29. bölüm / 93
🕊️ ZEYNEB-İ HARUN 🕊️28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası
Bölümler 93Şu an: 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası
- 1 🕊️ ZEYNEB-İ HARUN // KARAKTER REHBERİ 🕊️441 kelime
- 2 1. Bölüm: Çilek Kokulu İsyan1.758 kelime
- 3 2. Bölüm: Kusurun Örtüsü1.657 kelime
- 4 3. Bölüm: Bayram Telaşı ve Zoraki Kısmet1.827 kelime
- 5 4. Bölüm: Bir Bayram Sabahı ve Beklenmedik Dönüşüm2.061 kelime
- 6 5. Bölüm: Çilek Kokulu Kaos1.710 kelime
- 7 6. Bölüm: Yırtılan Hayallerin Gölgesinde1.494 kelime
- 8 7. Bölüm: İki Dünyanın Çatışması1.434 kelime
- 9 8. Bölüm: Gölyazı’da Bir Zümrüt Sığınağı1.547 kelime
- 10 9. Bölüm: Gölyazı’nın Serin Sularında Uyanan Geçmiş1.906 kelime
- 11 10. Bölüm: Çilek Kokulu Eskizler ve Mavi Bir Sır1.481 kelime
- 12 11. Bölüm: Ağaçtaki Yazı ve Çilek Kokulu Sis1.586 kelime
- 13 12. Bölüm: Çilek Kokulu Buhar ve Boşnak Böreği1.955 kelime
- 14 13. Bölüm: Çatlak Camlar ve Cevizli Lokum1.746 kelime
- 15 14. Bölüm: Çınar Ağacının Sırrı ve Mavi Kırgınlık1.907 kelime
- 16 15. Bölüm: Çelik Avuçlar ve Kırmızı Kamyon1.803 kelime
- 17 16. Bölüm: Cevizli Lokum ve Kahvaltıda Patlayan Fırtına1.823 kelime
- 18 17. Bölüm: Üç Yanıt, Bir Yemin ve Ahşap Salondaki Nikah1.772 kelime
- 19 18. Bölüm: Çilek Kokusu, İğne ve Kördüğüm1.517 kelime
- 20 19. Bölüm: Zümrüt Gözler, Taşlar ve Göğüsteki Fırtına1.354 kelime
- 21 20. Bölüm: Siyah Ateri, 24 Saatlik Ateşkes1.621 kelime
- 22 21. Bölüm: Sıçrayan Kıvılcımlar ve Aşırı Yüklü Bir Kalp1.761 kelime
- 23 22. Bölüm: Mavi Aynalar, Yaralı Bir Tuval ve Kırmızı Ayakkabılar2.145 kelime
- 24 23. Bölüm: Mavi Camın Arkasından Dünya ve Kızıl Gülün Dikenleri1.853 kelime
- 25 24. Bölüm: Kırmızı Babetler, Fırtına ve Yassı Bir Sükût1.567 kelime
- 26 25. Bölüm: Saklı Merhamet, Küçük Bir Borç1.371 kelime
- 27 26. Bölüm: Çilek Kokulu Sır, İpek Mesajlar ve Sokağın Başındaki Gölge1.439 kelime
- 28 27. Bölüm: Mavi Önlük, Yanık Sos ve Sokağın Başındaki Gölge1.391 kelime
- 29 28. Bölüm: Çalınan Yıllar ve İtirafın Fırtınası1.670 kelime · Okuduğun bölüm
- 30 29. Bölüm: Çam Ağacının Sırrı, Yağmur Kokusunda Sarılış ve Yeni Bir Başlangıç1.669 kelime
- 31 30. Bölüm: Sıcak Su Vadi, Gözlüklerin Arkasındaki Sır ve Salondaki Fırtına1.652 kelime
- 32 31. Bölüm: Geceye Dökülen Hakikatler, Bohça Mesajları ve Kalbe Düşen Çilek Kokusu1.260 kelime
- 33 32. Bölüm: Mavi Bir Rüyadan Kırmızı Bir Rezalete,1.439 kelime
- 34 33. Bölüm:Sözler, Hırslar ve Kalbe Atılan Çentik1.793 kelime
- 35 34. Bölüm: Ahenkli bir Yüzük, Gizli Bir Yazı ve Kalbin Yalancı Sancısı1.798 kelime
- 36 35. Bölüm:Eski Bir Şarkı, Geceye Sızan İlkler1.345 kelime
- 37 36. Bölüm: Kırılan Büyü ve Zümrüt Zarafeti1.731 kelime
- 38 37. Bölüm:Gözlerin Mavisine Sığınmak1.728 kelime
- 39 38. Bölüm:Yara İzi ve Sığınak1.613 kelime
- 40 39. Bölüm: Zeynebin Okyanusu ve Çıraklık Sınavı1.561 kelime
- 41 40. Bölüm:Çamaşır Suyu, Kıskançlık ve Yarım Kalan İtiraf1.844 kelime
- 42 41. Bölüm:Sözlerin Ardındaki Okyanus1.450 kelime
- 43 42. Bölüm:Karanlık Sular ve Sözlerin Gücü1.518 kelime
- 44 43. Bölüm: Gölyazı’ya Kaçış ve Geceye Sınanan Yeminler1.694 kelime
- 45 44. Bölüm: Mum Işığı1.465 kelime
- 46 45. Bölüm: Ağlayan Çınarın Gölgesinde1.284 kelime
- 47 46. Bölüm: Okyanusun Yeşile Çaldığı An1.402 kelime
- 48 47. Bölüm: Kanlı Çınar ve Yarıda Kalan Okyanus1.527 kelime
- 49 48. Bölüm:Kanlı Çınar’ın Gölgesinde Yaşam Savaşı1.782 kelime
- 50 49. Bölüm: Beyaz Zindandan Yuvaya: Yeniden Doğuş1.551 kelime
- 51 50. Bölüm: Cam Kırıkları ve Kül Olan Pembe1.659 kelime
- 52 51. Bölüm: Kabukların Ardındaki Zeynep2.185 kelime
- 53 52. Bölüm: Mavi Aşkın Flört Haritası1.793 kelime
- 54 Mahalle Kadınları (WhatsApp Grubu):209 kelime
- 55 53. Bölüm: Mahallenin Dili ve Kalbin Fısıltısı1.862 kelime
- 56 54. Bölüm: Kırılan Seramikler ve Hakikatin Alevleri1.752 kelime
- 57 55. Bölüm: Gönlün Sığınağı ve Geceye Düşen Gölgeler1.721 kelime
- 58 56. Bölüm: Çizilen Gözler ve Masumiyet Haritası1.616 kelime
- 59 57. Bölüm: Batmış Bir Ada ve Sönen Okyanus1.752 kelime
- 60 58. Bölüm: Yaralı Bir Kanat, Kibritçi Kız1.633 kelime
- 61 59. Bölüm: Harun'un Öfkesi ve Bir Yeryüzü Sığınağı1.758 kelime
- 62 60. Bölüm: İki Yürek, Bir Kaçış1.718 kelime
- 63 61. Bölüm: Okyanusun Sığınağında1.716 kelime
- 64 62. Bölüm: Kırık Bir Umudun Sonbaharı1.639 kelime
- 65 63. Bölüm: Vuslatın Zeytin Kokulu Sabahı1.815 kelime
- 66 64. Bölüm: Okyanusun Öfkesi ve Boğanın Gazabı1.816 kelime
- 67 65. Bölüm1.958 kelime
- 68 66. Bölüm1.911 kelime
- 69 67. Bölüm1.921 kelime
- 70 68. Bölüm2.072 kelime
- 71 69. Bölüm1.382 kelime
- 72 70. Bölüm1.348 kelime
- 73 71. Bölüm1.882 kelime
- 74 72. Bölüm1.811 kelime
- 75 73. Bölüm1.783 kelime
- 76 74. Bölüm: Kanlı Kaderin Sessiz Çığlığı1.858 kelime
- 77 75. Bölüm1.868 kelime
- 78 76. Bölüm1.759 kelime
- 79 77. Bölüm1.682 kelime
- 80 78. Bölüm:Okyanustaki Çırağan ve Kalbin Zirvesi1.587 kelime
- 81 79. Bölüm1.786 kelime
- 82 80. Bölüm1.939 kelime
- 83 81. Bölüm2.073 kelime
- 84 82. Bölüm1.867 kelime
- 85 83. Bölüm1.805 kelime
- 86 84. Bölüm2.110 kelime
- 87 85. Bölüm: Okyanusun Çileği1.859 kelime
- 88 86. Bölüm1.472 kelime
- 89 87. Bölüm2.189 kelime
- 90 88. Bölüm1.643 kelime
- 91 89. Bölüm1.890 kelime
- 92 90. Bölüm1.379 kelime
- 93 91. Bölüm: Kaderin Acı Döngüsü2.155 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bu gelen... Melda mıydı gerçekten?! İlkokul arkadaşım Melda... Olamazdı ya, bir insan bu kadar mı benzeyebilirdi, yoksa kader yine benimle oyun mu oynuyordu?
Gözlerim panikle büyüdü. Kalbim neden böyle delicesine atmaya başlamıştı ki şimdi? Hemen çatalımı bilerek yere düşürmüş gibi yapıp masanın altına doğru eğildim. Şimdi hiç uğraşamazdım onunla! Eski defterleri açmaya, o sinsi bakışlarıyla beni süzmesine hiç ama hiç tahammülüm yoktu.
Ne yapacaktım şimdi ben, off!
Gizlice çantamı da kucaklayıp masanın altından bir kurbağa gibi eğilerek mutfağa doğru emekledim. Kapıdan içeri süzüldüğümde şükürler olsun ki beni görmemişlerdi. Tam kafamı kaldırıp doğrulacakken sert bir çift bacağa tosladım.
Başımı kaldırdım. Harun’du bu...
Kafasını eğmiş, şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Zeynep? Hayırdır, niye böyle kurbağa gibi yürüyorsun dükkanın ortasında?"
Üstümü başımı düzelterek hemen ayağa kalktım, çenemi dikleştirdim: "Böyle bir akım çıkmış internette de, onu deneyeyim dedim!"
Harun bıyık altından, gözlerinin içi parıldayarak güldü. "Anladım... Bir şey mi isteyecektin, neden geldin mutfağa?"
"Yardıma geldim!" dedim sesimi yükselterek. "Müşteriler epey çoğaldı, acıdım hâlinize de yardım edeyim dedim. Fena mı?"
Harun takıldı: "Sen yardım edeceksin? Kafana saksı falan mı düştü senin Zeynep?"
"Aman, iyi ki bir yardım edelim dedik! Uzatma işte!"
"Tamam tamam... Şurada önlük var giy, bir de bone tak saçlarına."
"Tamam, hadi git bak sen müşterilerine."
Ben mutfaktaki lacivert önlüğü belime bağlarken tezgahtaki Bilal abi dönüp sordu: "Hayırdır Zeynep?"
"Abi yardım edeceğim size, ne iş yapayım?"
"Git sen de içeriden sipariş al o zaman."
Gözlerimi açtım: "Yok abi, mutfak işi diyorum ben! Ne anlarım sipariş alıp kızlarla muhatap olmaktan?"
"İyi tamam, bulaşıkları yıka o zaman. Bayağı biriktiler, ben yetişemiyorum."
İçimden "Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum!" diye sövüyordum kendime.
"Bilal abi, yıkarım bulaşıkları da... Senin eşin yok mu? O niye yardıma gelmiyor madem bu kadar yoğunsunuz?"
Bilal abi kaşlarını çattı: "Zeynep, iki çocuk var benim biliyorsun değil mi? Kim bakacak o çocuklara evde?"
"Aa... Doğru ya," dedim mahcupça.
"Hadi madem geldin, oyalanma da yıka şunları."
Dertsiz başıma durduk yere iş açmıştım! Tezgahtaki sarı bulaşık eldivenlerini hırsla elime geçirip evyenin başına geçtim. Tabakları sabunlayıp yıkamaya, durulayıp kenara dizmeye başladım. Ama içimde tırmanan o panik yüzünden ellerim titriyordu; bir an önce buradan kaçıp gitmek istiyordum.
Bir yandan tabakları kuruluyor, bir yandan da mutfak kapısının küçük camından içeriye bakıyordum. Melda... Harun’un sipariş aldığı sırada adama nasıl da süzülerek kahkaha atıyordu öyle!
Gözüm oraya dalmışken elimdeki tabak kayıp zemin fayansına çakıldı! Yetmezmiş gibi, tezgaha üst üste çok fazla dizdiğim diğer porselen tabaklar da dengesini kaybedip gürültüyle yere devrildi! Mutfak bir anda porselen cehennemine döndü.
Bilal abi saçını başını yoldu: "Allah’ım deliriceğim ya! Kızım sen bizim ekmek teknemizi batırmaya mı niyetlisin?! Gitti canım tabaklar!"
"Bilal abi valla kazayla oldu!" diyerek panikle dizlerimin üzerine çöktüm.
Yerdeki sivri porselen parçalarını toplamaya çalışırken Harun o dehşetli şangırtıyı duyup hışımla mutfağa koştu. "Ne oldu Zeynep?!"
Bilal abi sitemle bağırdı: "Ne olacak Harun, gitti canım takımlar!"
Harun abisine çıkıştı: "Abi ayıp oluyor ama! Kırılan tabak olsun, cana geleceğine mala gelsin!"
Ben yerdeki keskin parçaları panikle, ellerim titreyerek toplamaya çalışırken parmağıma batan sivri bir porselenle irkildim. Parmağımdan sicim gibi kan akmaya başladı ama yine de durmayıp toplamaya devam ettim.
Harun anında yanıma çöküp ellerimi tuttu. "Bırak Zeynep, ben hallederim! Bir yerine bir şey oldu mu?"
Bilal abi "Allah’ım sabır ver!" diyerek tepsisini alıp mutfaktan içeri kaçtı.
"İyiyim Harun, bir şeyim yok... Ben gitsem iyi olacak," dedim kısılan sesimle. Ama şimdi dışarı çıksam, Melda ve arkadaşları gitmeden buradan kaçamazdım ki!
Harun kaşlarını çatarak gözlerimin içine baktı: "Zeynep... Sende bir haller var. Biri mi var dışarıda? Biri seni rahatsız mı etti yoksa?"
"Hayır ya! Kimden kaçacağım ben, korkak mıyım ben?!"
"Paniklemiş gibisin... Neyse, hadi gel elini suya tutalım. Yara bandı olacaktı şurada."
Beni tezgahın yanına götürdü. Elimi nazikçe suyun altına tuttu, havlu kağıtlada kurulayıp cebinden çıkardığı yara bandını özenle parmağıma sardı.
"Ben buraları süpürürüm, sen şurada kenarda otur sadece."
"Tamam..." dedim mahcup bir sesle. Karşısında rezil olmuştum.
Tam o sırada askılığa astığım çantamın içinden o tuşlu telefonumun avazı çıktığı kadar çalmaya başlayan melodisi duyuldu. Telefonu külüstür çantadan aceleyle çıkarmak isterken elimden kaydı ve beton zemine şiddetle çakıldı! Telefon paramparça olarak etrafa saçıldı.
Off! Bugün sakarlık günümdü galiba, iyice rezil olmuştum!
Harun yerdeki parçaları süpürürken beni süzüyordu. Hemen eğilip telefonun dağılan bataryasını, kapağını topladım. Tuş silikonu bile yerinden çıkmıştı.
"Off... Çalışmıyor işte!"
Harun yerdeki camları temizledikten sonra yanıma geldi. Ben de üzerimdeki önlüğü çıkarıp çantamı omzuma asmıştım.
"Zeynep, gerçekten bir şey mi oldu? Ne bu hallerin senin?"
"Of Harun, bir şey yok dedim ya! Buradan başka bir çıkış var mı? Ben çıkayım en iyisi, babama uğrayacağım."
"Buradan arka bahçeye çıkış var ama etrafı yüksek duvar Zeynep... Kapı yok. Babana gideceksen salondan geçip ön kapıdan gideceksin."
İçimden "Sanki bilmiyordum!" diye geçirdim.
Niye kaçıyordum ki ben sahiden? Neyden utanıyordum? En iyisi paşa paşa salondan geçip gitmekti. Bana neydi canım, geldilerse geldiler!
"Tamam o zaman, içeriden gideceğim."
"Olmaz, ben seni götürürüm," dedi Harun önlüğünü çözerken. "Biraz işlerimiz azalsın, bekle sen."
Kaşlarımı hırçınlıkla çattım: "Hayırdır Harun? Ne bekleyeceğim seni? Kendim giderim, sahibim misin sen benim?!"
"Hayır, ondan değil Zeynep... Sana eşlik edeyim diye dedim."
"Gerek yok! İstemi-yorum! Ben kendim giderim. Gelme sakın peşimden, yoksa bir daha asla gelmem buraya!"
Harun ellerini kaldırdı: "Tamam... Tamam, dikkatli git. Telefonun da kırıldı zaten, ulaşamam artık sana."
"Ben ulaşmak istersem ulaşırım! Hadi by!" diyerek mutfaktan hışımla çıktım. Bilal abi beni çıkarken görünce derin bir rahat nefes aldı; dükkanı yakmadan gidiyorum diye dua ediyor olmalıydı!
Tam sağıma soluma bakmadan, başımı öne eğip kapıya doğru hızlı adımlarla yürüyordum ki arkamdan o nefret ettiğim ses yükseldi:
"Zeynep?! Sensin! Saçlarından tanıdım seni!"
Adımlarım kilitlendi. Yavaşça kafamı çevirip Melda’ya baktım. "Aa... Evet. Yıllar sonra karşılaşmamız ne büyük tesadüf..." dedim buz gibi bir sesle.
"Evet ya! Hadi gel masamıza otur da neler yaptın anlat biraz!"
İçimden "Tamam, dedikodu malzemeniz çıktı ayağınıza kadar!" diye geçirdim.
Gizlice parmağımdaki gümüş söz yüzüğünü çıkarıp cebime attım ve mecburiyetten masalarına doğru adımlayıp yanlarına oturdum. Harun da tezgahın arkasından gitmediğimi görünce müdahale etmedi, uzaktan izlemeye başladı.
"Buraya hep geliyor musun Melda?"
"Harun abi tanıdık diye geliyorum arada bir, yemekleri çok güzel. Peki sen? Görmeyeli uzun zaman oldu. Benim gibi kapanırsın sanmıştım..."
"Benim babam da yolun karşı tarafında esnaf. O yüzden geliyorum ben de arada," dedim soğukça. Kafasında lacivert şık bir şal vardı. "Kapanmamak benim tercihim..."
"Tabii canım... Güzelleşmişsin valla, ne yalan söyleyeyim hiç böyle beklemiyordum seni. Ee, ne okuyorsun şimdi?"
Nasıl bir muhabbetti bu ya, baymıştı beni!
"Okumuyorum. Bu sene sınava girmeyi düşünüyorum. Sen okuyor musun?"
"Aa, puanın mı yetmedi kız? Ben okuyorum valla, iki yıllık işletme okuyorum..."
(İçimden "Anca bu bölümü kazanırdın zaten o sığ zekanla!" dedim ama sustum.)
"Sevindim senin adına. Sınava girmedim iki senedir, puanla bir ilgisi yok. Kendi tercihim."
Harun masalara sipariş götürürken yanımızdan geçip beni şöyle bir süzdü.
Melda gözlerini Harun’a kaydırıp fısıldadı: "Kız, Harun abi de nişanlanmış! Parmağında yüzük var... Çocukken ikimize de nasip olmadı adam!"
Harun abi diyor bir de! Ben adamla sözlüyüm, hatta dini nikahlı karısıyım be! Offf!
"İkimize de derken? Benimle ne alakası var?!" dedim kaşlarımı çatarak.
Melda kıkırdadı: "Hadi Zeynep, yeme beni! Çocukken deli gibi hoşlanıyordun adamdan. O zaman küçüktük ama sonradan anladım; o resmi yapmak için bayağı aşık olmak gerekir! Sürekli onun resmini çiziyordun defterlere. Ben sana yalandan 'Harun senin için şöyle şöyle dedi' demeseydim, sen onu çizmeye devam edecektin valla!"
Bir an donakaldım. Kanım beynime sıçradı, dünya etrafımda durdu.
"Ne... Ne diyorsun sen Melda?! Yalandan derken? Ne konusunda, ne demiştin ki bana?!"
Melda umursamazca omuz silkti: "Ya kızım işte, çocuk aklı! O zaman Harun abiyi senden kıskanmıştım. Abim bana 'Harun öyle kız muhabbeti yapmaz' falan demişti ama ben sana 'Harun seninle dalga geçiyor, gülüyor' demiştim ya... Gerçek değildi onlar, ben uydurmuştum yani!"
Nefesim boğazıma dizildi... Kalbim sanki göğüs kafesimi delip dışarı fırlayacaktı!
Çocukluk travmam... Yıllardır içimde büyüttüğüm o devasa kin, Harun’a karşı ördüğüm o aşılmaz duvarlar, "Beni rezil etti, benimle dalga geçti" diyerek yıllarca adamdan nefret etmeme sebep olan o büyük yalan... Şartellerim birer birer patladı!
"Sen..." dedim sesim titreyerek. "Sen 'çocukluk' diyorsun öyle mi?! Sen ne yaptığının farkında mısın be?!"
Melda yüzümdeki o dehşet verici, gözü dönmüş ifadeyi görünce geri çekildi. "Ne oluyor Zeynep ya?! Çocukluk şeyleri işte, bana kızmayacaksın herhalde? Harun bak ikimizle de beraber değil sonuçta!"
"SUS!..." dedim yumruklarımı masaya vurarak.
"Ne diyorsun Zeynep sen, ne bu haller?! Mahallede hakkında dedikodu duymuştum da gerçekten değişmişsin sen!"
"SANA SUS DEDİM!"
"Kız alkollü müsün sen yoksa?! Kötü yollara mı düştün gerçekten?!"
Sabrım, akıl sağlığım, her şeyim tükendi!
"ALLAH!..." diyerek yerimden bir ok gibi fırladım!
Elimi Melda’nın kafasındaki başörtüsünün altından saçlarına daldırıp kökünden sımsıkı kavradım!
"Bırak Zeynep! Ne yapıyorsun, bırak!" diye çığlığı bastı Melda.
"LAN! Kapandın diye edepli mi oldun başıma da bana laf çarpıp duruyorsun yılan?! Saçını başını kopartırım senin!"
Harun bir anda elindeki tepsiyi yan masaya fırlatır gibi bırakıp buraya koştu. "Zeynep! Ne yapıyorsun, bırak kızı!"
Melda Harun’u görünce ağlamaya başladı: "Harun abi yardım et! Çıldırdı bu kız!"
"SANA NE HARUN’DAN GERİ ZEKALI?! O BENİM SÖZLÜM!"
"Sözlüm" lafı ağzımdan çıktığı an Harun olduğu yerde donakaldı, gözleri şaşkınlıkla açıldı.
"Deminden beri sustum ama senin o yılan dilini kopartırım ben bukalemun suratlı şey!" diye bağırıp Melda’nın saçlarını daha da hırsla çektim.
Harun belimden sımsıkı kavrayıp beni geriye doğru çekerek elimi kızın saçlarından zorlukla kurtardı.
Melda başörtüsünü düzeltirken bana bağırdı: "Ne bileyim ben senin sözlün olduğunu aptal! İyice manyaklaşmışsın sen!"
"Manyak sensin! Ruh hastası, yılan dilli yaratık! Bir daha sakın sözlümün dükkanına adımını atmayacaksın! Yoksa seni doğduğuna pişman ederim!"
Bütün lokanta, müşteriler, Bilal abi şok içinde bize bakıyordu.
Harun’a döndüm gözlerimden ateş saçarak: "Harun! Duydun mu beni?! Bu kız bir daha buraya adım atmayacak! Yoksa taş üstünde taş bırakmam, yıkarım burayı!"
Melda ve arkadaşları çantalarını bile zor toplayıp çığlık çığlığa dükkandan dışarı kaçtılar.
Nefes nefese kalmıştım, göğsüm hırsla kalkıp iniyordu. Etrafta Harun’a göz süzüp duran o süslü kızlar bile korkudan sinmiş, gözlerini benden kaçırmaya başlamışlardı. Bu onlara da açık ve net bir uyarıydı!
Harun belimdeki elini gevşetmeden, o dipsiz mavi gözleriyle yüzüme baktı. Yüzünde paha biçilemez bir tebessüm belirdi.
"Zeynep..." dedi sesi titreyerek. "Sen ilk kez 'sözlüm' dedin bir başkasına..."
"Melda benim ilkokul arkadaşımdı..." dedim hırsımı alamayarak. "Damarıma bastı! Kendime hakim olamadım, olay çıkardım işte!"
Harun bana doğru hafifçe eğildi, sadece benim duyabileceğim o yumuşak, derin fısıltısıyla konuştu:
"Sen hep böyle beni 'sözlüm' diyerek koruyacaksan... Dükkanı başıma yıksan razıyım Zeynep."
Bölüm etkileşimi
