65. bölüm · İki Deli Bir Dünya

Okulun İlk Günü

Mavi Sis

Yazarın Anlatımıyla

Mustafa Bey "Son!" dediyse de Yılmazlar familyasında son diye bir şey yoktu! Fırtına bitmez, sadece şekil değiştirirdi.

Ve işte o büyük, o kıyamet gibi gün gelip çattı: Kazım Kaynak Anaokulu'nda İlk Ders Günü!

Sabahın altısında Yılmaz ve Özdemir hanelerinde tam anlamıyla bir seferberlik ilan edilmişti. Minik sırt çantaları hazırlanmış, suluklar doldurulmuş, tulumlar giydirilmişti.

Okul kapısının önü ise kelimenin tam anlamıyla bir komedi sahnesiydi.

***

Diğer veliler çocuklarını öpüp neşeyle öğretmenlere teslim ederken, bizim üçlü çete kapıya adeta barikat kurmuştu.

İdil, kucağındaki minik Toprak’ın sırt çantasını üçüncü kez kontrol ediyordu. "Berk, organik elma dilimlerini sağ cebe koydum değil mi? Bak alerji yapmasın çimler!"

Berk, elindeki mikroskobik büyüteci çantaya sıkıştırmaya çalışıyordu: "İdil merak etme, Toprak’a bahçedeki böcek türlerini sınıflandırması için rehber not da hazırladım."

Diğer tarafta Beren, Ozan’ın bacağına sımsıkı sarılmış Kumsal’ı ayırmaya çalışıyordu.

"Ozan sal çocuğu artık!" diye bağırdı Beren gülmekten kırlarak. "Okul kapısına yapıştın, güvenlik gelip seni tutuklayacak şimdi!"

Ozan gözyaşları içinde Kumsal’ın minik dizlerine öpücükler konduruyordu: "Kumsal’ım! Babanı unutma kızım! Sarışın çocukların yanına oturma! Öğretmen 'resim yapın' derse boks eldiveni çiz!"

Kumsal ise babasının bu dramatik hallerine aldırmayıp elindeki pembe suluğu sallayarak içeri kaçmaya çalışıyordu.

Ve en son... Kaan Özdemir ve Mina.

Kaan, jilet gibi lacivert takımı ve siyah güneş gözlükleriyle okulun bahçe duvarına yaslanmış, elindeki iki minik sırt çantasını tutuyordu. Yüzündeki o soğukkanlı fadesinin arkasında panikten patlamak üzere olan bir baba vardı.

Minik Gece, Mina’nın elini tutmuş bahçedeki oyuncak evlere bakıyordu. Minik Akın ise Kaan’ın pantolon paçasını tutmuş, ciddiyetle babasını taklit ediyordu.

Kaan dizlerinin üzerine çöktü. Akın’ın ve Gece’nin önünde durdu.

"Akın..." dedi Kaan Özdemir, sesi hafifçe titreyerek. "Sınıfta düzeni sağla. Bütçeyi ve oyuncak dağılımını kontrol et. Gece..." Kaan kızının gözlerinin içine baktı. "Fırtına koparma kızım. Öğretmeni üzme."

Gece, Kaan’ın burnuna minik eliyle vurdu. "Tamam babacım!" dedi minik sesiyle.

Mina ise bu hallerini gülerek izledi

"Hadi bırak artık çocukları, içeride öğretmen bekliyor." dedi Mina Akını öperken

Kaan, Gece ve Akın’ı kucağına alıp son kez kokladı. "Sizi çok seviyorum fırtınalarım..."

***

Çocuklar sınıflara girmişti ama babalar elbette eve gitmemişti!

Okulun tam karşısındaki kahvehanenin teras katında, Kaan Özdemir, Ozan ve Berk bir masaya kurulmuştu. Masada çaylar, üç adet askeri tip dürbün ve Kaan’ın getirdiği tablet duruyordu!

Ozan dürbünü gözüne dayamış, bahçeye bakan sınıfın penceresini gözetliyordu.

"Rapor veriyorum!" dedi Ozan heyecanla. "Kumsal şu an oyun hamurundan jelibon yapmaya çalışıyor! Yanına kıvırcık saçlı bir velet yaklaştı... KAAN! BÜYÜTECİ VER! O ÇOCUK KUMSAL'IN HAMURUNA MI DOKUNDU LAN?!"

"Sakin ol Ozan!" dedi Berk, kendi dürbünüyle bahçedeki saksıları incelerken. "Toprak şu an bahçe toprağını analiz ediyor, solucan buldu galiba! Aslan oğlum benim!"

Kaan Özdemir ise tabletten okulun güvenlik kameralarını (nasıl erişim sağladıysa!) izliyordu.

Tablete bakıp gururla gülümsedi. "Akın sınıftaki legoların %70’ini kendi masasına topladı. Gece ise öğretmenin kürsüsüne oturmuş, diğer çocuklara masal anlatıyor. Yönetimi devraldılar."

Tam o sırada arkalarından bir ses gürledi:

"ULAN ENİŞTELER! SİZ BURADA NE ARARSINIZ?!"

Üçü de yerinden sıçradı! Arkalarında babamız Mustafa Bey, elinde bastonuyla dikiliyordu!

Mustafa Bey dürbünleri masadan topladı. "Utanmıyor musunuz lan el kadar çocukları ajan gibi izlemeye?! Düşün önüme, işinize gücünüze gidin! Torunlarım okuyup adam olacak, sizin yüzünüzden sınıfta kalacaklar!"

Ozan panikle Kaan’ın arkasına saklandı: "Mustafa Baba vatan savunması yapıyoruz burada!"

Mustafa Bey bastonunu kaldırdı: "Yürü Ozan! Yürü Kaan! Berk sen de o mikroskobu topla!"

Yine şaşırtmamıştı üçlü.

***

Zil çaldı. Çocuklar kapıdan neşeyle fırladı.

Bizim dördüzler (Gece, Akın, Toprak ve Kumsal) ele ele tutuşmuş, en önde yürüyorlardı!

Gece’nin elinde bir aile resmi, Akın’ın cebinde minik bir araba, Toprak’ın elinde bir kamyon, Kumsal’ın kucağında ise kocaman bir resim defteri vardı.

Ozan koşup Kumsal’ı kucakladı. "Kumsal’ım! Yaralandın mı?! Biri sana laf attı mı?!"

Kumsal babasının yanağını öptü: "Baba! Biz çete olduk!"

Mina ve Kaan birbirlerine bakıp gülümsediler. Kaan, Gece’yi kucağına aldı, Mina ise Akın’ı sarmaladı.

"Demek çete oldunuz fırtına?" dedi Kaan, kızının burnunu okşayarak.

Gece minik ellerini Kaan’ın ceketine koydu, bakışlarını Ozan’ın kızı Kumsal’a ve Berk’in oğlu Toprak’a çevirdi: "Biz Yılmaz çetesiyiz!"

Mustafa Bey bastonuna dayanıp gururla bıyıklarını büktü. "İşte benim genlerim! Okul da bizim, mahalle de!"

Kaan Özdemir, Mina’nın beline sarıldı. Çocukların neşeli çığlıkları arasında karısının kulağına fısıldadı:

"Fırtınam... Galiba bizim hikayemiz daha yeni başlıyor. Bu ikinci nesil bizi çok uğraştıracak."

Mina kocasının gözlerinin içine baktı, o sonsuz aşkla gülümsedi. "Uğraştırsınlar Bay Egonuz... Çünkü seninle olan her kaos, hayatın en güzel masalı."