24. bölüm · İki Deli Bir Dünya

Jelibon

Nermin Rüya.

Ozan’ın "jelibonlu ilan-ı aşkı" ve Beren’in o efsane kıkırdaması kantindeki ana gündem maddemiz haline gelmişti. Masada tam bir bayram havası vardı. Ozan, Beren’in verdiği tarih notlarını göğsüne bastırmış, adeta bir kutsal emanet gibi saklıyordu.

"Yalnız Ozan," dedi Berk, sandalyesinde arkaya kaykılıp esneyerek. "Kız sana 'çok tatlısın' dedi diye hemen düğün salonu bakmaya başlama. Beren nazik kızdır, seni kırmamak için demiştir."

Çoktan bakmaya başlamıştı bile

"Çatla uykucu, kıskanma!" dedi Ozan gururla çenesini kaldırarak. "Aşkımızın temelleri dökülen tarih notları ve jelibonla atıldı bir kere! Sizin gibi pencereye taş atarak romantizm yapmadık biz!"

İdil elindeki çay bardağını masaya vurup gözlerini devirdi. "Ozan, duyan da kızı beyaz atlı prens gibi kurtardın sanacak. Çuval gibi üzerine çakıldın kızın!"

Tam o sırada Kaan, elinde iki tane soğuk içecekle masaya döndü. Birini getirip tam benim önüme bıraktı.

"Al bakalım fırtına," dedi Kaan, her zamanki gibi tek kaşı havada, ukala bir tavırla yanıma otururken. "Sıcak bastı seni, sinir kat sayın yükselmesin."

Bu çocuk neden bana bu kadar iyi davranıyordu derdi neydi

"Bak sen..." dedim kutuyu elime alıp ona şüpheyle bakarak. "Bay Egonuz bana jest mi yapıyor? Zehir falan katmadın inşallah?"

"Aşk olsun fırtına," dedi Kaan kulağıma doğru biraz daha eğilerek. "Seni zehirlersem bu okuldaki monotonluktan kiminle didişerek kurtulacağım? Hem senin o fırtınalı hallerini izlemek hoşuma gidiyor."

İltifat mı etti o az önce kızlar

Yok ben yanlış duydum niye etsin kardeşim bulaşacak insan arıyor sadece

Evet

Kesinlikle

Yanaklarımın aniden ısındığını hissettim ama çaktırmamak için hemen içecekten büyük bir yudum aldım. Kaan’ın bu son zamanlardaki imalı çıkışları, o ukala ama derin bakışları tam anlamıyla sinir sistemimi altüst ediyordu.

Ama kantindeki bu tatlı hava, kapıda beliren o iki gölgeyle anında buz kesti.

Sıla ve Ekin, sanki dedikodu kokusu almış gibi yine kantine süzülmüşlerdi. Dünkü kapak yetmemiş gibi direkt bizim masaya doğru yöneldiler. Ekin’in gözü bu sefer Ozan’ın elindeki tarih notlarına ve Beren’in az önce oturduğu boş sandalyeye kaydı.

"Aaa, bakıyorum da yeni bir ezik transferi daha yapılmış," dedi Sıla, sesindeki o iğrenç kibirle. "Ozan, Beren’i de mi aranıza aldınız? Sizin bu garip kulübe girmek için ezik olmak şart mı acaba?"

Ozan tam ağzındaki bisküviyle laf yetiştirecekti ki Kaan yerinden bile kalkmadan, oturduğu yerden buz gibi bir sesle söze girdi.

"Sıla," dedi Kaan, bakışlarını elindeki kutudan yavaşça Sıla’ya çevirerek. "Sizin bu masaya her gelişinizde kantinin IQ ortalaması gözle görülür şekilde düşüyor. Kendinize bir hayır yapın ve o sığ dünyanıza geri dönün."

Ekin hemen öne atıldı. "Kaan! Sen niye sürekli bu Mina’ların, İdil’lerin tarafındasın ya? Ne buluyorsun bu mahalle kızlarında anlamıyorum ki!"

Orayı bizde çözemedik kokarca

İdil masadan tam fırlayacaktı ki ben kolunu tuttum. Bu sefer sıra bendeydi.

Ayağa kalktım, Kaan’ın yanına geçip kollarımı göğsümde birleştirdim. "Ne mi buluyor Ekin?" dedim, yüzlerine doğru alaycı bir şekilde gülümseyerek. "En azından sizin gibi yapmacık, arkadan kuyu kazan ve millete seviye biçmeye çalışan içi boş tipler değiliz. Kaan da en azından kimin gerçek, kimin sahte olduğunu görebilecek kadar akıllı."

Ben Kaanı mı savundum az önce

Ay beni gömün

Yer yarılsa da içine girsem...

Kaan başını kaldırıp bana baktı. Dudaklarının kenarında o kadar tatlı, o kadar gururlu bir tebessüm belirdi ki, bir an ne diyeceğimi unuttum.

Kaan oturduğu yerden kalktı, tam yanımda durdu. Elini rahat bir tavırla omzuma attı.

Kızlar...

Kalbim çarpıyor

Çıkar beni burdan der gibi

Abartı oldu ama olsun canım

"Mina haklı," dedi Kaan, doğrudan Sıla ile Ekin’in gözlerinin içine bakarak. "Ben seçimimi yaptım. Ve sizin o dedikodu kokan masanızdan milyarlarca kat daha eğlenceli burası. Şimdi daha fazla rezil olmadan başka kapıya."

Sıla ile Ekin, Kaan’ın omzumdaki eline ve bize bakakaldılar. Ekin öfkeyle ayağını yere vurup "İnanılmazsınız gerçekten!" diyerek arkasını döndü. Sıla da arkasından söylene söylene uzaklaşmak zorunda kaldı.

Onlar gidince Kaan elini omzumdan çekmedi, hafifçe eğilip fısıldadı: "Güzel savunmaydı fırtına. Ortaklığımız iyi iş çıkarıyor."

Çok yakın

Yadigar...

Konuyla alakası yok sizde demeyin her şeye yadigarı sokuyor.

Belki de kaçmak içindir...

"Ortaklık deme şuna Bay Egonuz," dedim çaktırmadan omzundaki elini süzerek. "Sadece gıcık tipleri sevmiyorum."

Ozan masanın altından alkış tutmaya başladı. "Helal olsun be! İşte benim tayfam! Yalnız Kaan bro, omzunu biraz fazla benimsedin sanki Mina ablanın?"

İdil de sırıtarak bize bakıyordu. "Katılıyorum Ozan'a. Kaan, elin orada kaldı sanki?"

Kaan hiç bozuntuya vermeden elini çekti, cebine koydu ve o sinir bozucu karizmatik sırıtışıyla yanıt verdi: "Fırtınaya yakın durmak lazım, yoksa rüzgarı insanı çarpar."

Yılmaz ailesinin evindeki kaos bir yana, okulda da rüzgarın yönü tamamen değişmeye başlamıştı. Ve galiba bu fırtına en çok Kaan Özdemir etkisi altına alıyordu.