37. bölüm · İlyara: Kayıp His

37.Bölüm: İz

Meibye .

Hayır!
Hayır mı?
İlyara gülümsedi.
Ardından karanlıkta ilerlemeye başladı. İlerledikçe karanlık onu içine çekiyordu. Elna’nın yıllarca içinde biriktirdiği yabancı anılar ve duygular arasında ilerlerken onlarla savaşmak zorunda kalıyordu. Bir anda acı içinde kıvranan birinin hislerini taşıyor, başka bir an öfkeden çıldırmış bir askerin duygularını hissediyordu. Bazen insanların deliliklerine, bazen de sevgilerine tanık oluyor; onların anılarını izliyordu.
Burada kalmaya devam ederse kendini kaybetmekten korkmaya başladı.
Ya Kadim’in zihninde kaybolursa?
İlyara kendini toparlayarak yabancı hislerden ve anılardan olabildiğince uzaklaşmaya çalıştı. Elna bu ağır yükleri nasıl taşıyabiliyordu? Hem de bir bağ anlaşması olmadan.
Çok acı verici olmalı, diye düşündü İlyara.
Bu durumda Elna’nın kendi anılarına nasıl ulaşacaktı?
Ulaşamazsın.
Elna’nın sesi İlyara’nın zihninde yankılandı. Ardından kahkahasını duydu.
Sen hiç kimsesin.
“Sen öyle san,” dedi İlyara.
Yıllardır insanların onun hakkında söylediklerine karşı çıkmamıştı ama artık bu durumdan çok sıkılmıştı. Kendisini her zamankinden daha cesur hissediyordu. Ayrıca intikam istiyordu.
“Hiç kimse olan sensin,” diye devam etti.
Sence bu benim umurumda mı? İnsanların zihninde istediğim gibi görünebilirim.
“Sen sahtesin.”
Kapa çeneni!
“Yapayalnızsın,” diye devam etti İlyara.
Hayır, yalnız olan sensin.
“Ben mi yalnızım?” derken olduğu yerde durdu. “Arın!”
“Buradayım, İlyara,” dedi ses.
“Gördün mü?” dedi İlyara. “Yalnız olan ben değilim.”
Şimdilik.
“Ama sen hep yalnızdın.”
Değildim.
Elna’nın sesinde ilk defa hüzün hissetti İlyara. Bu hüznün peşine takılarak koşmaya başladı.
Bırak onun peşini!
İlyara, Elna’nın çığlığını görmezden gelerek koşmaya devam etti ve bir anda kendini dar bir sokakta buldu.
“Yapmayın!”
Küçük bir kızın sesini duyduğunda ona döndü.
Bu küçük kız Elna olmalıydı.
Küçük Elna kollarını iki yana açmış, arkasında korkuyla sinmiş köpeği korumaya çalışıyordu. Önünde ise kendisinden büyük üç erkek çocuk duruyordu. En öndeki çocuk elindeki tahta kılıcı havaya kaldırdı.
“Elna, önümden çekil,” dedi tahta kılıçlı çocuk. “O bizim tavuğumuzu öldürdü.”
“Yavrularına götürüyordu,” dedi küçük Elna. Bakışlarını bir an olsun çocuktan ayırmamıştı.
“Umurumda değil,” dedi çocuk ve Elna’yı itti. Elna yere düşerek acıyla tısladı.
“Sana önümden çekil demiştim. Onun yüzünden babamdan dayak yedim.”
Ardından başka bir çocuk köpeğe tekme attı. Köpek acıyla havladı.
“Yapmayın!” diyerek köpeğin üzerine kapandı Elna.
“Çekil onun üzerinden, yoksa sen de dayak yersin,” dedi tahta kılıçlı çocuk.
İlyara çocuklara seslenmek istedi ama hemen vazgeçti. Çünkü bunların hepsi birer anıydı.
Küçük Elna bakışlarını yerdeki köpeğe çevirdi. Zavallı köpek acıyla inliyordu. İlyara, köpeğin korkusunun bir anda kaybolduğunu hissetti. Bunu Elna yapmış olmalıydı. Duygular bir anda öylece yok olmazdı.
Küçük Elna ayağa kalktı ve hızla kılıçlı çocuğun üzerine atıldı. İkisi birlikte yere düştü.
“Onu korkuttun,” dedi küçük Elna, çocuğun üzerine otururken. “Nasıl bir duyguymuş, hisset.”
Ardından çocuğun başını küçük ellerinin arasına alıp yüzünü kendisine çevirdi.
Çocuk bir anda çığlık atarak küçük kızı üzerinden attı. Ardından yerde geri geri sürünerek korkuyla ondan uzaklaşmaya başladı.
Diğer çocuklar şaşkınlıkla, çığlık atarak kaçan arkadaşlarının peşinden koştular.
“Elna!”
Bir kadın Elna’nın yanına geldi ve ona bir tokat attı.
“Sana bu gücü kullanma demedim mi?” diyerek onu sarstı.
“Ama anne…” derken ağlamaya başladı Elna. “… onu öldüreceklerdi,” diyerek köpeği parmağıyla gösterdi.
Kadın yaralı köpeğe baktıktan sonra Elna’ya sarıldı.
“Ama yine de kullanmamalısın,” diyerek ağlayan Elna’nın saçını okşadı. “Bu güç, çok tehlikeli.”
“Hayır, değil,” dedi küçük Elna.
Kadın sarılmayı bırakıp Elna’yı kendinden biraz uzaklaştırdı.
“Durmazsan seni ele geçirecek.”
Anımdan defol!
Elna’nın sesiyle etraf tamamen karardı. Fakat İlyara, karanlığın içinde yeniden yürümeye başladı.
Ne bulmayı umuyorsun?
O da bilmiyordu.
Boşa çabalıyorsun.
Belki de.
“Hep böyle yardımsever miydin?” diye sordu İlyara.
Elna alaycı bir şekilde güldü.
Bu yardımseverlik değil, dedi Elna. Bu tamamen saflık. Annemi dinlemeliydim.
İlyara bu kez Elna’nın pişmanlığını hissetti ve onun da peşine takıldı.
Peşinden koşmayı bırak!
İlyara’nın ayağının altındaki zemin bir anda kaydı. Karanlık yavaşça çözülürken ışık kısa bir anlığına gözlerini kamaştırdı.
“Burada öleceğiz.”
İlyara arkasını döndüğünde bir ağaca yaslanmış, yaralı bir Taşkan gördü. Gri zırhı neredeyse parçalanmıştı.
“Sakin ol,” dedi bir kadın.
Bu Elna’ydı. Genç bir kadın olmuştu ve üzerinde gri bir zırh vardı. Elinde ise kanlı bir kılıç tutuyordu.
Bu dünyada kadınlar da asker olabiliyor muydu? Bunu ilk kez görüyordu.
“Bana sakin ol deme!” diye bağırdı adam. “Yanımıza şifacı almadan çıkmayalım dedim sana.”
“Haklısın ama şifacıyı bekleseydik çocukları kurtarmaya vaktimiz olmazdı,” diye savundu kendini Elna.
“Gücüne güvendin, değil mi?” dedi adam. “Duyguların gücü mü olurmuş?”
Adamın son sözleri küçümseyiciydi.
Elna birden adamın önünde çömeldi ve yakasından tuttu. Ardından sol taraftaki çalılıkları gösterdi. Sanki... orada bir şeyler vardı.
“O küçümsediğin gücüm olmasa o çocuklar orada sakince duramazlardı,” dedi Elna sinirle. “Bağırıp ağlarlarsa bizi bulurlar.”
“Seninle ekip olmasaydım keşke,” dedi adam.
“Ne?”
Elna olduğu yerde hafifçe geri çekildi.
“Ateş gücü olan ya da su... Ne bileyim, duygu saçmalığı olmayan herhangi biriyle olsaydım keşke,” diye devam etti adam.
“Öyle mi?”
“Öyle,” dedi adam.
“İyi. Burada kal,” dedi Elna ve arkasını döndü.
Çocuklara doğru ilerlerken adam arkasından bağırdı.
“Beni burada bırakamazsın!”
Elna yürümeye devam etti.
“Hey!”
İlyara, Elna’dan yükselen öfkeyi hissedebiliyordu.
Elna hızla arkasını dönerek adama doğru koştu. Yanına çömelip yakasından tuttu ve kendine çekti.
“Bana olan nefretini hissedebiliyorum,” diye fısıldadı adamın kulağına.
Gözleri yavaşça kırmızıya büründü.
“Benim nefretimi de hissetmek ister misin?”
Elna bu sözleriyle bacağına bağlı hançeri çıkardı ve adamın bedenine sapladı.
“Ah!”
Adam acıyla çığlık atmaya başladı.
“Sana susmanı söylemiştim,” dedi Elna, adamın ağzını eliyle kapadı ve kıkırdamaya başladı.
Ardından hançeri adamın boğazına saplayıp çekti, sonra yeniden sapladı. Bir kez daha saplayacakken adam yere yığıldı. Gözleri açıktı ama artık nefes almıyordu.
Elna bir süre donup kaldı. Sonra kanlı ellerine baktı. Elleri titrerken gözyaşları görüşünü iyice kapatıyordu.
“Ne yaptım ben?” diye fısıldadı Elna.
İlyara, çalılıklara saklanmış çocukların bütün bu dehşete şahit olduklarını fark etti. Ancak çocuklar hiçbir şey olmamış gibi, duygusuzca Elna’ya bakıyordu.
Gördüklerinden memnun musun?
“Çocuklara ne yaptın?” diye sordu İlyara sinirle.
Ne mi yaptım? Onları ölümden korudum!
“O çocuklara ne oldu?” diye sordu İlyara.
Bir süre Elna’dan cevap gelmedi.
Ailelerine kavuştular ve onlar da beni şikâyet etti.
“Neden kan bağı anlaşması yapmadın?”
Adamın dediklerini duymadın mı? Herkes bizim gücümüzü küçümsüyor. Şimdi ise korkuyorlar, dedi Elna, sesinde gurur vardı.
“Ahh!”
Elna’nın çığlığı ve acısıyla birlikte İlyara, Elna’nın zihninden savruldu ve kendini bir anda Konsey’in yemek salonunda buldu. Ardından yere düşen bir bıçağın sesi salonda yankılandı. Boğazındaki sızıyı hissedince elini boynuna götürdü. Acıyla tıslayarak elini hızla geri çekti ve parmaklarına bulaşan kana baktı.
Biri boğazına kesik mi atmıştı?
Ne olduğunu anlamaya çalışarak etrafına baktığında Elna’nın göğsüne saplanmış kılıcı fark etti. Kılıç göğsünün tam ortasına saplanmıştı ve kalbine çok yakın görünüyordu.
Elna, önünde başını yere eğmiş bir şekilde acıyla sızlanıyordu.
“İlyara ölemez.”
Arın’ın sesini duyduğunda İlyara başını kaldırdı. Arın ise sapladığı kılıcı biraz daha derine itti.
“Lanet kukla,” diye küfretti Elna. “Gücümden nasıl kurtulursun?”
“Senden de kurtulacağım,” dedi Arın. Sesindeki nefreti İlyara hissedebiliyordu.
Ama nasıl?
Arın’ın duyguları geri mi geliyordu?
“Sana ihanet edecek,” dedi Elna, İlyara’ya bakarak.
Arın kılıcı biraz daha derine sokacakken İlyara elini kaldırarak durmasını işaret etti.
“Neden?”
Sebebini çok merak ediyordu. Elna, ihanete takıntılıymış gibi sürekli bundan bahsediyordu.
Elna, Arın’ın sapladığı kılıcı çıplak eliyle kavrayıp öne doğru çekmeye başladı. Kılıcı çekerken avucu da kesiliyordu.
“Ne yapıyorsun?” diye bağırdı İlyara, inanamayarak.
Elna, İlyara’ya nazikçe gülümsedi. İlyara bu gülümsemeyi daha önce onda hiç görmemişti.
“Ölmeliyim,” dedi. “Benden uzaklaş, benim gibi olmak istemezsin.”
Arın bir anda kılıcı daha derine sapladı ve hızla çekti.
“Seni manipüle etmesine izin verme,” dedi Arın, duygusuz bir tonda.
Elna sızlanarak yere yığıldı. Beyaz zemin kanıyla boyanırken yan yatmış bir şekilde elleriyle yarasını tutuyordu.
“Loren,” diye fısıldadı Elna, inleyerek.
Loren de kim?
Arın kılıcını havaya kaldırdı ve Elna’ya doğru hamle yaptı. Fakat Elna’nın bedeninden siyah dumanlar bir anda patlayarak etrafa savruldu. Patlamanın etkisiyle Arın, odanın açık kapısından koridora doğru savruldu. İlyara ise birkaç santim sürüklenirken Elna’dan savrulan dumanlar ona doğru hücum etmeye başladı.
Bu sıradan bir duman değildi; duygulardı… Kadim’in yıllarca içine hapsettiği kayıp hislerdi.