56. bölüm · İki Deli Bir Dünya
Yeni aile
Yazarın Anlatımıyla
O olaylı, panik dolu ve üçlü hastane operasyonunun ardından geçen 24 saatin sonunda, özel katın geniş dinlenme salonu adeta bir bayram yerine dönmüştü.
Odaların kapıları ardına kadar açıktı. İçeride hafif bir lullaby melodisi çalıyor, hastane odalarını kaplayan taze bebek kokusu, kapı önündeki lohusa şerbetleri ve çiçeklerle birleşip insanı bambaşka bir huzur diyarına çekiyordu.
Mina, İdil ve Beren yataklarında doğrulmuş, kucaklarındaki meleklerine bakarak yorgunluklarını çoktan unutmuşlardı. Damatlar ise ellerinde doğum belgeleri, defterler ve kalemlerle salonun ortasındaki büyük masaya kurulmuştu.
Şimdi sırada hamileliğin başından beri gizli tutulan, üzerine iddialar girilen o büyük ritüel vardı: Bebeklerin İsimlerini Resmileştirmek!
Ozan, masanın başında elinde pembe kaplı bir not defteri ve tüylü bir kalemle dikiliyordu. Yüzünde, babalığın verdiği o tarif edilemez gurur ve gözlerinde hâlâ taptaze duran sevgi dolu bir parıltı vardı.
"Evet Muhterem Yılmaz Ailesi ve Şirketimizin Değerli Kurucuları!" dedi Ozan, sesi odada yankılanarak. "Tarihi an geldi! Bugün bu masada Yılmaz neslinin yeni liderlerinin isimleri kütüğe kazınıyor!"
Beren yatağından Ozan’a doğru tatlı bir tebessümle baktı. "Ozan, kütük mütük deme çocuğa, adam gibi açıkla işte!"
Ozan kucağındaki minik beşiğe doğru yaklaştı. Kız bebek, gipgür siyah saçları ve minicik burnuyla Ozan’ın parmağını sımsıkı tutuyordu.
Ozan, kızının alnına pamuk gibi narin bir öpücük kondurdu. Sesindeki o aşina olduğumuz goygoycu ton bir anda silindi, yerini derin, titreşen bir duyguya bıraktı.
"Bizim kızımızın adı..." dedi Ozan, Beren’in gözlerinin içine bakarak. "Kumsal..."
Masadakiler bir an sessizleşti. Mina gözyaşlarını tutamayarak elini göğsüne koydu.
Ozan devam etti: "Çünkü o, denizle karanın kavuştuğu en güzel yer gibi girdi hayatımıza. Bütün fırtınaları durduran, bize huzur veren o sıcak kıyı oldu... Benim prensesim, Kumsal Kaya."
Beren’in gözlerinden süzülen tek bir damla yaş, kucağındaki Kumsal’ın battaniyesine damladı. "Çok güzel Ozan..." diye fısıldadı Beren. "Çok güzel bir isim..."
Sıra Berk’e geldiğinde, bizim botanikçi cebinden özenle katlanmış, üzerinde bilimsel çizimler olan bir kağıt çıkardı. İdil’in kucağında uyuyan, gürbüz ve sapsarı saçlı oğluna baktı.
"Bizim oğlumuz," dedi Berk, gözlüklerini burnunun üstünde düzelterek. "Sadece güçlü bir ağaç değil, hayatın ta kendisi olsun istedik. Onun adı... Toprak."
İdil gülümsedi, Berk’in elini tuttu.
"Toprak Sarraf..." dedi Berk gururla. "Çünkü toprak sabırlıdır, besler, hayat verir, kökleri derindedir. Bütün ailemizi bir arada tutan o bereketli toprak gibi büyüyecek oğlumuz."
Ozan kenardan hemen söze atıldı: "Vay botanikçi! Toprak dedin, bizim Kumsal’la tam sahil kombini oldular lan! Kumsal ve Toprak! Ama bak Berk, yine uyarıyorum, sadece komşu çocuğu olacaklar!"
"Ozan bir sus ya!" dedi Beren gülerek.
Ve en son... Odadaki tüm gözler, iki beşiğin ortasında duran, bir koluyla Mina’yı sarmış olan Kaan Özdemir'e döndü.
Kaan’ın kucağında sol tarafında minik kızı, sağ tarafında ise oğlu duruyordu. Kaan, Mina’nın saçlarına derin bir öpücük kondurduktan sonra KBO Teknoloji'nin CEO’su olarak değil, hayatının en büyük servetine sahip bir baba olarak konuştu.
"Bizim ikizlerimizin isimleri..." dedi Kaan, sesindeki o karizmatik ve derin tınıyla.
Önce kucağındaki minik kızı gösterdi. Mina ile göz göze geldiler.
"Kızımızın adı Gece..." dedi Kaan. "Çünkü annesinin o asi, fırtınalı ve gizemli gözleri gibi... Karanlığı bile aydınlatan bir Gece."
Sonra kucağındaki minik oğluna baktı.
"Oğlumuzun adı ise Akın..." dedi Kaan. "Çünkü Mina ile benim hikayemiz hep fırtınalı denizlerde başladı. O deniz şimdi bizim oğlumuzda sakin bir limana dönüştü. Gece Özdemir ve Akın Özdemir"
Odadaki herkes bir anlık derin bir duygu seline kapıldı. Babam Mustafa Bey bastonuna dayanarak ayağa kalktı. Bıyıklarını düzeltti, gözlerindeki buğuyu silerek dördünün de başucuna gitti.
"Kumsal..." dedi babam sesi gürleyerek. "Toprak... Gece... Ve Akın..."
Mustafa Bey damatlarına teker teker baktı. "Yılmaz ailesinin yeni fidanları bunlar. Allah nazardan saklasın. Mahallemiz de, yuvamız da şimdi tam oldu işte."
Ozan masanın üstündeki jelibon kutusunu havaya dikip bağırdı: "Dörtüz sayılırlar lan bunlar! Kumsal, Toprak, Gece, Akın! İleride mahallede çete kurup sokakları kasıp kavuracaklar!"
Mina, İdil ve Beren birbirlerine bakıp gülümsediler. Kaan ise Mina’yı daha sıkı sararak kulağına fısıldadı:
"Gördün mü fırtınam? Erik ağacına çarptığımız o geceden, Gece ve Akına geldik."
Mina başını Kaan’ın göğsüne yasladı. "Bizim denizimiz hiç durulmasın Bay Egonuz... Çünkü seninle olan her fırtına, hayatın en güzel masalına çıkıyor."
Hastane odasındaki bebek nefesleri, dışarıdan gelen tatlı yaz rüzgarı ve Yılmaz ailesinin hiç bitmeyen neşesi; Kumsal, Toprak, Gece ve Akının ilk gününe sıcacık bir imza attı.
୨୧ ✿
n.
Tabii ki de bitmedi yeni bölümde görüşmek üzeree 🌸✨
