52. bölüm · İki Deli Bir Dünya
Gece firarı🌖
Yazarın Anlatımıyla
Gecenin saat üç buçuğunda, mahallenin ortasında Kaan’ın siyah lüks arabasının dörtlüleri yanıyordu.
Sokak lambasının altında üç 'Büyük Patron' yan yana dizilmişti. Kaan, deri ceketinin yakalarını kaldırmış, çene kasları gergin halde telefonundan nöbetçi manav arıyordu. Yanında gri pijama altı, deri ceketi ve kafasında ters taktığı kasketiyle Ozan duruyordu. Berk ise aceleden ayağına İdil’in pembe tüylü terliklerini giymiş, gözlerini ovuşturuyordu.
"Kanka," dedi Berk esneyerek. "Ananas (Ananas comosus), Bromeliaceae familyasından tropikal bir meyvedir. Sıcaklık 20 derecenin altına düştüğünde—"
Kaan başını telefondan kaldırıp Berk’e öyle bir baktı ki, Berk lafını pat diye kesti.
"Berk," dedi Kaan, buz gibi bir sesle. "Bana bu meyvenin Latincesini değil, konumunu ver. Mina evde 'Çocuğun için her şeyi yapardın hani köpekk' diye bekliyor. Bana ananas lazım."
Ozan kahkahayı bastı. "Oğlum Kaan... Koskoca holding yönetiyorsun, gece saat üçte 'köpek' damgası yedin ya, benim sana saygım beş kat daha arttı bro!"
"Ozan kapa çeneni," dedi Kaan ters ters. "Sürün arabayı, açık yer bulacağız."
₊˚⊹♡
Arabaya atlayıp şehir merkezine doğru sürdüler. İlk durakları 7/24 açık olduğu iddia edilen büyük bir süpermarketti.
Kaan arabadan fırlayıp otomatik kapıya koştu ama kapı açılmadı. İçerideki görevli çocuk camın arkasından 'kapalı' işareti yaptı. Kaan camı tıklattı.
"Kardeşim!" dedi Kaan, sesini duyurmaya çalışarak. "İçeride ananas var mı?"
Görevli genç şaşkınlıkla baktı. "Abi saat üç buçuk! Kasayı kapattık, ananas ne araması bu saatte?!"
Ozan hemen araya girdi, cama yapıştı: "Kardeşim bak, arkadaki adamı görüyor musun? O adam holding sahibi! Ama şu an karısından azar yediği için hayatta kalma mücadelesi veriyor. Aç şu kapıyı, sana iki bin lira nakit! Bize bir tane ananas ver!"
"Abi valla bitti ananas! Cuma günü gelecek!" dedi çocuk panikle.
Kaan elini alnına koydu. "Cuma mı? Cuma’ya kadar Mina beni bu mahallede yaşatmaz."
₊˚⊹♡
"Geriye tek bir seçenek kalıyor beyler," dedi Ozan, gaza basarak. "Şehrin sebze-meyve haline gidiyoruz! Orada kamyonlar bu saatte boşalıyor!"
Yarım saat sonra halin kapısındaydılar. Etrafta devasa kamyonlar, kasaları taşıyan adamlar ve keskin bir portakal-soğan kokusu vardı.
Bizim üçlü, jilet gibi giyinmiş Kaan’ın liderliğinde kasa yığınlarının arasında ilerlemeye başladı. Tam o sırada bir kabasal hal esnafı, kucağında tahta kasayla önlerinden geçti. Kasa... Tropikal meyve kasasıydı! Ve içinde üç tane devasa, sapsarı ananas duruyordu!
Kaan’ın gözleri parladı. "Buldum."
Adamın önüne geçtiler. Kaan cebinden cüzdanını çıkardı. "Usta. O kasadaki ananaslardan birini bana satıyorsun. Fiyatı sen söyle."
Hal esnafı Hüseyin Dayı, karşısındaki jilet gibi takımlı adama, yanındaki pembe terlikli Berk’e ve sırıtan Ozan’a baktı. "Satılık değil hemşerim. Bunlar lüks bir otele gidiyor, siparişli."
"Usta," dedi Kaan, cüzdanından bir deste banknot çıkarıp adamın cebine koymaya çalışarak. "Hamile karım evde bekliyor. 'Ananas getirmezsen çocuk ananas şeklinde doğar' dedi. Anlıyor musun beni?"
Hüseyin Dayı durdu. Kaan’ın gözlerindeki o çaresiz ama kararlı ifadeye baktı. "Ulan... Benim hanım da hamileyken gecenin köründe canı çağla çekmişti, az daha beni evden atıyordu. Seni çok iyi anlıyorum evlat."
Hüseyin Dayı kasadan en büyük, en sarı ananası alıp Kaan’ın eline tutuşturdu. "Al bunu! Paran da senin olsun. Git karının gönlünü al!"
Ozan hemen atıldı: "Hüseyin Dayı adamsın! Yılmaz ailesinin müstakbel bebeğinin hayatını kurtardın!"
" Sus hadi gidin bakalım"
" Tontonum ya"
" Tövbe estağfurullah "
₊˚⊹♡
Saat sabahın dördü çeyrek geçiyordu.
Kaan, elinde altından bir kupa taşır gibi tuttuğu ananasla yatak odasının kapısını yavaşça açtı.
Mina yatakta doğrulmuş, kollarını bağlamış, gözlerini kapıya dikmiş bekliyordu. Kaan içeri adım attı. Ananası iki elinde tutup Mina’ya doğru uzattı.
"Getirdim fırtına," dedi Kaan, hafifçe gülümseyerek. "Dünyanın öbür ucundan da olsa getirecektim zaten."
Mina, Kaan’ın elindeki ananasa baktı. Sonra Kaan’ın saçlarının dağılmış haline, üzerindeki hafif hal kokusuna ve gözlerindeki o sonsuz sevgiye baktı.
Mina’nın gözleri doldu. Yataktan fırlayıp ananasa değil, doğrudan Kaan’ın boynuna sarıldı!
"Köpek dediğim için özür dilerim Bay Egonuz..." dedi Mina, burnunu çekerken. "Sen gerçekten dünyanın en iyi kocası ve en iyi babası olacaksın."
Kaan, Mina’yı kucağına alıp yatağa kenarına oturttu. Saçlarına derin bir öpücük kondurdu. "Sana söylemiştim fırtına... Benim limanım sensin. O ananas buraya gelecekti."
Aşağıda, sokakta bekleyen arabanın kaputuna oturmuş Ozan ile Berk ise gecenin soğuğunda çay içiyordu.
Ozan gökyüzüne bakıp sırıttı: "Berk kanka..."
"Efendim Ozan?"
"Yarın gece İdil’in canı ejder meyvesi çekerse seni yalnız bırakırım, haberin olsun."
Berk terliklerine baktı ve iç geçirdi: "Ben şimdiden seraları gezmeye başlıyorum Ozan..."
Ve Yılmaz ailesinin sokağı, gecenin dördünde kazanılan bir ananas zaferiyle yeniden tatlı bir uykuya daldı.
