91. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Hanife Y.

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 94Şu an: 91. Bölüm
  1. 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
  2. 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
  3. 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
  4. 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
  5. 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
  6. 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
  7. 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
  8. 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
  9. 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
  10. 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
  11. 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
  12. 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
  13. 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
  14. 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
  15. 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
  16. 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
  17. 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
  18. 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
  19. 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
  20. 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
  21. 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
  22. 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
  23. 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
  24. 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
  25. 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
  26. 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
  27. 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
  28. 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
  29. 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime
  30. 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
  31. 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
  32. 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
  33. 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
  34. 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
  35. 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
  36. 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
  37. 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
  38. 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
  39. 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
  40. 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
  41. 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
  42. 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
  43. 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
  44. 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
  45. 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
  46. 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
  47. 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
  48. 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
  49. 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
  50. 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
  51. 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
  52. 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
  53. 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
  54. 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
  55. 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
  56. 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
  57. 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
  58. 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
  59. 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
  60. 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
  61. 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
  62. 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
  63. 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
  64. 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
  65. 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
  66. 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
  67. 67 65. Bölüm1.958 kelime
  68. 68 66. Bölüm1.911 kelime
  69. 69 67. Bölüm1.921 kelime
  70. 70 68. Bölüm2.072 kelime
  71. 71 69. Bölüm1.382 kelime
  72. 72 70. Bölüm1.348 kelime
  73. 73 71. Bölüm1.882 kelime
  74. 74 72. Bölüm1.811 kelime
  75. 75 73. Bölüm1.783 kelime
  76. 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
  77. 77 75. Bölüm1.868 kelime
  78. 78 76. Bölüm1.759 kelime
  79. 79 77. Bölüm1.682 kelime
  80. 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
  81. 81 79. Bölüm1.786 kelime
  82. 82 80. Bölüm1.939 kelime
  83. 83 81. Bölüm2.073 kelime
  84. 84 82. Bölüm1.867 kelime
  85. 85 83. Bölüm1.805 kelime
  86. 86 84. Bölüm2.110 kelime
  87. 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
  88. 88 86. Bölüm1.472 kelime
  89. 89 87. Bölüm2.189 kelime
  90. 90 88. Bölüm1.643 kelime
  91. 91 89. Bölüm1.890 kelime
  92. 92 90. Bölüm1.379 kelime
  93. 93 91. Bölüm: Kaderin Acı Döngüsü2.155 kelime
  94. 94 91. Bölüm2.055 kelime · Okuduğun bölüm

Oda, sabaha karşı inen mahalle sessizliğine bürünmüştü. Miray, göğsüne saplanan görünmez bir hançerin acısıyla haykırarak uyandı. Ter içinde kalan saçları alnına yapışmıştı; gözleri korkuyla odanın loş köşelerinde gezindi. Başucunda, omuzları çökük bir halde sabaha kadar bekleyen Yusuf, bu ani uyanışla irkilerek hemen kadına doğru eğildi. Yüzündeki yorgunluk, yerini derin bir merhamete bırakmıştı.
"Hayır, ölmedi Yusuf! Ne olur bana ölmedi de... Yalvarırım!"
Yusuf’un kahverengi gözleri, kadının ıslanmış yeşil haresindeki dehşeti görünce kasıldı. Kendi yüreğindeki sızı, Miray’ın bu tarifsiz korkusu karşısında ikinci plana düşmüştü.
"Ne oldu Miray? Kimden bahsediyorsun? Neyin var senin böyle, kendine gel!" dedi, sesindeki endişeyi gizleyemeyerek.
Miray’ın dudakları titredi. "Zeynep... Zeynep yaşıyor mu?"
"Komada şu anda, uyanmasını bekliyoruz Miray!" Yusuf, kadının buz gibi ellerini kendi ellerinin arasına almak için uzandı. "Sen kötü bir kâbus gördün, geçti gitti."

Fakat Miray, Yusuf’un dokunuşunu elektrik çarpmış gibi hızla geri çekti. Gözlerindeki o mahzun ve kırılgan ifade bir anda silinmiş, yerine buz gibi bir yabancılık oturmuştu. Yusuf’un uzanan elleri havada asılı kaldı.
"Bitti..." dedi Miray, sesi odanın içinde bir nefes gibi kaybolarak. "Bitti, Yusuf."
Yusuf, duyduklarını idrak etmeye çalışarak kaşlarını çattı. "Ne diyorsun sen, Miray? Ne bitmesi?"
Miray, yataktan yavaşça doğruldu. Bakışlarındaki keskinlik, karşısındaki adamın ruhunu acıtmaya yetmişti.
"Ben sana büyük bir oyun oynadım, Yusuf," dedi, kelimeleri kelimesine zehir akıtarak. "Seni hiçbir zaman sevmedim. Sadece Harun’a yakın olmak, onun etrafında ne olup bittiğini öğrenmek için kullandım seni. Artık işim bitti, görüşmesek daha iyi olur."

Oda, bu itirafın ağırlığı altında ezildi. Yusuf, duyduğu cümlelerin şokuyla yerinde kaskatı kesildi. Kalbi, göğüs kafesini parçalayacakmış gibi hızla çarpıyor, aldığı nefes boğazına düğümleniyordu. Yumruğunu öyle bir sıktı ki, tırnakları avucunun etine gömüldü, canının acısı ruhunun acısının yanında hiçbir şeydi.
"Neden..." dedi Yusuf, sesindeki titreme öfkeye dönüşürken. "Benim duygularımla neden oynadın, Miray? Sen nasıl bir insansın? Kardeşimin kocasına... Evli bir adama nasıl bakarsın? Sen beni nasıl bir maşa olarak kullanırsın!"

Öfkesine daha fazla hakim olamayarak elini komodine sertçe vurdu; tahta yüzeyden çıkan tok ses evin her yerinde yankılandı.
Miray, bu şiddetli patlama karşısında irkilse de kendini toparladı. Yüzündeki acımasız maskeyi düşürmeden ayağa kalktı.
"Sen de bu kadar saf olmasaydın, Yusuf," dedi, zerre pişmanlık barındırmayan bir ses tonuyla. "Ben sana iki gün güldüm diye dünyayı önüme sermeye kalktın. Hayatta biraz uyanık olacaksın, aptal olmayacaksın."

Yusuf’un gözlerindeki yaşlar, öfkenin ateşiyle buhardan başka bir şey olmamıştı. "Defol!" diye kükredi, parmağıyla kapıyı işaret ederek. "Çık hayatımdan! Seni sevdiğim güne lanet olsun. Sakın bir daha karşıma çıkma. Sana kardeşimin kıyafetlerini verdik, evimize kadar soktuk seni... Ah kardeşim, annem beni uyarmıştı, 'Bu kızı gözüm tutmadı' demişti de dinlemedim. Hak etmişim... Defol git Miray!"

Miray, arkasına bile bakmadan çantasını kapıp odadan dışarı fırladı. Merdivenlerden yankılanan adımları, arkasında kalpleri enkazına çevirmiş bir adam bırakıyordu.
Yusuf’un dizlerinin bağı çözüldü; olduğu yere, soğuk mermerin üzerine yığıldı. Yüreğindeki sızı o kadar büyüktü ki, nefes almak imkânsızlaşmıştı. Gözlerinden sicim gibi süzülen yaşlar, birbirini takip ediyordu.
"Ben ne kadar aptalım..." diye fısıldadı kendi kendine, elleriyle saçlarını çekiştirerek. "Sevdiğim kadın, enişteme aşıkmış... Bu bir şaka olmalı, böyle bir şey nasıl gerçek olabilir? Ah bahtsız kardeşim... Şimdi uyanıp bana saydırsan haklısın. 'Ben sana dedim abi, bu kızda bir hayır yok' derdin, dinlemezdim. Sonuna kadar hak ettim... Bu aşkta da sınıfta kaldım."
Aşağı kattaki kargaşadan habersiz, Hatice Hanım merdivenleri çıkıp oğlunun odasına yöneldiğinde, Yusuf’u o perişan halde buldu.
"Oğlum, ne oldu sana böyle? O kız niye arkasına bile bakmadan kaçar gibi gitti?"
Yusuf, başını kaldırmadan, sesindeki bütün canlılığı yitirmiş bir halde mırıldandı: "Gitti anne... Nedenini sorma, ne olur beni yalnız bırak."
Aynı dakikalarda, evden ayrılan Miray, sokaklarda aklını yitirmiş gibi yürüyordu. Soğuk sonbahar rüzgarı yüzünü yalayıp geçiyor, ama o içindeki yangından başka bir şey hissetmiyordu. Sonunda sakin bir sokak köşesinde durdu; titreyen elleriyle çantasından çıkardığı gizli hattı, yedek telefonuna taktı.
Adana’daki işbirlikçisini aradı. Çalıyor, çalıyor... Fakat karşıdan sadece o monoton, ulaşılamaz sinyali geliyordu.
"Hayır... Olamaz!" diye inledi sokağın ortasında. Telefonu yere fırlattı; cihaz sert betona çarpıp parçalandı. "Zeynep ölmesin Allah’ım... Ne olur beni bu vicdan azabıyla baş başa bırakma, yalvarırım!"

Birkaç metre ötede, başka bir odada ise zaman başka bir boyutta akıyordu.
Zeynep’in yatağının kenarında, saatlerdir aynı pozisyonda çömelmiş kalmıştım. Gözlerimdeki fer çekilmiş, ruhum bu beyaz odaya hapsolmuştu. Gücüm tükeniyor, her saniye biraz daha eksiliyordum. Ne karımı bırakıp gidebiliyor ne de bu aciz bekleyişe katlanabiliyordum.

Eğildim, solgun parmak uçlarını dudaklarıma götürdüm. Sıcak bir damla yaş, Zeynep’in tenine düştü.
"Yeter artık çileğim..." dedim, sesimdeki pürüz acının en saf halini yansıtıyordu. "Uykuyu sevdiğini biliyorum ama bu kadar da uyunmaz ki... Hadi kalk. Sana mis gibi patates kızartması yapayım, çok seversin sen. En sevdiğimiz komik filmleri açarız. Ya da sahile gideriz, yine çekirdek ve gazoz... Ne istersen yaparız. Yeter ki uyan, çileğim. Sana söz verdim, daha mısır közleyeceğim annemlerin bahçesinde. Hadi... Yalvarırım kalk. Sensizliğe artık gücüm kalmadı. Ada yokken okyanus dibe çekiliyor, anlasana... Girdap oldum sensiz, hadi kalk da beraber dalgalanalım."

Kaçıncı kez bu cümleleri fısıldadığımı bilmiyordum. Dudaklarımı karımın elinin üzerine bastırdığım o an, odadaki sessizliği yırtan cılız bir ses duyuldu.
"Ya... Ne oluyor ya, kafamı şişirdiniz..."
Duyduğum sesle donakaldım. Kalbim bir saniyeliğine durdu, sonra göğsümü patlatacak gibi atmaya başladı. Aniden başımı kaldırdım; Zeynep’in göz kapakları hafifçe aralanmıştı.
"Zeynep... Zeynep!" Sesimdeki heyecan, boğazımdan kopup gelen bir çığlık gibiydi. "Uyanmışsın... Allah'a şükürler olsun, uyanmışsın!"
Zeynep, gözlerini kırpıştırarak etrafına baktı. Yüzünde ne bir tanışıklık ne de o bildik sıcaklık vardı; sadece hafif bir rahatsızlık ifadesi okunuyordu.
"Bir uyutmadın ki... Sürekli mırıldanıp durdun başucumda," dedi, sesi çatallı çıkmıştı.
Yüzümde, aylardır hasret kaldığım o gülümseme yayıldı. Gözyaşlarım, mutluluktan bu kez kontrolsüzce süzülüyordu yanaklarımdan. "Zeynep... Geri döndün. Çok şükür Allah’ım, geri döndün."
Eline uzandım, parmaklarını sıktım ama Zeynep’in elinden hiçbir tepki gelmedi; sanki o el ona ait değilmiş gibi öylece duruyordu.
"Ne geri dönmesi? Ne saçmalıyorsun sen?" Zeynep kaşlarını çattı, başını yastıkta sağa sola çevirdi. "Hem... Ben neredeyim? Ve sen... Sen kimsin?"
Gülümsemem dondu kaldı. Dilimi yutmuş gibi hissettim; odadaki tüm sesler kesildi.
"Zeynep... Ben benim, Harun... Okyanusun."
Zeynep’in yeşil gözleri şaşkınlıkla biraz daha açıldı. "Harun mu? Hangi Harun? Okyanus ne alaka?"
"Ben kocanım Zeynep... Şaka mı yapıyorsun çileğim? Bana şaka yapmanın sırası değil."
Zeynep, yüz ifadesinden şaka yapmadığı, hatta karşısındaki adamı gerçekten tanıyamadığı o kadar belliydi ki, kanım çekildi.
"Ne kocası be? Asıl sen şaka yapıyorsun herhalde, kafayı mı sıyırdın sen?" Doğrulmaya yeltendi ama sağ kolunu hareket ettirmek istediğinde tuhaf bir ağırlıkla karşılaştı. "Ben... Ben kolumu neden hissedemiyorum? Ne yaptınız bana?" Gözlerinde şimdi korku ve öfke harmanlanmıştı.
Vakit kaybetmeden başucundaki acil yardım butonuna basarak fırladım. "Zeynep sakin ol... Doktor birazdan gelecek, her şeyi açıklayacak."
"Doktoru moktoru bırak! Neden kalkamıyorum ben, ne yaptınız kollarıma?"
Odanın kapısı telaşla açıldı; Doktor Mithat ve iki hemşire içeri girdi.
"Zeynep Hanım, sakin olun lütfen. Ben doktorunuz Mithat Yıldırım. Sizi muayene etmeme izin verin." Doktor, karımın bacaklarındaki refleksleri kontrol etti. "Güzel... Bacaklarınızda his var. Şimdi buraya bakın." Sağ koluna hafifçe iğne batırdı, ancak Zeynep’ten en ufak bir irkilme gelmedi.
Zeynep, sol eliyle yatağın örtüsünü sıkarken, yaşlı gözlerle doktora baktı. "Doktor... Söylesene, ben neden kolumu oynatamıyorum? Felç mi kaldım ben?"
Doktor derin bir nefes aldı. "Zeynep Hanım, öncelikle yaşadığınız travmayı atlatmanız gerekiyor. Hafızanızı ve zihinsel durumunuzu kontrol edebilmem için bazı sorularım olacak, bana cevap verebilir misiniz?"
Zeynep yutkundu, başını salladı. Ben ise köşede, ellerim titreyerek bu mucizevi ama bir o kadar da korkunç tablonun orta yerinde kalakalmıştım.
"Adınız ve soyadınız nedir?" diye sordu doktor.
"Zeynep Karaca..."
Kalbime bir iğne daha battı. Karaca... Soyadını hatırlıyordu ama Aslan olduğundan haberi yoktu.
"Harika," dedi doktor. "Peki yaşınızı ve hangi yılda olduğumuzu biliyor musunuz?"
Zeynep kaşlarını çattı, zihnini zorlar gibi bir an duraksadı. "Ben... Şey... Kaç yaşındayım tam hatırlayamıyorum. Hangi yıldayız onu da bilmiyorum. Adımı biliyorum, kim olduğumu biliyorum ama... Sonrasını hatırlayamıyorum. Sanki sisler arkasındayım."
"Kafanızın karışık olması çok normal Zeynep Hanım. Büyük bir kaza atlattınız, hayatta kalmanız bir mucize. Kazada başınıza çok şiddetli bir darbe aldınız ve beyninizin bazı fonksiyonları bu travmadan etkilendi. Şu an hafızanız gibi, beyniniz sağ kolunuzun sinyallerini de geçici olarak kapatmış olabilir. Uzun ve sabırlı bir fizik tedavi süreciyle kolunuzu yeniden çalıştırabiliriz."
Zeynep’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü. "Ben... Ben sakat mı kaldım? Sabırlı ol diyorsunuz ama ben sabırsız biriyim! En son... En son okulda resim yarışması için abiye bakacaktım. Arkadaşımla anlaşmıştık..."
Dehşet içinde öne atıldım. "Zeynep... En son neredeydin? Ne okulu?"
Zeynep bana dik dik baktı. "Sınıfın kapısındaydım... O da bana gülümsemişti..."

Nefesim kesildi. "O... O bendim Zeynep. O gün sen daha dokuz yaşındaydın."

Zeynep şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Ne? Sen... Sen o mayın tarlası çocuk musun? Ama sen... Sen çok büyümüşsün! Yoksa ben geleceğe mi ışınlandım?"

Doktor hafifçe gülümsedi. "Bu bizim için çok büyük bir umut, Zeynep Hanım. Anılarınızı tamamen kaybetmediniz; zihniniz geçmişin en net kalan yerine sığınmış durumda. Bir aylık koma sürecinden sonra bu tarz hafıza kaybı ve zaman kaymaları beklediğimiz şeyler. Eşiniz Harun Bey size bu süreçte destek olacaktır. Geçmiş olsun."

Doktor odadan çıkarken, Zeynep sol elini kaldırıp kendi yüzüne, saçlarına dokundu. Sağ kolu hareketsizce yanına düşmüştü.
"Ne hale gelmişim ben böyle... Annem nerede, babam nerede?"
Hemen sol elini tutup kendi avucumun içine aldım. "Birlikte atlatacağız çileğim... Ben senin bir an olsun yanından ayrılmayacağım."
Zeynep, kaşlarını öfkeyle çatıp elini hızla çekti. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun? Çilliyim diye bana çilek diyorsun, bir de kalkmış 'kocanım' diyorsun! Hem sen... Sen bayağı tipsizleşmişsin!"
Dudaklarımda istemsiz, acı ama bir o kadar da sevecen bir kıvrılma oldu. "Tipsiz miyim Zeynep?"
"Evet! Hem ben seninle gerçekten evli miyim yani?"
"Evliyiz çileğim. Sana çilek diyorum çünkü tatlısın."
"Bana genelde kızıl şeytan derler! Beni tatlı bulan ya salaktır ya da senin gibi biri..."
Gözlerimdeki derin sevgiyle kadına baktım. "Salak olmaktan hiç şikayetçi değilim Zeynep’im. Sen bana ne dersen de, ben hep buradayım."
Zeynep etrafına bakındı, ardından gözlerini mavi okyanuslarıma dikti. "Peki şimdi sen... Ne iş yapıyorsun? Zenginsindir herhalde, bu hastane masraflarını falan ödeyebilecek misin?"
Gülümsemeden edemedim. İçimdeki fırtınalara rağmen, o eski Zeynep’in haylaz ruhunun hâlâ orada olduğunu görmek içimi ısıtmıştı. "Evet, dünyanın en zengin adamıyım. Çünkü dünyanın en değerli zümrüdüyle evliyim."
"Ya, bir git! Zümrüt para eder mi? Altın ya da elmas olmadıktan sonra..."
"Yine o para göz hallerine büründün."
Zeynep’in yüzündeki neşe aniden silindi, yerine derin bir hüzün oturdu. "Artık bir önemi yok paranın... Sağ kolumu kullanamıyorum, eksik bir kızım artık. Dibe vurdum. Senin cebinde beş kuruş olmasa bile benden zenginsin şu an. Ama... Ama benimle evli olmaya mecbur değilsin biliyorsun değil mi? Kendine güzel, sağlıklı birini bulabilirsin. Maşallah boy pos da yerinde..."
O cümlenin arkasındaki kırık küçük kız çocuğunu gördüm. Eğildim, gözlerinin içine baktım.
"Sen eksik değilsin, Zeynep. Bir engelin olması senin eksikliğini değil, ne kadar güçlü olduğunu gösterir. Sen her şeye rağmen pes etmeyen, insana umut veren birisin. En büyük eksiklik korkaklıktır; sen ise tanıdığım en cesur kadınsın."
Zeynep, bu derin sözler karşısında bir an yutkundu, hafifçe gülümsedi. "Haklısın... Ben Zeynep’im, kolay kolay pes etmem. Ama hâlâ nasıl evlendiğimizi aklım almıyor. Yoksa... Yoksa biz... Şey mi yaptık?"
Tek kaşımı kaldırdım. "Biz ne yaptık çileğim?"
"Yani... Ne kadar süredir evliyiz biz seninle?"
"Normalde dört ay oldu. Düğünden sonra fiilen bir aylık evliyiz."
"Bir aylık evliysek ve ben bir aydır komadaysam... Kaza nasıl oldu peki?"
Yüzümdeki gülüş soldu. "Bilmiyorum Zeynep’im... Bir bilsem. Bunun cevabını ancak sen hafızanı geri kazandığında vereceksin."
Tam o sırada kapı aralandı ve Cesur Bey, telaşla odaya girdi. "Kızım!" diye seslendi, sesindeki titreme beni sarstı. "Çok şükür uyanmışsın, Allah’ıma şükürler olsun..."
Zeynep, babasına yabancı gözlerle baktı. Kaşlarını çatarak geriye çekildi. "Siz de kimsiniz beyefendi?"
Hızla kalkıp Cesur Bey’in omuzuna dokundum ve kulağına eğildim: "Zeynep henüz hiçbir şeyi hatırlamıyor baba... Şimdilik gerçeği söylemeyelim, olur mu?"
Cesur Bey, bakışlarımdaki acıyı anladı; yutkundu ve bozuntuya vermedi. Yüzüne sahte ama sıcak bir gülümseme yerleştirdi.
"Ben... Harun’un amcasıyım kızım, geçmiş olsun demek için gelmiştim."
Zeynep kafasını salladı. "Sağ olun... Anlaşılan ailem beni unuttu ya da kimsenin umurunda olduğum yok."
"Hayır, Zeynep... Sen yeni uyandın, kimsenin haberi yok daha," dedim. "Hemen haber veririm, birazdan gelirler."
"İstemez... Arama kimseyi," dedi Zeynep, gözlerinde ani bir panikle. "Şimdi gelip 'Neden dikkat etmedin?' diye azarlarlar. Engelli olduğumu görürlerse annem hepten işe yaramaz biri olduğumu söyler..."
Kalbim bu sözlerle bir kez daha kavruldu. Eğildim, gözlerinin içine baktım.
"Zeynep... Artık sen bir Karaca değilsin. Sen bir Aslan’sın, benim soyadımı taşıyorsun. Senin artık bir evin var, ikimizin dünyası var. Kimseye muhtaç değilsin, kimsenin seni ezmesine izin vermem."
Cesur Bey, kızının bu zavallı ve kimsesiz haline daha fazla dayanamayarak sessizce odadan çıktı.
Zeynep, yaşlı gözlerle bana baktı. "Çok garip... Rüyada gibiyim sanki. O sınıftan çıkıp bugüne ışınlanmak, seninle evli olmak... Kendimi o küçük kız çocuğu gibi hissediyorum ama aynı zamanda çok yabancı..."
Saçlarına şefkatle dokundum. "Korkma çileğim... Sen hep benim için o bana boncuk göz diyen küçük kızsın. Ve ben, seni o sınıftan bu yana hep bekledim."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

72okunma 8beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18