İlyara: Kayıp His kitap kapağı

20. bölüm / 44

İlyara: Kayıp His

20.Bölüm: Arada Kalan

Vaveyla Yazarı: Meibye 🌙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 44Şu an: 20.Bölüm: Arada Kalan
  1. 1 1.Bölüm: Köklerin Çağrısı804 kelime
  2. 2 2.Bölüm: Onu Takip Etmeyi Seçti1.305 kelime
  3. 3 3.Bölüm: Karanlığın Geri Baktığı An1.262 kelime
  4. 4 4.Bölüm: Verilen İsim1.264 kelime
  5. 5 5.Bölüm: Garip Bir Kasaba1.090 kelime
  6. 6 6.Bölüm: Karanlıktan Gelen I1.136 kelime
  7. 7 7.Bölüm: Karanlıktan Gelen II1.047 kelime
  8. 8 8.Bölüm: İçinde Yatan Şey792 kelime
  9. 9 9.Bölüm: Fısıltı881 kelime
  10. 10 10.Bölüm: Çalınan Kalp964 kelime
  11. 11 11.Bölüm: Kadim’in Gölgesi826 kelime
  12. 12 12.Bölüm: Kaybolanın Yakarışı655 kelime
  13. 13 13.Bölüm: Gidilecek Bir Yer Yok1.018 kelime
  14. 14 14.Bölüm: Soğuk Nefes790 kelime
  15. 15 15.Bölüm: Bağsız846 kelime
  16. 16 16.Bölüm: Kırılma903 kelime
  17. 17 17.Bölüm: Karanlığın Eşiği1.542 kelime
  18. 18 18.Bölüm: Bozulma1.128 kelime
  19. 19 19.Bölüm: Çekim1.046 kelime
  20. 20 20.Bölüm: Arada Kalan1.448 kelime · Okuduğun bölüm
  21. 21 21.Bölüm: Kaybedilenler1.570 kelime
  22. 22 22.Bölüm: Gömülü İsim1.051 kelime
  23. 23 23.Bölüm: Vazgeçiş1.371 kelime
  24. 24 24.Bölüm: Paylaşılan Yük999 kelime
  25. 25 25.Bölüm: Kalan Kişi1.133 kelime
  26. 26 26.Bölüm: Seçim1.184 kelime
  27. 27 27.Bölüm: Bağlı1.190 kelime
  28. 28 28.Bölüm: İşaret1.216 kelime
  29. 29 29.Bölüm: Ölü Kalp1.075 kelime
  30. 30 30.Bölüm: Misafir1.246 kelime
  31. 31 31.Bölüm: Belki de1.107 kelime
  32. 32 32.Bölüm: Konsey Sofrası950 kelime
  33. 33 33.Bölüm: Gölge980 kelime
  34. 34 34.Bölüm: Hediye1.243 kelime
  35. 35 35.Bölüm: His1.053 kelime
  36. 36 36.Bölüm: Zihin824 kelime
  37. 37 37.Bölüm: İz1.246 kelime
  38. 38 38.Bölüm: Kayıp His1.626 kelime
  39. 39 39.Bölüm: Yabancı917 kelime
  40. 40 40.Bölüm: Sızı897 kelime
  41. 41 41.Bölüm: Değer892 kelime
  42. 42 42.Bölüm: Küçük1.229 kelime
  43. 43 43.Bölüm: Kaçış1.405 kelime
  44. 44 44. Bölüm: Öfke828 kelime

Arın (Üniformalı)

Arın, ne kadar bastırmaya çalışsa da İlyara’nın zihninden silinmediğini fark ediyordu; onu her düşündüğünde bedeninde açıklayamadığı bir huzursuzluk uyanıyor, kalbinin ritmi fark edilmesi güç bir şekilde değişiyordu ve bu değişimi kontrol edememek onu rahatsız ediyordu.
Arama gruplarına katılmasına izin verilmemişti; efendisinin bu kararı ilk başta yalnızca bir emir gibi görünse de, zaman geçtikçe içinde cevapsız kalan bir soruya dönüşmüştü. Ona güvenmiyor muydu? Eğer öyleyse, varlığının anlamı neydi?
Bu düşünceler zihninde giderek ağırlaşırken hissettiği şeyin kendisi daha da yabancı geliyordu; çünkü bu huzursuzluk, onun doğasında olmaması gereken bir şeydi.
“Efendim, geldiler,” dedi On Numara.
Ses, Arın’ı düşüncelerinin içinden çekip aldı; bakışları istemsizce yanındaki tahtta oturan efendisine kaydı.
Soylu değildi—ama bir sarayı vardı. Onu dirilttiği günden sonra değişmişti; bu saray da o değişimin bir parçasıydı. Eski anılar hâlâ zihninin bir köşesinde duruyordu, ancak hiçbirinin önemi yoktu… en azından olmaması gerekiyordu. Onun için önemli olan her zaman tek bir şeydi: emirler.
Bu düşünce kalbinde ince, rahatsız edici bir sızı bıraktı ve istemeden yine o kıza gitti zihni. İlyara.
Adı belirir belirmez başını hafifçe iki yana salladı, sanki bu düşünceyi fiziksel olarak da uzaklaştırabilirmiş gibi, ardından dikkatini yeniden odadaki sessizliğe ve yaklaşan ana verdi.
“Güzel,” dedi efendisi. “İçeri al.”
Kapının açılmasıyla içeriye İki numara girdi ve efendinin tam önünde durarak selam verdi.
“Aradığınız kızı bulduk,” dedi ve eliyle kapıyı işaret etti.
“İlyara,” dedi efendisi kendi kendine. Ardından oturuşunu dikleştirerek kapıya odaklandı.
İçeri Üç Numara girdi; omzunda birini taşıyordu. Başına siyah bir torba geçirilmişti ve bedeni tamamen hareketsizdi.
Arın’ın eli farkında olmadan kılıcının kabzasına kaydı. Omuzları gerilirken nefesi istemsizce hızlandı.
Neyse ki efendisi yanındaydı… ve bugün, içindeki bu dengesizliğe sebep olan şeyden kurtulabileceğini düşünüyordu.
Başını hafifçe yana eğdi ve Üç Numara’nın İlyara’yı efendisinin önüne bırakışını izledi.
“Yap,” dedi efendisi, dudaklarında belli belirsiz bir gülümsemeyle, ardından tahtında geriye yaslandı.
Üç Numara, İlyara’nın başındaki torbayı çıkarıp bir kenara attıktan sonra cebinden küçük bir şişe çıkardı. İlyara’nın yanına çömeldi, şişeyi burnuna yaklaştırdı. Ardından ayağa kalkıp birkaç adım geri çekildi ve tam arkasında durdu. Hançeri elindeydi, hareketsizce bekliyordu.
Arın, kabzanın üzerinde duran parmaklarının titrediğini hissetti. Sanki eli, kendisinden bağımsız bir şekilde kılıcı kınından çekmek istiyordu.
Bir an için… gerçekten çekeceğini düşündü.
Hemen elini kabzadan çekip arkasına aldı.
İlyara hafifçe inleyerek gözlerini araladı. “Ah… başım,” diye mırıldandı; yerden doğrulup oturmaya çalışırken bir an sendeledi.
“Kadim’in gölgesi bu mu?” dedi efendisi ve kahkaha attı.
Arın, onu uzun zamandır ilk kez bu kadar sesli gülerken duyuyordu.
İlyara elini başına götürüp bakışlarını efendisine çevirdi. Arın olduğu yerde kıpırdandı.
“S-sen de kimsin?” dedi İlyara; sesi hâlâ bulanıktı ve bakışları odanın içinde dolaşırken nerede olduğunu anlamaya çalıştığı açıkça görülüyordu.
“Neredeyim ben—” diye devam etti, ancak gözleri Arın’la buluştuğu anda sözleri yarım kaldı.
“Arın… iyisin,” dedi ve yüzünde beliren o kısa rahatlama, Arın’ın içinde açıklayamadığı bir hareketlenmeye neden oldu; ayağa kalkmaya çalıştığı anda ise arkasındaki adamın onu omzundan bastırarak yeniden yere ittiğini gördü.
Arın, ne yaptığını fark etmeden bir adım öne çıktı, ancak hareket ettiğini anladığı anda durdu; bu bir emir değildi ve bedeni kendi kendine hareket etmişti, arkasında tuttuğu eli ise hâlâ hafifçe titriyordu.
“Siz de kimsiniz, benden ne istiyorsunuz?” diye sordu İlyara, bu kez etrafındaki herkese bakarken sesi hâlâ zayıf olmasına rağmen daha net ve kararlıydı.
“Şşş… sakin ol, İlyara,” dedi efendisi ve Arın, onun sesindeki o yumuşaklığın altında gizlenen keskinliği hemen tanıdı.
“Adımı nereden biliyorsun… hanımefendi—” diye başladı İlyara, ancak cümlesi tamamlanmadan kesildi.
“Veyra,” dedi efendisi, sesi sonlara doğru neredeyse fısıltıya dönüşürken bakışlarını İlyara’nın üzerinde sabitledi.
“Adından daha fazlasını biliyorum,” diye devam etti Veyra, ardından bakışlarını yavaşça Arın’a çevirdi.
“Ona neden Arın diye seslendin?” diye sordu Veyra; gözlerini ondan ayırmıyordu.
İlyara bir süre sessiz kaldı ve Arın, onun bakışlarının önce efendisi Veyra’ya, sonra tekrar kendisine döndüğünü izledi.
“Benim hakkımda ne biliyorsun—” diye söze başladığı anda Veyra’nın tahtın koluna sertçe vurduğunu duydu; çıkan ses odada yankılanırken Arın’ın dikkati bir anlığına oraya kaydı.
“Önce benim sorumu cevapla,” dedi Veyra ve Arın, onun sabrının ne kadar ince bir çizgide olduğunu hissedebiliyordu.
İlyara sonunda tekrar ona baktı, sonra bakışlarını Arın’a çevirdi; o kısa an, Arın için gereğinden uzun sürdü.
“Bana adını söylemeyince ona bir isim verdim,” dedi ve ardından, sanki özellikle vurgulamak ister gibi ekledi: “Arın.”
İsmi duyduğu anda, Arın’ın kalbi tekledi.
“Ona Arın dememe bir şey demedi,” diye devam etti İlyara.
Veyra’nın parmaklarının tahtın kollarını daha sıkı kavradığını gördü.
“Ya… öyle mi?” diye sordu Veyra. Arın, onun gözlerini hâlâ kendi üzerinde tuttuğunu fark etti.
Veyra başını çok az yana eğdi, dudaklarının kenarında beliren o ince gülümseme bu kez daha uzun sürdü ve sanki duyduğu cevap, beklediğinden farklı bir şeyi doğrulamış gibi görünüyordu.
“Demek… ona bir isim verdin,” dedi yavaşça; sesi ne yüksek ne alçaktı ama odanın içindeki herkesin üzerine çöken bir ağırlık taşıyordu.
Parmaklarını tahtın kolunda hafifçe oynattı, ardından bakışlarını İlyara’ya çevirerek konuşmaya devam etti.
“İsimler… bağ kurar,” dedi.
Arın, bu sözlerin anlamını tam olarak çözemezken içinde bir şeyin huzursuzca hareket ettiğini hissetti ve bunun nedenini anlayamamak, o huzursuzluğu daha da büyütüyordu.
İlyara kaşlarını hafifçe çattı, yüzünde beliren ifade bu sözleri anlamaya çalıştığını gösteriyordu ama aynı zamanda temkinliydi; bakışları bir anlığına Arın’a kaydı, ardından tekrar Veyra’ya döndü.
“Bağ mı?” diye sordu İlyara.
Veyra’nın gülümsemesi bu kez biraz daha belirginleşti.
“Evet,” dedi, “birine isim vermek, onu çağırabilmek demektir… onu tanımlamak, sınırlarını çizmek… ve bazen, ona ait olmayan bir şeyi ona aitmiş gibi yerleştirmek.”
Bu sözler söylenirken Veyra’nın gözleri bir an bile Arın’dan ayrılmadı.
Arın, bu bakışın neden kendisini hedef aldığını anlayamıyordu ama içgüdüleri bu durumun doğru olmadığını söylüyordu; buna rağmen hareket edemiyor, yalnızca olduğu yerde durup dinlemeye devam ediyordu.
“Sen,” dedi Veyra, bu kez doğrudan İlyara’ya bakarak, “ona bir isim verdin… ama onun ne olduğunu biliyor musun?”
İlyara’nın yüzündeki ifade sertleşti; bu soruya cevap vermek istemediği açıktı, ancak geri de çekilmedi.
“O bir… Morhena,” dedi İlyara; kelimeyi söylerken sesi tam oturmamıştı ama geri de çekilmedi.
“Evet,” diye onayladı Veyra, dudaklarındaki gülümseme bir an bile kaybolmadan, “bir Morhena…”
Ardından elini hafifçe kaldırarak odadaki üniformalı adamları işaret etti.
“…onlar gibi.”
İlyara’nın bakışları istemsizce diğer üniformalıların üzerinde dolaştı; birinden diğerine geçti, sonra yeniden Veyra’da sabitlendi.
“Bu Morhena tam olarak nedir?” diye sordu, bu kez daha hızlı ve doğrudan.
Veyra bu soruya gülümsedi; bu gülümseme diğerlerinden farklıydı, içinde hafif bir eğlence barındırıyordu.
“Onlar…” diye başladı, kısa bir duraklamanın ardından, “aslında birer ölü,” dedi ve bu cümlenin sonunda alçak bir kıkırtı bıraktı.
İlyara’nın oturuşu aniden dikleşti; bu hareket, arkasında duran Üç Numara’yı da harekete geçirdi ve adamın bakışları bir an bile İlyara’dan ayrılmadı.
Bu bir tehditti.
Ama kime yönelik olduğunu anlayamıyordu. Ve bunu anlamaya çalışması gerekip gerekmediğinden de emin değildi. Çünkü önemli olan şey her zaman aynıydı.
Emirler.
Arın bakışlarını yeniden Veyra’ya sabitledi ve hiçbir şey söylemeden, olduğu yerde durup olanları izlemeye devam etti.
“Ölü mü?” diye sordu İlyara; bakışları Arın’ınkine kilitlenmişti ve bu bakışta anlamlandıramadığı bir şey vardı. Odada kısa ama ağır bir sessizlik oluştu.
“Bir Numara, gel,” dedi Veyra ve bu söz, odadaki o garip sessizliği tek hamlede parçaladı.
Arın tereddüt etmeden öne çıktı ve efendisinin önünde diz çöktü; bu hareket düşünülmemişti, yalnızca yerine getirilmişti ve bu yüzden doğruydu.
Veyra elini uzatarak Arın’ın yüzünü kavradı, ardından onu kendine doğru çekip dudaklarını onun dudaklarına bastırdı.
Arın, efendisi tarafından öpülürken arkasında İlyara’nın nefesinin bir an kesildiğini duydu ve bu ses, beklenmedik bir şekilde dikkatini dağıttı; kalbinin anlık bir sıkışmayla kasıldığını hissetti ama buna rağmen bedenini hareket ettirmedi, yalnızca olduğu yerde sabit kaldı.
Veyra’nın eli bu sırada ceketinin içine kaymıştı; parmaklarının hançerini bulduğunu fark etti.
Hançeri çıkarırken dudakları hâlâ onun dudaklarındaydı. Sonra, hiçbir uyarı vermeden, dudaklarını onunkilerden ayırdı.
Arın’ın başını sert bir hareketle İlyara’ya doğru çevirdiğinde, bakışları istemsizce onun üzerine kilitlendi.
Ve hançeri, tereddüt etmeden, art arda göğsüne sapladı.
Arın metalin bedenine girişini hissetti; acı olması gereken yerde sadece bir boşluk hissi vardı.
“Hayır!” diye bağırdı İlyara ve ayağa kalkmaya çalıştı; ancak arkasındaki adam omuzlarından bastırarak onu tekrar yere itti.
Arın, onun çırpınışını gözlerini ayırmadan izledi; bu çabanın neden kendisine yöneldiğini anlayamıyor, bu tür bir tepkinin onunla ilgili olmaması gerektiğini biliyordu.
Neden onun için çabalıyordu?
Oysa ki… ondan kurtulmak istemişti.
“Sakin ol,” dedi Veyra, Arın’ı bırakarak ve sakince geri çekildi. “O zaten ölü, hiçbir şey hissetmez.”
Arın tamamen ayağa kalkmıştı; eski yerine geçti, ancak bakışlarını bir an bile İlyara’dan ayırmadı.
“Hissetmediğinin farkındaydım,” dedi İlyara, sesi artık bulanık değildi, “ama bunu ona yapmak zorunda da değildin,” diye ekledi sert bir tonla ve bu sözler, odadaki herkesin duyabileceği kadar net çıktı.
Arın, İlyara’nın gözlerinde anlık bir kırmızı parıltı belirdiğini fark etti ve hemen ardından ellerinde kıvrılan siyah dumanları gördü.
Bedeni bu değişime gecikmeden tepki verdi; eli aniden kılıcının kabzasına gitti, parmakları metali kavradı ve bakışları istemsizce bir an efendisine, ardından tekrar İlyara’ya kaydı.
Tehdit neredeydi?
Bu sorunun cevabı net değildi.
Çünkü bir taraf korunması gereken şeydi… diğer taraf ise uzaklaşması gereken.
Ama hangisi hangisiydi, bunu ilk kez ayırt edemedi.
Ve Arın, kılıcını çekmeden önce, neyi hedef alması gerektiğini bilmediğini fark etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

54okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18