.
Boynundaki kolyeye baktı. Belki bunu satıp bir at alabilirdi. Böylece oraya daha hızlı varırdı.
Ama bir sorun daha vardı.
O insansı yaratık.
Ya tekrar karşısına çıkarsa?
Bu düşünceyle omuzlarından aşağı bir ürperti yayıldı.
Düşüncelerle boğuşurken bir at kişnemesi duydu.
Başını çevirdiğinde at çiftliğine benzeyen bir yer gördü.
Dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi.
Sonunda bir umut.
Çok sevinçli görünmemeye çalışarak çiftliğe doğru yürüdü. Yakınında bir atın bağlı olduğunu fark etti ve ona yaklaştı.
“Merhaba,” dedi yumuşak bir sesle. “Seni kim burada bıraktı?”
Elini uzatıp atın başını okşadı.
Başta mesafeli duran at, bir anda başını aşağı indirerek İlyara’ya yaklaştı.
İlyara gülümsedi.
Atlardan daha iyi dost bulmak zordu.
“Sen de kimsin?” diye sert bir erkek sesi duyuldu.
“Atımdan uzak dur!”
İlyara’nın gülümsemesi silindi.
At gerildi ve İlyara’dan uzaklaşmaya başladı.
Kızgın adam hızla ona doğru yürüdü. İlyara da refleksle birkaç adım geri çekildi.
“Dikkat et, kızım,” dedi bir ses.
Ses hemen arkasından gelmişti.
İlyara dönüp baktığında yaşlı bir kadın gördü. Kadın ona sevecen bir gülümsemeyle bakıyordu.
“Uzak dur koca karı!” diye bağırdı adam.
Yaşlı kadının gülümsemesi yavaşça soldu.
Kadın adama baktı.
İlyara da istemsizce aynı yöne döndü.
Bir an sonra adamın yüzündeki öfke kaybolmuştu.
“Özür dilerim,” dedi adam sakince. “Kabalık ettim.”
Sonra İlyara’ya döndü.
“At mı bakacaktınız?” diye sordu.
İlyara kaşlarını çattı.
Bu değişim… çok tuhaftı.
“Evet,” dedi. Kolyesini göstererek. “Ama param yok. Sadece bu var,”
Adam kolyeye baktı. Sonra İlyara’ya döndü.
“Maalesef. Kolye pek değerli görünmüyor,” dedi ve atın yanına döndü.
İlyara’nın içindeki umut hemen sönmüştü. Başını önüne eğdi ve kolyesini inceledi.
“Kızım. Birkaç ihtiyacım vardı. Onları taşımamda bana yardımcı olur musun?” dedi yaşlı kadın.
İlyara gözlerini kolyesinden ayırdı. Yaşlı kadına döndü.
“Tabii ki,” dedi sakince. Zaten başka ne yapacağını bilemedi. Belki başka şeylerle uğraşmak onu rahatlatırdı.
---

Kasabada dolaşırken bariyerin onarıldığını duymuştu. Bir haftadır çatlakmış ama bir türlü gelmemişler.
Burası da dünyadan pek farklı değil gibi, diye düşündü.
İlyara’nın iki eli de dolmuştu. Bu yaştaki bir kadının bunları tek başına taşıması zordu. Ama kendisi de yorulmuştu.
“Geldik,” dedi yaşlı kadın.
İlyara başını kaldırdı. Karşısında eski tahta bir müstakil ev duruyordu. İyi yanı bir bahçesi vardı. Rengarenk çiçeklerle doluydu.
Kapıya yaklaştıklarında.
“Teşekkürler kızım,” dedi yaşlı kadın. İlyara gülümsemeyle cevap verdi. Arkasını döndü.
“Kızım,” dedi yaşlı kadın. İlyara’nn elini tutmuştu.
İlyara ona doğru döndü.
“Dikkat et kızım,” dedi yaşlı kadın.
“Farkında değilsin… ama duyguların etrafına taşıyor.”
İlyara kaşlarını çattı.
“Anlamadım,” dedi. “Yüz ifadem mu çok belli?” diye sordu.
Yaşlı kadın hafifçe gülümsedi.
“Yüz ifaden de belli,” dedi. “Önemli olan o değil,”
Önemli olan neydi?
“Biliyorsun biz alkanların farklı yetenekleri vardır,” dedi yaşlı kadın.
İlyara yavaşça başıyla onayladı.
“Ama bazı yetenekler nadirdir ve tehlikeli de olabilir,” dedi sessizce.
Etrafına bakındı.
“Yeteneğini biliyorum. Çünkü bende de var,” dedi.
İlyara kalp atışını duymaya başladı.
Gerçekten bir alkan mıydı?
“N-neymiş?” diye sordu kekeleyerek.
Yaşlı kadının gözünde bir parıltı belirdi.
“İnsanların kalplerini karıştırabilen Alkanlar vardır.” dedi yaklaşarak. “Bizim gibi alkanları sevmezler,” dedi.
Bu da ne demekti şimdi?
“Anladım,” dedi İlyara gülümseyerek.
Elini yaşlı kadından kurtardı.
“Ben artık gideyim,” dedi ve arkasını döndü.
“Hayır,” dedi yaşlı kadın.
“Hiçbir şeyi anlamadın kızım.”
Ve kapıyı kapadı.
İlyara kapının sesiyle başını çevirdi.
Bu kadın da kimdi?
Saçmalıyordu sadece, diye düşünerek oradan ayrıldı. Oradan ayrılana kadar izlendiği hissinden kurtulamadı.
---

Küçük bir köprüye yaklaştı. Kasabanın böyle bir yerinin olduğunu yeni görmüştü. Aslında çok tatlı bir hava katmıştı. Köprü topraktan yapılmıştı. Üzerinde çimenler vardı. Ama geniş ve yüksekti. Bir süre köprüden etrafı seyretti.
Güneş yavaş yavaş batıyordu. Yaslandığı köprü direğinden uzaklaştı.
Karşıda üniformalıyı gördü. Sırtı dönüktü. Bir şeyi inceliyordu. İçinden ona seslenmek istedi ama vazgeçti.
Yeterince yardım etmişti. Huzursuz, içini sıkan bir his kapladı bir anda.
Bu hissi arar gibi etrafına bakındı. Üniformalının ona doğru yaklaştığını gördü. Ama bu his ondan gelmiyordu.
Etrafına tekrar baktı.
Köprünün parmaklıklarında bir adam oturuyordu. Oturuşu çok tehlikeliydi. Parmaklıkların en üstüne çıkmış, kollarını da karnına sarmıştı.
İnsanların kalplerini karıştırabilen Alkanlar vardır…
Bizim gibi alkanları sevmezler…
Bir anda bu düşünceler aklına geldi. Belki yeteneği olup olmadığını deneyebilirdi.
Eğer varsa onu bu halinden kurtarabilirim, diye düşündü. Yoksa da bu saçmalıkları daha fazla düşünmeme gerek kalmaz.
Ve adama doğru yürümeye başladı.