16. bölüm · İki Deli Bir Dünya

Çifte ikiz kaosu

Mavi Sis

Hastaneden eve dönüş yolumuz, babamın arabadaki her kasiste yeniden gözlerini devirmesi ve annemin dikiz aynasından bize adaçayı üflemesiyle geçmişti. Eve adım attığımız an ise şatoya iki yeni veliaht girmiş gibi bir hava esmeye başladı.

Hoşgeldiniz mematiler.

Ne diyebilirim bakmayın aa

Annem, kucağındaki iki mavi pusatlı battaniyeyi salondaki devasa koltuğa rahatça yerleştirdi. Yüzünde doğum yapmamış da sanki bir saatlik yoga seansından çıkmış gibi aşırı huzurlu, aşırı rahat bir ifade vardı.

"Ay Mustafa," dedi annem, koltuğa yayılıp bebeklerden birinin yanağını okşarken. "Bırak artık şu kolonyayı koklamayı. Bak çocuklar senin bu stresli auranı emip çakralarını kapatacaklar. Ne var yani, bir ikiz daha büyütürüz, evde hareket olur."

Evet kızlar. Babam hala şoktaydı

Anam mı doğurdu babam mı belli değil ya

Adam burnuna kolanya sıkacaktı zor tuttuk

Anamsa ne güzel ikizlerim olmuş diye seviniyor tütsü yakıyordu

Babam ise salondaki berjerin üzerine adeta yığılmıştı. Elindeki devasa limon kolonyası şişesini burnuna dayamış, gözleri tavana dikili halde hafif hafif sallanıyordu.

"Nurten..." dedi babam, sesi tıpkı çizgi filmlerdeki hayaletler gibi derinden gelerek. "Ben rüya görüyorum değil mi? Ameliyathanedeki doktor bana şaka yaptı? Evde zaten iki tane fırtına var, şimdi iki tane daha mı geldi? Bir evde dört tane mi ikiz olur Nurten?"

Çok haklısın babacım

Bence sorun sizde

Bizi yapan sizsiniz arkadaş

Ay ne diyorum ben

Konumuza dönelim

İdil’le salonun ortasında dikilmiş, bir koltuktaki aşırı rahat anneme, bir de berjerde helvası kavruluyormuş gibi duran babama bakıyorduk.

"Valla İdil," dedim gözlerimi devirerek. "Şu manzaraya bakınca babam mı doğurdu, anam mı doğurdu belli değil! Annem iki çocuk pırtlatmamış gibi çay istiyor, babam iki saattir Lohusa Mustafa gibi bayılıp duruyor!"

Harbi anamda lohusalık belirtisi yoktu

Ay daha ilk gün ne diyorum ya

Bence babam lohusa olacak

Haklıyım kızmayın

İdil patlayan kahkahasını tutamayıp koltuğun kenarına tutundu. "Mina sus Allah aşkına, babam bir daha bayılacak şimdi! Baba, derin nefes al, kolonyayı burnunun içine soktun!"

"Bırakın koklasın kızım," dedi annem, bebeklerin üzerini örterken gayet sakin bir sesle. "Babanızın eril enerjisi çifte ikiz şokunu kaldıramadı. Baksanıza, bebekler bile babanızdan daha sakin duruyor."

Tam o sırada kucaktaki bebeklerden biri minik bir mırıldanmayla gözlerini açtı, diğeri de ona uyup küçük elini havada salladı.

Babam başını berjerden yavaşça kaldırıp bebeklere doğru baktı. "Şu sol taraftaki bana mı baktı Nurten? Sanki 'Baba yandın sen' der gibi baktı..." dedi ve gözleri tekrar geriye kayar gibi oldu.

"Baba! Sakın bayılma yine!" diye bağırıp hemen babamın yanına koştum, elindeki kolonya şişesini çekip aldım. "Ayağa kalk, iki tane bodyguard geldi eve! Bundan sonra Kaan’la uğraşmak yerine bu ikisini emzikle besleyeceğiz, kendine gel!"

İdil bebeklerin yanına çöküp ikisinin de minik parmaklarını tuttu. "Ablam, bunlara isim bulduk mu biz? Annem kesin bunları da 'Ada' ve 'Çakra' koymaya kalkar, söyleyeyim."

"Yok kızım," dedi annem gururla gülümseyerek. "Birinin adı zaten Atlas’tı, diğerine de Alparslan diyeceğiz. Biri dünyayı taşıyacak, biri de evin huzurunu koruyacak!"

"Evin huzurunu mu?" dedim babama bakarak. Babam yine kolonyaya uzanmaya çalışıyordu. "Annem eve iki tane yeni ordu yetiştirmiş, babam da cephede ilk düşen asker gibi davranıyor. Yılmaz ailesine hoş geldiniz Atlas ve Alparslan bebekler, işiniz çok zor!"