44. bölüm · İki Deli Bir Dünya

Yüzyılın Düğünü 🌸

Nermin Rüya.

Yazarın Anlatımıyla

Altı aylık askerlik nöbeti bitmiş, vatan görevi alnının akıyla tamamlanmıştı. Ama Yılmaz ailesi ve mahalle halkı için asıl "büyük görev" şimdi başlıyordu. Çünkü Yılmaz sokağı, tarihinin en kırılmalı, en gürültülü ve en görkemli gününe uyanmıştı.

Bugün... Mina ile Kaan, İdil ile Berk, Beren ile Ozan aynı gün, aynı kır bahçesinde hayatlarını birleştiriyordu! Yüzyılın Üçlü Düğünü başlıyordu.

Kır bahçesi adeta bir masal diyarına çevrilmişti. Beyaz ışıklar, begonviller, devasa bir sahne ve pistin hemen kenarında Yılmaz ailesinin şeref masası...

Gelinler yan yana durduğunda bahçedeki tüm gözler onlara kilitlendi. Mina, kırık beyaz, tül detaylı son derece zarif ve asi bir gelinliğin içindeydi; adeta bir fırtına prensesi gibiydi. İdil, omuzları açık, Helen model elbisesiyle tam bir peri kızıydı. Beren ise prenses kesim, ışıl ışıl gelinliğiyle adeta parıldıyordu.

Damatlar tarafı ise jilet gibi smoking takımlarıyla yan yana dizilmişti. Ozan heyecandan yerinde duramıyor, Berk papyonunu düzeltirken elleri titriyor, Kaan ise elleri cebinde, bakışlarını bir saniye bile Mina’dan ayırmıyordu.

Peki siz okuyucular hazır mısınızz

𓆩❤︎𓆪

Pistin ışıkları hafifçe karardı. Orkestra ilk notaları vurmaya başladığında, üç çift aynı anda piste adım attı.

Kaan ve Mina... Derin, romantik bir keman melodisi yükselirken Kaan, Mina’nın belini sıkıca kavradı. Mina ellerini Kaan’ın boynuna doladı. Kaan eğilip fısıldadı: "Hatırlıyor musun fırtına? Dün gece gibi... Sürekli kaçıyordun benden, oklavayla kovalıyordun." Mina gülümsedi, gözleri Kaan’ın gözlerinin içinde kayboldu. "Sana kaçıyordum Bay Egonuz... Bütün yollarım sana çıkıyordu, farkında değildim sadece." Kaan onu kendi etrafında yavaşça döndürüp tekrar göğsüne çekti. Rüzgar tüllerini savururken, ikisi de fırtınanın en güvenli limanında dans ediyordu.

Berk ve İdil... Pistin diğer tarafında Berk, İdil’in ellerini sanki paha biçilmez bir porselen tutuyormuş gibi narince tutmuştu. "İdil," dedi Berk, gözleri dolarak. "Şu an kalbim o kadar hızlı atıyor ki, botanik biliminde bu ritme uygun bir bitki türü yok." İdil kahkahayı bastı, başını Berk’in göğsüne yasladı. "Seni bu halinle seviyorum şapşal. Salınmaya devam et, ayağıma basma yeter!"

Ozan ve Beren... Ozan ise dans ederken bile rahat durmuyordu! Beren’i kucağına alıp kendi etrafında döndürüyor, kulaklarına komik şeyler fısıldayıp Beren’i kahkahalara boğuyordu. "Jelibonum," diyordu Ozan, "Gördün mü? Kazandık kupayı! Bu pistin en tatlı çifti biziz!"

𓆩❤︎𓆪

İlk dansların o romantik havası bittiği an... Davul ile zurna bahçeyi inletmeye başladı!

İşte o an, romantizm yerini Yılmaz ailesinin değişmez kuralına bıraktı: Sınırsız Eğlence!

Sahneye ilk fırlayan tabii ki Ozan oldu! Elindeki mendili havada helikopter gibi çevirerek halayın başını çekti. Arkasına Berk’i, onun arkasına Kaan’ı taktı.

"Çek çek çek! Yılmaz ailesi halayı geliyor!" diye bağırdı Ozan.

Dört yaşındaki Atlas, boynuna taktığı minik takı torbasıyla halayın arasına sızdı. Her mendil sallayandan çaktırmadan 200 lira rüşvet topluyordu! Alparslan ise halayın kenarında durmuş, elindeki not defterine "Halaydaki insan sayısı arttıkça merkezcil ivmenin artışı" üzerine analizler yazıyordu!

Babam Mustafa Bey, bastonunu havaya kaldırıp halayın ortasında oynamaya başladığında salonda alkış tufanı koptu. Kaan ile Berk, Mustafa Bey’i ortalarına alıp omuzlarında taşıyacak gibi oynadılar.

Mina, İdil ve Beren el ele tutuşup halayın diğer ucuna geçti. Gelinliklerin tülleri havada uçuşuyor, konfetiler başlarından aşağı yağıyordu.

Gecenin sonuna doğru, havai fişekler gökyüzünü aydınlatırken Kaan, Mina’yı halayın kalabalığından hafifçe kenara çekti. Bahçenin tenha bir köşesinde, gökyüzündeki ışıklara bakarak Mina’nın elini tuttu.

"Sonsuza kadar fırtınam kalacaksın, değil mi?" diye sordu Kaan, sesindeki o derin aşık tonuyla.

Mina, Kaan’ın yanağına tatlı bir öpücük kondurdu. "Sen de benim sonsuza kadar Bay Egonuz’um kalacaksın."

Sokakta başlayan o hırçın hikaye; tuzlu kahveler, oklavalı kovalamacalar, askerlik nöbetleri ve ikizlerin kaosundan geçip işte bu muhteşem masalla taçlanmıştı. Ve Yılmaz ailesinin kızları, kendi limanlarında sonsuz mutluluğa yelken açtılar.