47. bölüm · İki Deli Bir Dünya
Yılmazlar Kafesi✨
Yazarın Anlatımıyla
Yılmaz ailesinin mahalledeki meşhur mekanı, her sevinçte ve kaos anında sığınılan o güvenli liman: Yılmazlar Kafesi...
Berk’in evdeki sahanda yumurtalı şok bayılmasının üzerinden henüz 24 saat bile geçmemişti. İdil ve Berk, bu muazzam müjdeyi diğerlerine açıklamak için tayfayı kafede toplamıştı. Kafenin en kuytu, en tatlı köşesindeki ahşap masada kahveler söylenmiş, herkes merakla Berk ile İdil’e kilitlenmişti.
Kaan, kollarını göğsünde birleştirmiş, o her zamanki keskin ve zeki bakışlarıyla Berk’in yüzündeki tuhaf kızarıklığı süzüyordu. Mina ise çayından bir yudum alıp İdil’in gözlerindeki o parıltıyı yakalamaya çalışıyordu.
"Eee?" dedi Kaan, tek kaşını kaldırarak. "Acil koduyla bizi kafeye topladınız. Berk, yüzün hâlâ kireç gibi. Şirketin AR-GE sunumunda yine bir kimyasala mı maruz kaldın oğlum?"
"Yok bro," dedi Ozan lafa pat diye atlayarak. Cebinden çıkardığı renkli jelibonları masaya saçtı. "Ben analizi yaptım! Berk kesin botanik bahçesinde zehirli bir sarmaşık kokladı, İdil de onu iyileştirmek için kafeye getirdi. Doğru söyle Berk, kaç günün kaldı?"
"Ozan bir dur Allah aşkına!" dedi Beren, Ozan’ın kolunu hafifçe dürterek. "Yine saçmalamaya başladın, bırak da konuşsunlar!"
İdil kahkahayı bastı. Yanında oturan Berk’in elini masanın üstünde sıkıca tuttu. Berk derin bir nefes aldı. Heyecandan kravatı olmamasına rağmen boğazını gevşetmeye çalışıyordu.
"Arkadaşlar..." dedi Berk, sesi heyecandan bir oktav ince çıkarak. "Sizi buraya... Hayatımın en büyük, en bilimsel ve en mucizevi olayını açıklamak için çağırdık."
"Müze mi kiraladınız?" dedi Ozan gözlerini büyüterek.
"Ozan dur!" diye uyardı Beren tekrar, gözlerini devirerek. "Ozan valla sus, vuran olursan karışmam!"
Mina gözlerini İdil’e dikti. İdil’in elini karnına doğru hafifçe koyduğunu gördüğü an... Mina’nın gözleri yuvalarından fırladı!
"İdil..." dedi Mina, sesi titreyerek. "Yoksa...?"
İdil kocaman gülümsedi. "Evet fırtına... Bizim küçük botanikçi yola çıktı. Hamileyim! Teyze oluyorsunuz!"
Masada bir anlığına zaman durdu.
Mina yerinden fırlayıp çığlık atarak İdil’in boynuna sarıldı! "İDİL! İnanmıyorum! Teyze oluyorum!"
Kaan, şaşkınlıkla sandalyesinde dikleşti. O karizmatik, her şeyi öngören CEO duruşu bir anda yerini kocaman, içten bir tebessüme bıraktı. Ayağa kalkıp Berk’e doğru yürüdü, adamı omzundan tutup kendine çekti. "Tebrik ederim kardeşim... Ulan baba oluyorsun lan!"
Ve tabii ki... Ozan!
Ozan müjdeyi duyduğu an gözleri parladı. Masadaki bütün jelibonları havaya fırlattı!
"BABA OLUYOR! BİZİM BİLİM ADAMI BABA OLUYOR!" diye bağırdı Ozan, kafedeki diğer müşterilerin şaşkın bakışlarına hiç aldırmadan.
Ozan hızla ayağa kalktı, Berk’i sandalyesinden yaka paça kaldırıp kucağına aldı ve kafenin ortasında kendi etrafında döndürmeye başladı!
"Ozan naptın?! Bırak lan düşeceğim!" diye bağırdı Berk panikle.
"Ulan senin çocuğuna amcalık yapmak bana nasip olacak ya! Çocuk ilk kelime olarak 'Jelibon' demezse ben bu mahalleyi terk ederim!" dedi Ozan coşkuyla.
Beren elini yüzüne kapatıp oturduğu yerde küçüldü. "Ozan! Ozan rezil ettin bizi, indir çocuğu aşağı! Ozan dur diyorum sana!"
Ozan, Berk’i yavaşça yere bıraktı ama durmadı. Kafenin tezgahına doğru koştu. "Herkese benden çay! Arkadaki amca sana da çay! Yılmaz tayfasının ilk bebeği geliyor!"
Kaan, Mina’yı belinden tutup kendine çekti. Mina başını Kaan’ın göğsüne yaslamış, gözlerindeki mutluluk yaşlarıyla İdil ve Berk’e bakıyordu.
"Bak sen Bay Egonuz..." dedi Mina fısıltıyla. "Bizim tayfa gerçekten büyüyor."
Kaan, Mina’nın saçlarına derin bir öpücük kondurdu. "Büyüyor fırtına... Ve bu ailedeki her yeni üye, bizim hikayemizi daha da güzelleştiriyor."
Yılmazlar Kafesi’nde Ozan’ın çılgın bağırışları, Beren’in ona laf yetiştirmeleri, İdil ile Mina’nın sarılmaları ve Kaan ile Berk’in gururlu gülüşleri birbirine karışırken; mahallenin o en güzel masalı, yeni bir canla daha taçlanıyordu.
