29. bölüm / 33
BERDEL: Benim SeçimimBÖLÜM:27
Bölümler 33Şu an: BÖLÜM:27
- 1 BÖLÜM:1608 kelime
- 2 BÖLÜM:21.550 kelime
- 3 BÖLÜM:31.632 kelime
- 4 BÖLÜM:41.354 kelime
- 5 BÖLÜM:51.161 kelime
- 6 BÖLÜM:61.748 kelime
- 7 BÖLÜM:71.295 kelime
- 8 BÖLÜM:81.111 kelime
- 9 BÖLÜM:91.651 kelime
- 10 BÖLÜM:101.540 kelime
- 11 BÖLÜM:111.768 kelime
- 12 BÖLÜM:121.886 kelime
- 13 BÖLÜM 131.354 kelime
- 14 BERAT1.224 kelime
- 15 BÖLÜM;141.789 kelime
- 16 BÖLÜM;152.167 kelime
- 17 BÖLÜM:161.982 kelime
- 18 BÖLÜM:172.402 kelime
- 19 BÖLÜM:182.424 kelime
- 20 BÖLÜM:192.610 kelime
- 21 BÖLÜM:202.016 kelime
- 22 BERAT:21.754 kelime
- 23 BÖLÜM:212.987 kelime
- 24 BÖLÜM:222.454 kelime
- 25 BÖLÜM:232.753 kelime
- 26 BÖLÜM:242.448 kelime
- 27 BÖLÜM:252.370 kelime
- 28 BÖLÜM:262.408 kelime
- 29 BÖLÜM:272.175 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 BÖLÜM:282.315 kelime
- 31 BÖLÜM:292.347 kelime
- 32 FİNAL2.341 kelime
- 33 Kitabımız Final Olduu!!82 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Biz sesleri duyup hızlıca kalkmış Berat odadan çıkarken bende sabahlığımı giymiş ardına odadan çıkmıştım. Herkes Rojbin hanımın odasının kapısında dururken bende kapısından gördüm. Öylece yatakta yatıyor gözleri açık ama tepki vermiyordu. Sanki o koskaca kadın yıkılmış gibi duruyordu.
Ambulans sesinin gelmesiyle ekipler konağa girmiş bizi odadan çıkartıp, kapıyı kapatmışlar müdahele etmeye başlamışlardı.
Onlar hastaneye giderken bende hızlıca odaya gitmiş üstüme değiştirmiştim. Annemlerle bizi de Mustafa onların ardına hastaneye yetiştirmişti.
Acil kapısına gelmiş bizimkilerin yanına giderken Rojbin hanım içeri alınmış bizde kapıda bekliyorduk. Murat annemlere su almaya giderken bende herşeyin üst üste gelmesiyle fenalaşan annemlerin yanlarına gitmiştim. Zor da olsa Murat'ın getirdiği sudan içtikten sonra bir saatlik bekleyişin ardına doktor gelmişti. Biz hızlıca ayaklanırken doktorun etrafına dizilmiştik.
-Geçmiş olsun, biz elimizden gelen müdaleyi yaptık. İlk yirmi dört saat çok önemli, yoğun bakıma kaldırılacak.
-Ne olmuş doktor anama?
-Sitrese bağlı kalp ritmi bozukluğu ve kısa bir anda olsa beyni oksijensiz kalmış bu yirmi dört saatin sonunda nasıl geri dönüşler alıcaz çok önemli.
Doktor giderken bende olduğum yerde öylece kalmıştım. Bu konağa geldiğimden beri dimdik duran, herkese hüküm geçiren o kadının bu halde olması, içime dokunmuştu.
Rojbin hanım içeriden çıkmış yanındaki hemşirelerle yoğun bakım ünitesine giderken, her zaman dim dik olan o kadının öylece solmasına bakmıştım.
Bizde onun ardına üst kata çıkmış, beklemeye başlamıştık.
Muratla Berat herkese tost ve çay getirirken annemleri de konağa göndermek istemiş ama ikisi de kalmak istemişlerdi.
Ben de kenarda öylece duran Beratın yanına gitmiş güvende hissettiğim o kolların ardında beklemeye başlamıştım. Berat fazlasıyla suskundu. Öylece bir köşede duruyor gibiydi.
Suskun, beyaz iki duvar arasında, hastane ve Beratın kokusunun karışmasıyla geçen saatlerin ardından gün kararmış. Beratlar bizi zorda olsa konağa göndermişdi. Murat ve Berat da orada beklemişlerdi.
Konağa geldiğimizde saat geç olduğu için herkes odasına gitmiş ben de kapımı kitleyip uyumuştum.
Berat olmadığı için uykusuz geçen bir gecenin ardından sabah olmuş her ne kadar kahvaltı sofrası kurulsa da kimse yemeden biz gene hastaneye gitmiştik.
Gittiğimizde doktorların içeride Beratlarınsa dışarıda olmasıyla ben gene Beratın yanına geçmiş kollarının arasına girmiştim.
-Beratımm.
-Söyle güzelim.
-Bir haber var mı?
-Gözlerini açtı kontr...
Beratın devam edemediği lafıyla doktor içeriden çıkmıştı.
-Hastamızın durumu şuan için stabil ancak beyne oksijen gitmediği için konuşma ve yürüme zorlukları çekebilir. Birazdan normal odaya alınır. O zaman görebilirsiniz.
-Ne zaman eve gidebilir doktor?
-Durumu hâlâ da net değil sadece hayati tehlikesi kalmadı bir süre burada kalacak.
Ve ben Asmin Beyzade olarak işte o an anladım ki dediğim dedik, herşeyiyle bir hanım ağa olan o kadın, artık yıkılmıştı.
Rojbin hanım odaya geçerken onun durumunun netleşmesiye erkekler önce konağa sonra da işe gidecekleri için ayrılmışlardı. Odadaysa sadece ben ve annemler kalmıştık. Rojbin hanımın başında bekleyen üç gelini, vaktinde annemlere geldiğimde bana demediğini bırakmayan o kadının başında şimdi sadece hor gördüğü o kadınlar duruyordu.
Rojbin hanım uyanmış konuşmaya çalışıyordu ama bir ses değil de öylesine bir nefes çıkıyordu dudaklarında. Bir süre konuşmayı denemiş ama becerememişti sadece harfler söyleyebilmiş, kelimelere birleşmemişti. O an yanı başında duran benle göz gözle gelmişti. Gözlerinde ne vardı anlam verememiştim. Hüzün, pişmanlık, bir mazinin kapanışı ya da bir hükmün sona erişi.Ama şu kesindi o gözler daha bir gün öncesine ait olan bir hanımağanın gözleri değildi. Geriye kalmış bir kadının bakışlarıydı.
Öylece bana bakıp tekrar birşey söylemeye çalışağı sırada konuştum. Konuşmak istediği çok belliydi ama ağzından belli başlar harfler dışında birşey çıkmıyordu. Onlar da bir nefes değilde öylece çıkan birer fısıltı hatta belki de sadece nefes kırıntısı gibiydi. Çok fazla yanında olmadıkça duyulamaz hale gelmişti.
-Yormayın kendinizi.
Sesiyle konağı inleten o kadın ilk defa susmuştu. Ya da susmaya mahkum kalmıştı.
Aradan bir hafta geçmişti.
Hejanın cenazı, Rojbin hanımın hastaneye kaldırılması derken konağa ya da hastaneye sürekli baş sağlına ya da geçmiş olsuna ziyarete gelenler oluyordu. Bugün Hejanın ölümünün ardından gelen yedinci günde onun adına mevlüt okutulacaktı konakta. Rojbin hanımsa bugün konağa getirilecekti. Bir hafta boyunca başında sürekli birileri durmuştu artık zorda olsa konuşuyor, kendi başına olmasa da birilerinin yardımıyla yürüyebiliyordu. Konakta Mevlüt okutulmaya başlarken Rojbin hanım gelmiş Murat onu odasına çıkartırken bende kapıda duran Beratın yanına gitmiştim.
-Beratım. İyi misin?
-İyiyim Asminim
Beratın sesi çökmüş, yorgunlukla konuşan bir haldeydi. İyiyim dese bile iyi olmadığı belliydi.
-Doktor birşey dedi mi?
-Stresten uzak duracak, her an yanında biri olacak yalnız kalmayacak, tekrar riski varmış.
Beratın dedikleriyle ben ona bakarken kalabalık olan konakta kapının önünde durmak istemeyip odaya geçmiştik.
-Beratım, çok yorguldun, bir duş al da kendini toparla.
-Alırım güzelim.
Beratın durgun haliyle ona ufak bir öpücük verip tekrar konuştum.
-Ben misafirlerin yanına gidiyim, sende hazırlanıp gel ayıp olmasın.
-Amcam birşey dedi mi?
-Yok görmedim de zaten, erkeklerin odasındaydı.
-Tamam kadın, sen git ben gelirim.
Ben odadan çıkıp içeriye geçerken kızlar yemekleri dağıtıyordu. Ama oda mevlit odasından ziyade dedikodu odasına dönmüştü. Kadınların yarısı Rojbin hanımın çöküşünü yarısı Hejanın kaçtığına dair olan dedikuduları konuşuyordu.
Ortam gerçekten de iyice berbat bir hal almıştı. Hejayı bile herkes burda öldü bilirken kıza dua okumak yerine dedikodusunu yapmak daha kolaylarına gelmişti. Onun buradan kurtulduğuna bu ortamı görünce bir kez daha sevinmiştim.
Herkesin laf edişleriyle gün sonunda bitmiş. Sadece ailecek kalmıştık. O esnada annesiyle beraber kendide çöken Asaf ağa konuştu.
-Ağalar yarın topalanacak!
-Acele değil mi bey, olanlar ortada değil mi?
-Öyle uygun görüldü! Ona göre hazırlık edesiniz!
-Tamam.
Berfin ananın itiraz etmeye bile sesi çıkmamış öylece kabullenmişti. Bizde odaya geçerken suskun olan Berat'a karşı yanına gidip konuştum. Onu böyle hiç bir zaman görmemiştim.
Elim Beratın sakallarında oynarken bense yanında oturmuş ona bakıyordum.
-Beratım.
Beratın bakışları buruk bir tebessümle bana dönmüştü. Ama sonra bakışlarını tekrar çekip konuştu.
-Biliyor musun kadın...
-Neyi?
-Babam öldüğü gün de böyleydi burası.
Ben cevap verememiştim Beratın sakalındaki elim hafifçe göğsüne kaydı, kalp atışlarını ilk defa bu denli hissettim.
-Hastane önü, o kapılar, oranın kokusu sanki herşey aynıydı o günkü gibi. Bir anda o zamana gitmiş gibi oldum. Ben o sandalyeye yeni oturmuşum gelen geçen acıyan gözlerle bakıyor. Babam içerde öylece yatıyor, ağlayamıyorsun bile öyle bir suskunluk var. Onu bozan tek şey "Ağanın oğlu ağlamaz" Sözleriydi.
Berat bir an için susmuştu. Konuşamadı. Konuşamadı. Sonra devam etti.
-Son zamanıydı biri içeri girecek dendi. Babam beni istemiş yanına, ilk defa o sandalyede gördü beni ama o diğerleri gibi bakmıyordu, acımıyordu bir süre öylece baktı, "Ağalık insana yük olmaz oğlum" Dedi "İnsanı ezmezsen, herkese kol kanat gerirsen olmaz." O da son sözleri oldu. Yanımda kapadı gözlerini.
Ben Berat'ın anlattıklarını ilk duymuştum. Babasının böyle öldüğünü bilmiyordum. Ama anlattıkları ona da zor gelmişti derin bir nefes aldı. O an düşündüm babası ona sadece ağalığı değil insan olmayı da öğretmişti. Berat da bunu kendine yol bilmişti.
-Şimdi orayı, hastaneyi öyle görünce aklıma gene o geldi, aynı koku, aynı his belki de aynı çaresizlik.
Berat bu sefer bakışlarını bana döndürmüş tekrar konuşmuştu.
-Benim hayatımdan çok fazla insan gitti güzelim, çok fazla kişiyi kaybettim. Ya seni de kaybedersem...
Berat susarken ben parmaklarımı onun saçlarına geçirmiş konulmuştum.
-Kaybetmezsin, kaybetmiceksin.
Sesim ilk defa bu kadar karalıydı ne Beratı kaybetmeyi ne de benim gitme fikrimi düşünmek istemiyordum.
Berat saçlarındaki elimi öperken bense neşeli tutmaya çalıştığım sesimle konuştum.
-Hem yarın ağalar toplanıyormuş toparla biraz kendini. Baban o zaman ağa ol demiş. Şimdi toparlanma vakti.
-O var birde.
Berat konuşmuş ardına gözlerimin içine bakarak konuşmuştu.
-Ahh kadın iyi ki yanımdasın.
-Sen çekip gitme ben hep burdayım ağam.
-Laf etmeden de durmazmış.
-Cık, durmam.
Beratın bakışları bana kayarken dudaklarına bir öpücük vermiştim bende. Şu bir hafta herşey o kadar üst üste gelmişti ki bana tek iyi gelen şeyi Beratın olduğuna bir kez daha emin olmuştum. Kendi ailemi ben bile yok sayıyordum, bu konak bana aile olmuştu ama Beratın o terk edişine rağmen bile onsuz yapamıyordum. O benim tek ailem olmuştu.
Biz ayrılırken Beratın konuşması bir olmuştu.
-Karıcım.
-Kocacım.
Berat bana soran gözlerle bakarken bende konuştum.
-Nee? Kocamı özlemiş olamaz mıyım?
-Sen özle Asminim bu adam sana hep burda.
Berat beni tek hareketiyle altına alırken bende istemsizce gülmüştüm. Sanırım artık bu iki kişilik ailesini büyümesini bende fazlasıyla istiyordum.
Sabah uyandığımda Beratın saçlarımda olan elleriyle uyandığını anlayıp oldukça şen sesimle konuşmuştum.
-Günaydın ağam.
-Günaydın kadın.
-İşe gidecek misin bugün?
-Yok güzelim, kahvaltıdan sonra toplanırlar zaten.
-O zaman ben sana güzel bir kahvaltı hazırlıyım.
Ben kalkmak isterken Berat beni durdurmuştu.
-Sen kal burada, Hasret ablalar hazırlar.
-Kendim yapayım istemiştim.
-Bende karım yanımda olsun istedim.
-Peki kocacım.
Ben gülerek konuşurken Berat da gülmüş kahvaltı saatine kadar öylece Beratın omzunda uzanmıştım.
Saat geldiğinde hazırlanıp dışarı çıktığımızda Annemlerle berabere oturan tanımadığım bir kadın vardı. Ben onların yanına gidiyorken, Beratın da içeri geçeceği sırada Ayşe anne konuştu.
-Oğlum sende gel.
Biz Beratla öylece annemlerin yanına giderken kadını ziyarete gelenlerden biri sanmıştım. Beratta Ayşe anaya hitaben konuştu.
-Hayırdır ana?
-Bu fatma kadın! Size kurşun dökecek.
-Nee?
-Ana ne kurşunu?
Biz Beratla aynı anda tepki verirken ben şaşkınca bir Berat'a bir de gelen kadına bakıyordum.
-Vii oğlum olanları görmez misiniz? Hep kem gözden nazardan olur? Kurşunu bir döksün size gitsin.
Ben şaşırmış bir halde bakarken istem dışı konuşmuştum.
-Ana gerek var mı buna?
-Vardır kızım vardır. Siz nazara geldiniz.
-Ana sen bize değil tüm Beyzade aşiretine döktür çıkmaz böyle nazar.
Beratın dedikleriyle ben istemesizce gülerken Ayşe ana bana kızgın bakışlar atıp Berat'a döndü.
-Sus hele bir de anasıyla dalga geçiyor! Hayde geçin odaya!
Biz kendimizi oturma odasında Beratla beraber bir çarşafın altında bulurken yukarıda anamların ve o kadının ne yaptığına dair bir fikrimiz yoktu. Ben bir an için korkuyla iyice Beratın yanına geçmiş oturmuştum. Beratsa bana bakarak konuştu.
-Asminim.
-Hee.
-Kaçsak mı biz burdan.
Beratın fısıltıyla söylediği sözleri Ayşe ana duymuş olacak ki örtünün bir ucunu kaldırıp bize bakarak konuştu.
-Nereye kaçıyonuz! Oturun oturduğunuz yerde.
-Ana...
-Sus hele bak birde nasıl oturmuşlar dip dibe.
Ben bir an için utanıp Ayşe anaya bakarken Beratın söyledikleriyle gülmeme engel olamadım.
-Ana bizde aramıza nazar girmesin diye kenetlendik.
Ayşe ana Berat'a kızgınca bakarken bana bakarak konuştu.
-Gülme büke! Nazarın şakası mı olur heç?
Ayşe ana örtüyü tekrar indirirken biz Beratla hâlâ gülüyorduk. Kurşunu döktüklerine dair gelen sesle anamların nidası bir olmuştu.
-Hiih? Fatma kadın?
-Heçç eyi değildir, bak bak göz dolmuş bunlar.
Biz Beratla öylece birbirimize bakarken üstümüzdeki örtü kalkmıştı. Berat sessizce kaçmaya çalışırken Ayşe ana görmüş durdurmuştu, bende onun bu haline gülerken Ayşe ana kızmıştı.
-Gülme buke görmez misin ne hale gelmişiniz. Sende dur hele şurda!
Berat lâ biz el mahkum odanın bir köşesinde dururken Ayşe ana gelmiş Beratın gömleğine nazar boncuğu takmıştı.
-Anam bu ne?
-Neye benziyor oğlum! Siz böyle gülün, bunlar koruyacak sizi.
-Ben kendimi korurudum anacum.
-Olmaz öyle, bana bak Berat bunu çıkarmayacaksın!
-Ana ufacık şey mi koruyacak beni etme!
-Sus! Nazar konuşanı sever!
Ben Beratın ve Ayşe ananın hallerine gülerken sıra bana da gelmişti.
-Gülme buke, gülme aha bunu da sen takacan.
-Ana ben nereye takayım bunu.
Şaşkınlıkla sorduğum soruyla Ayşe ana bana ve üstümdeki elbiseye bakmış takıp de gizleyeceği bir yer bulamayınca konuşmuştu. Bu sefer de gülen Berat olmuştu.
-Gidesin bulasın bir şey.
-Ana ne bulayım, öylece sünnet çocuğu gibi yakama takamam ya.
-Git buke! Bul birşey!
-Ne bulayım ana?
-Git çamaşarına tak buke bunu da ben mi diyem.
-Ayşe ana? Olur mu öyle şey?
Ben şaşkınca öylece bakarken o da tekrar konuştu.
-Nazar bu buke her yerden girer! Hayde
Ayşe ananın dedikleriyle ben donup kalırken Berat da gülüyordu. Ayşe ana da bu hareketlerinizden hoşlanmamış olsa gerek konuştu.
-Onları takın, üstünüzden de çıktığını görmicem. Buke sende söyle Hasrete Fatma kadına bir kahve etsin.
-Tamam ana.
Biz odadan çıkarken Berat hâlâ gülüyordu, bende omzuna vurup konuştum.
-Gülme Berat!
-Yok Asminim istersen odaya gidelim ben takarım onu.
-Beraat!
-Asminim ben seni nazardan değil anamdan mı korusam.
- Yürü git şurdan ya! Off Berat.
-Biz arada yapalım bunu Asminim ben takarım sana boncuğunu.
Beratın göz kırparak söylediği sözlerin ardından be Beratı ardımda bırakıp giderken onun sesi hâlâ geliyordu. O an düşündüm evliliğim boyunca Beratla en içten güldüğümüz anlardı bunlar. Hemde bu karanlığın içinde en mutlu olduğumuz andı.
Ben kendi kendime içinde olduğumuz duruma gülüp mutfağa gittim. Kahveyi söyledikten sonra Fatma kadın gitmiş, biz daha kahvaltıya oturamadan ağalar toplanmaya başlanmıştı.
Berat, Murat, o pislik ve Asaf baba da aşağıya inip onları karşılarken bizde baş sağlığı ve geçmiş olsun demek için eşleriyle beraber gelen ağaların eşleri ve kızlarıyla içeride oturuyorduk. Konu onlardan çok biz ve Berat olmuştuk ama.
-Eee kızım kaç zaman oldu bir çocuk yok mudur?
Bende nerde o soru diyordum. Şu soruyu duymadan gün atlatsam şaşacaktım.
-Nasip.
-Nasip, doğru dersin de, kuman senden önce doğurusa ne olacak? Ayşe onu da göreydik, nerde yeni gelinin.
-Ne kuması pardon!
-Ee Berat ağaya kuma almışınız duyduk?
-Geldiği gibi gittiğini de duymadınız herhalde.
-Sen biraz daha doğurmazsan, gelen gitmez.
-Hanımefendi bi...
Ben konuşmadan Hasret abla gelmiş erkeklerin kalktığını söylemişti. Kadınlar eşleriyle tek tek giderken. Ciwan olacak o pislik de kapıyı çarpıp çıkmıştı konaktan. Ben de hızlıca Beratın yanına gitmiştim. Sonucun ne olduğunu merak ediyordum.
-Berat ne oldu?
-Ağalık bana kaldı da?
-Da ne oğul, heç eyi bir haber almış gibi durmazsın.
Yanımıza gelen Ayşe anayla Berat gözlerini benden çekmiş bir süre susup konuştu.
-Amcam ağalıktan çekildi.
-Nasıl çekildi, Asaf baba niye yaptı bunu?
-Bana devretti, ağalar da bana bir şart koştu.
Beratın şart koştu demesiyle içime bir ağırlık çökmüştü. Berat susup söylemediği sürece de o ağırlık daha da artıyordu. Bu konakta verilen şartlar bizi pek mutlu etmiyordu.
~~~~~~~~
Adım adım Finaleeee
İşte yeni bölüm.
Rojbin hanımın hâlini nasıl buldunuz?
Kurşun dökülmesi?
Sizce sunulan şart ne?
Herkese keyifli okumalar.
Bölüm etkileşimi
